• Değişmek ve çözüm bulmak, insan olmanın gereğidir. Çözüm iradesi ve aklı oluşturmak, kaosu, yıkımı ve tekrarı aşmak, insanlaşmadır. Çözümsüzlüğü dayatmak sorumluluktan kaçmaktır.

HAFIZ AHMET TURHALLI

Bütün canlı varlıklar, sorunlarını çözmeye gayret eder.

Hayvan veya bitkiler de yaşamlarını idame ettirebilmek için risk alır, çaba harcarlar. Hayvanlar, yiyecek bulmaya çalışırken yiyecek olabilme riskine rağmen mücadele eder. Hayatta kalabilmek için coğrafya ve alan değiştirirler. Çevreye daha çabuk adapte oldukları, yaşama birkaç dakika ya da saat içerisinde entegre oldukları hepimizin malumudur. Bitkilerin de kendilerini yaşatabilmek ve geliştirmek için savunma mekanizmalarını geliştirdikleri, beslenme için gerekli olan suya ve güneşe ulaşmak için mücadele ettikleri biliniyor.

İnsanın gelişim ve yaşam biçimi daha farklıdır, akıl ve irade sahibi olduğu için diğer varlıklara göre daha gelişkindir. İnsan doğduktan sonra zayıf ve yıllarca yardıma muhtaç yaşar. Dış yardımlar olmadan hayatta kalabilmesi zordur. Belli bir olgunluğa ulaştığında tahakküm kurma, zorluklara karşı irade gösterme ve aklıyla plan yapma yetenekleri gelişir. Çevresini ve kendisini anlamaya başlar. Kendisini hayvan ve bitkiden ayıran olguların ise akıl ve irade sahibi olması, bunlardan kaynaklı kapsayıcı çözüm kapasitesinin gelişmesidir. İnsan, sorunlarını çözen ve çözdükleri sorunlarla hayatını idame ettirmeye çalışan varlık olduğundan kıymetli ve değerlidir. Birey olarak sorunlarını çözdüğünde daha fazla gelişme sağlar. Hayat doğumdam ölüme kadar bir sorunlar yumağıdır ve sorunlarını çözebilenler medeniyet inşa edebilir. 

Toplumsal bir varlık olan insan, toplumun sorunları ile ilgilenip o sorunları çözdükçe toplumsal gelişimlerin yaşanmasına da ivme kazandırır. Sorunları çözerken irade göstermek ve bildiği doğrultuda yöntem zenginliğini yaygınlaştırmak da gelişkin insana has bir davranıştır. Bilgi ve akıl yürütme, tecrübe ve gözlem, insanı bağnazlıktan korur. Kendini sürekli tekrar eden birey ve toplumlar sadece enerji ve maddi ziyana yol açarlar.

100 yılı aşkın bir süredir ülkemizi işgal edenler ve onlarla iş birliği yapanlar, aynı yöntemlerle bizleri boyunduruk altında tutmaktadırlar. Kürt'ü inkar ve imhayla yok etmeye çalışmanın dışında bir dönüşüm ve farklı yaklaşım göstermemişlerdir. Kürt'ü fakir ve aç bırakma, kendisine muhtaç durumda tutma ve onu kullanma dışında bir yöntemleri olmamıştır.

Kürdistan’ın bütün parçalarında uygulanan yöntemler hep aynıdır. Kıyama kalkan Kürtleri öldür, yerleşim yerlerini yıkıp tahrip et; bazılarına işkence yap, tutuklayıp zindana at ve demografilerini değiştir. Arap kemerleri oluştur, Türkleri ve Bulgar göçmenlerini Kürdistan coğrafyasına yerleştir, Azerileri Kürt yerleşimlerine yerleştir; İslahat kanunları ve mecburi iskan ile Kürt'ün arazisini başkalarına tapula; asimile etme mengenelerine koyarak yok et. Kürt, bu duruma başkaldırıp güç dengesizliğine rağmen direnince her taraftan kuşat ve sonuç olarak rehberlerini idam sehpalarında seyret. 100 yıldır bu durum değişmeden ülkemizin dört parçasında sürekli bir biçimde tekrarlanıyor. Şêx Mahmut Berzencî, Şêx Ahmet Barzanî, Şêx Seîd, Seyid Rıza, Qazi Muhammed ve daha onlarcasının akıbeti yine bir tekrar olmaktadır. Bu tekrarı çözmeye çalışmak ve bu durumu değiştirmek neden değersizleştiriliyor?

Son Kürt ulusal hareketinin ise başlangıcı farklı yapılmış, gelişimi de farklı olmuştur. Ülkenin dağlarında silahlı yapı oluştururken şehirlerde siyasal parti ve kurumlar oluşturmuştur. Avrupa ve dünyanın diğer parçalarına sürülmüş Kürtlerden diplomatik ve kurumsal yapılanmalar oluşturulmuştur. Ekonomik ve diplomatik varlığını Kürtleri yok etmeye seferber eden işgalciler, Kürt'ün ulusal mücadelesini bastırmayı ve topyekun tasfiye etmeyi de başaramamıştır. 1993'lerden sonra karşılıklı bir çözüme ulaşılamamıştır. Yıllardır kendisini tekrar eden bu durum, beraberinde acı, gözyaşı ve yıkımı derinleştirmiştir. Bu durumun ve dengenin bozulması, yeniliklere kapı aralayacaktır.

Öngörülü rehber ve yapılar, sorunların çözümlerine odaklanırlar. Tekrar dengesinden rant sağlayanlar ise var olan durumun tekrarlanmasını ister. Soru şu; çözümünüz nedir ya da var mıdır? Çözümsüzlüğe odaklananlar, var olan durumdan istifade etmeye çalışanlardır; başkalarının acı çekmesi onları ilgilendirmiyor, hatta onların acılarından nemalanıyorlar. Çözüm iradesini gösterenlere karşı çıkanların duruşlarına baktığımızda, kendini tekrar eden ve çözümsüz bırakılan durumun devamından yanadırlar.

Bireysel ve toplumsal olaylarda çözüm geliştirmeyenleri iki gruba ayırabiliriz. Çözüm kapasitesi olmayanlar ya da bu çözümsüzlükten beslenenler! Değişmek ve çözüm bulmak ise insan olmanın gereğidir. Çözüme odaklanmak ve onun oluşabilmesi için çaba harcamak, insani bir erdemdir. Yaşamda sürekli sorunlar vardır ve hep olacaktır. Çözüm iradesi ve aklı oluşturmak, kaosu, yıkımı ve tekrarı aşmak ise insanlaşmadır. Çözümsüzlük art niyet ve vicdansızlıktır. “Bir toplum kendisini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.” (Rad 11)

“İki günü aynı olan zarardadır” diye bir hadis vardır. Çözüm üretmek sorumluluk anlayışı ile hareket etmektir, çözümsüzlüğü dayatmak sorumluluktan kaçmