
Almanya’da yaşayan Kürtler, Pazartesi günü (15 Ekim) deyim yerindeyse çok önemli bir sınav verdi. Almanya devlet yetkililerinin kendi açıklamalarıyla, sayıları 1 milyonu geçen ancak resmi anlamda tanınmayan, diğer göçmen gruplarının kullanabildiği haklardan mahrum bırakılan ve kriminalizasyon politikalarına tabi tutulan Kürtler, ilk kez Almanya Federal Parlamentosu’nda konuşarak demokratik ve haklı taleplerini dile getirdi.
“Almanya Kürt Kimliğini Resmi Olarak Tanınsın Kampanyası”, birçok ilki ortaya çıkardı, önemli sonuçları beraberinde getirdi.
İlk olarak Almanya hatta Avrupa tarihinde hiç bir göçmen grubunun yapamadığı bir şeyi başararak, 15 gün içinde 60 binin üzerinde imzayla kimlik taleplerini, demokratik taleplerini Almanya Federal Parlamentosu’nun gündemine taşıdı.
İkincisi ve en önemlisi, hiç bir dönemde bu derecede sağlanamayan Kürt birliğini çok açık bir şekilde sağlayarak, her parçadan hatta her inançtan, her kültürden Kürtlerin kendi renkleriyle ortak taleplerde birleşerek güzel bir birliktelik örneği sergiledi.
Kürt platformu oluştu
15 Ekim günü Federal Parlamento’daki görüşmelere katılmak üzere Berlin’e gelen ve hepsi aynı heyecanı, gururu ve sıcaklığı yaşayan dört parçadan Kürt kurum, parti temsilcileri ve şahsiyetlerin yüzlerindeki heyecandan, konuşmalarında ki coşkudan bunu açık bir şekilde görebildik. Bu birliktelik, ortak hareket etme kültürü, aynı zamanda uzun süredir tartışması yapılan Kürt Platformunu da doğal oluşumunu beraberinde getirdi. Bu anlamda bu birlikteliğin önümüzde süreçte de devam edeceği, ettirilmesi gerektiği, ancak birlikte ve halk gücü ile başarılacağı ispatlandı.
Özellikle Türkiyeli göçmen gruplar açısından da Kimlik Kampanyası birlikte çalışmanın, birlikte iş yapmanın en güzel örneklerinden biri oldu.
Sadece Kürt ve Türk halkları değil, Kürtlerin bu başarısına destek veren başta Ermeni halkı ve Tamillerin temsilcilerinin Kürtlerle aynı duyguları paylaşması, ortaklaşması, o gün aynı heyecanı yaşamaları, enternasyonal dayanışma ve birlikte başarabilmeninde mümkün olduğunu gösterdi.
‘YEK-KOM uyum zirvesine alınmalıdır’
Kürt siyaseti ve Kürt diplomasisi açısından gerçekten çok büyük bir adım olarak nitelendirebiliriz Kimlik Kampanyası’nı.
Almanya Federal Parlamento Dilekçe Komisyonu’nda Kürtlerin temsilcileri ile Federal Hükümet karşı karşıya iki taraf olarak geldi. Ancak oturumda milletvekillerinin yaklaşımları, sordukları önemli sorular ve hatta zaman zaman YEK-KOM Başkanı’nın tutumlarını destekleyen yaklaşımları da ilerisi açısından umut verdi.
Toplantıdaki dikkat çekici noktalardan biri de komisyon üyesi ve SPD partisinin sözcüsünün, İçişleri Bakanlığı‘nın yetkilisine yönelik “YEK-KOM’u neden uyum zirvesine almıyorsunuz?” sorusuydu.
Özellikle Die Linke (Sol Parti) temsilcisinin açıklamaları ve yine Yeşiller Partisi Milletvekili ve Dilekçe Komisyon üyesi Mehmet Kılıç’ın, Almanya Anayasası’nın 3. Maddesine vurgu yaparak “Herkesin aynı haklara sahip olduğunu söylemesi, böylece Kürtlere yönelik değişik bir girişim varsa bunun da Almanya Anayasası’nın 3. Maddesine aykırı olduğunu” savunması çok doğru bir saptamaydı.
YEK-KOM Başkanı’nın çok iyi hazırlanmasına rağmen yine de o anki atmosferde gerçekten etkili olabilecek bütün argümanları dillendiremediği, katılımcıların bazıları tarafından söylense de, yine de komisyon üyelerine verilen dosyada yeterince döküman bulunması önemliydi.
‘Son derece olumlu bir görüşmeydi’
Öte yandan Almanya’da siyaset yapan Kürt kurumlarının, devletin bütün kriminalizasyon politikaları ve negatif yaklaşımlarına karşın demokratik mücadelede ısrarlarının ve arkalarındaki halk gücünün (Ki bu gücün yeterince de yansıtılamadığına inanıyorum) Alman devleti tarafından en yetkili merci olan Parlamento’da, resmi olarak teyit edilmesi açısından da Kimlik Kampanyası önemli sonuçlar ortaya çıkaracak. Toplantıya katılan hemen hemen bütün kurum temsilcilerinin görüşü toplantının olumlu olarak geçtiğiydi.
Toplantı sonrasında Kürt basınına konuşan Yeşiller Milletvekili ve Dilekçe Komisyonu Üyesi Mehmet Kılıç da toplantının olumlu geçtiğini söyleyenlerden.
Toplantının son derece başarılı geçtiğini ve çok değişik sorular sorulduğunu söyleyen Kılıç, hem hükümet hem Kürt tarafının (petent) çok olumlu ve çok yetkin bir şekilde bu sorulara yanıtlar verdiklerini söylüyor. Bundan sonrasının kendilerince bu soru ve yanıtları değerlendirerek bir sonuca ulaşmaları süreci olduğunu belirten Kılıç “Onun için bugün bana göre son derece olumlu ve başarılı bir görüşmeydi” dedi.
Hükümet adeta sipere yatmış gibiydi
Görüşmelerde, Federal Hükümetin bu konuda her zamanki gibi tavrının adeta sipere yatmış durumda, gözükmemeye, açık vermemeye gayret eden bir tavrı olduğunu belirten Kılıç, devamla şunları söyledi: “Hükümet neredeyse taraf olmamaya çalışıyor, ama bu durumda taraf olmamak mümkün değil. Neden mümkün değil? Çünkü bu insanlar Almanya’da yaşıyorlar. Bunların bir kültürel kimliği var. Bir dini kimliği var. Değişik inançları var. Çocuklarına dedelerinin, atalarının ismlerini vermek istiyorlar. Bu konuda sıkınıtıları var. Kendi anadillerini konuşmak, yaşatmak istiyorlar. Bu konuda sıkıntıları var. Bunlar ise hem uluslararası düzeyde insan hakları standartı hem de Alman Anayasası kendi temel haklar kategorisi içinde öngördüğü haklardır. Onun için Almanya, mutlaka diğer ülkelerden bağımsız kendi topraklarının üzerinde yaşayan vatandaşlarının huzurlu ve mutlu olması için gayret gösterme yükümlülüğü altındadır. Ben bunun yakında olmasada orta vadede Almanya’nın yerine getireceğine inanıyorum.”
15 Ekim’deki görüşmlerden dolayı AKP Hükümetinin, Federal hükümete bir baskısının olup olmayacağı konusunda ki sorumuza Kılıç, “AKP Hükümeti bugüne kadar iç politika ve zayıf oldukları noktalarda daha çok Almanya hükümetine sataşıyor. Veya genel olarak batının tamamına sataşmakla sorunu çözmeye çalışıyor. İç kamuoyunu yumuşatmaya çalışıyor. Halbuki bu bir yumuşatma değil, sertleştirme oluyor” şeklinde cevaplıyor.
‘AKP açıklarının üstünü örtüyor’
Bu tavırla, AKP Hükümeti’nin insanları azınlık gruplara karşı kışkırtmış olduğunu söyleyen Kılıç, buna şu örneklerle açıklama getirdi: “Size bu konuda iki tane örnek vereyim. Bunlardan biri: İran’a karşı İsrail’i korumak için Malatya’ya füze kalkanı kuruldu. Aynı gün Türkiye Başbakanı açıklama yaptı ve ‘Ben Gazze’ye yardımları gerekirse savaş gemileri ile gönderirim’ dedi. Bütün dünya şaştı. ‘Türkiye İsrail’le savaşacak mı’ diye. Tabii ki böyle bir şey olmadı. Ama bu, kamuoyunun tepkisinin önünü almak için yapıldı.
İkinicisi, Türkiye’nin Oslo’da PKK ile protokoller hazırlayacak hale geldiği basına yansıyınca bu kez ‘Alman vakıfları PKK’yi destekliyor’ diye bağırmaya başladı Başbakan. Bu yine kendince açık görünen noktanın üzerini örtmekti.”
Kimlik Kampanyası’ndaki talepler konusunda da, Erdoğan’ın her zamanki üslubu Alman hükümetine sataşabileceği ancak sataşabilecek bir durumun ise söz konusu olmadığını ifade eden Kılıç devamla şunları söyledi: “Almanya’da insanlar, Alman yasaları ve anayasasındaki demokratik haklarını kullanmak istiyor. Parlamento’nun işleyişi gereği 50 binden fazla imzayı kim toplarsa toplasın onların derdi Parlamento’da tartışılır.”
Bu konuda hem Türk devleti hem de Alman hükümetine tavsiyede bulunan Mehmet Kılıç “Benim tavsiyem; iki devlete; Büyük devletler, birbirleriyle uzlaşarak hareket etseler insanların mutluluğu için daha iyi olur. Birbirleriyle kapışmak iyi olmaz” dedi.
‘Merkel süt dökmüş çocuk gibi davranıyor’
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in neden böyle süt dökmüş çocuk gibi davrandığını sorduğunu söyleyen Kılıç “Belki daha akıllıca. Her konuda cevap verip gerginliğe yol açmak istemiyor, ama her şeyde sabrın da sonu olmalı. Çünkü bu sabrın sonu meselesini Türkiye’nin Başbakan’ı çok sık kullanıyor. Onun için bu konuda keşke daha yumuşak birbirleryle uzlaşan çalışmalar yapsalar. Çünkü Türkiye’nin burada birçok vatandaşı yaşıyor. Bunların Türk, Kürt ve başka etnik kökenleri var ama Türkiye ile bağı olan insanlar. Onun için iki memleketin birbiriyleriyle kapışır pozisyona girmeleri sayın Erdoğan’ın bu kadar gerginlik yaratmak için uğraşmasını doğru bulmuyorum” şeklinde konuştu.
‘Almanya hükümeti zorlanacaktır’
15 Ekim’deki toplantıda Kürtler adına konuşmacı olan YEK-KOM Başkanı Yüksel Koç’un hukuki danışmanlığını yapan Avukat Dündar Kelloğlu ise önemli olanın, birçok şahsiyet kurum ve kuruluşun Kürtlerin bu haklı taleplerine sıcak bakmaları ve destek vermeleri olduğunu belirtti.
Kelloğlu “Bence Parlamento’da bu komisyon üyelerince de açık ve net belli olmuştur ki, büyük bir kitle, büyük bir organizasyon Kürtlerin haklı talebini destekliyor ve arkasındadır” dedi. Kelloğlu bunun pozitif bir nokta olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor.
Federal Almanya koalisyon hükümetinin mevcut haliyle Türkiye ile olan siyasi ilişkilerinden dolayı, Kürtlerin taleplerine sıcak bakamayacağını ve bu konuda hayalci olmamak gerektiğinin altını çizen Kelloğlu, devamla şunları ifade etti: “Onun için benim bu konuda yani paradigmanın değişimi konusunda herhangi bir beklentim yoktu. Yalnız tabii ki önemli olan PKK yasağıyla ilgiliydi. PKK yasağıyla ilgili önümüzdeki yakın dönemde pozitif ciddi bir değişiklik yapılacağı maalesef görükmüyor.”
‘Entegrasyonun önünde en büyük engel yasaktır’
Almanya’da entegrasyonun önünde ki en büyük engelin PKK yasağı olduğunu vurgulayan Kelloğlu, Bu yasakla büyük bir kitlenin kriminalize edildiğini ifade etti. Yasağın aynı zamanda büyük bir toplumdan uzaklaşmak anlamına da geldiğini sözlerine ekleyen hukukçu Kelloğlu’nun ifadeleri devamla şöyle: “Fakat, başka bir durum daha var. Kürtlerin haklı talebi var. Yani diğer göçmen grupları ile aynı eşit haklara sahip olmak istiyorlar. Bu konuda Almanya hükümetinin ciddi bir şekilde zorlanacağına inanıyorum. İlk başta azınlık haklarından filan bahsetti hükümet temsilcisi. Hayır öyle bir şey yok. Öyle bir talep de gelmedi. ‘Diğer göçmen grupların hangi hakları varsa biz de aynısını istiyoruz’ denildi. Bu konuda Almanya hükümetinin içişleri bakanlığı yetkilisi dedi ki, ‘ya işte biz bu konuda yanlış anladık. Bu konuyu biraz görüşmemiz lazım, düşünmemiz gerekiyor.’ En azından kafalarında çok ciddi soru işaretleri oldu. Bu konuda hayli zorlanacaklardır.”
‘Kürt kurumları proje başvurusunda bulunsunlar’
Av. Kelloğlu, pratikte Kürt kurumlarına karşı projeler konularda haksızlık yapıldığının söylendiğini ancak oturumda hükümet yetkilisinin böyle bir şey olmadığını savunduğunu hatırlattı. Kelloğlu devamla şu önerilerde bulundu: “O zaman bunları ciddiye almak gerekiyor. Benim tavsiyem, Kürt kurumlarının federal bütçeden projeler için başvuru yapmalarıdır. Eğer bu konuda ‘kriminalize yok ise herkes başvuruda bulunabilir. Kürtlere yönelik negatif bir ayrımcılık yok’ deniyorsa, o zaman bunu ciddiye almak gerekiyor.
Burada Kürt kurumlarına benim çağrım, projeler üretin, proje başvurusunda bulunun. Yine negatif sonuçlanırsa, bu oturumda tartışılanlar onların önüne konulur ‘Hani ayrımcılık yoktu’ denilir. Onun için ciddi bir şekilde hak aranması lazım.”
Av. Dündar Kelloğlu Kürtler açısından çok önemli olan ve halkı heyecanlandıran 15 Ekim oturumunun bir başlangıç olarak gördüğünü söylüyor.
‘Kürtlerin haklı talepleri kabul görmüştür’
15 Ekim toplantısının çok olumlu geçtiğini, farklı parti temsilcilerinin de Kürtlerin taleplerine çok olumlu yaklaşıldığını söyleyen YEK-KOM Başkanı Yüksel Koç ise, 15 Ekim’den çıkarılması gereken sonucun Kürtlerin haklı taleplerinin kabul görmüş olduğunu söyledi.
Bundan sonrasında eyaletler düzeyinde bu talepleri hayata geçirmek ve sayıları 26 olan komisyon üyeleri ile birebir ilişkiye geçilerek taleplerin daha detaylı şekilde anlatılacağını söyleyen Koç, yerelden yukarıya doğru bu çalışmaların daha da güçlendirerek, destekleri artıracaklarını sözlerine ekledi. YEK-KOM Başkanı Koç, “15 Ekim bize şunu göstermiştir: biz doğru yoldayız, hatalar yapmazsak biz bu işi başarırız, başaracağız. Onun için daha çok çalışmamız gerekiyor. Bir de Almanya’da oluşan bu Kürt birliğini önümüzde ki süreçte korumamız gerekiyor” dedi.
MURAT ALPAVUT / BERLİN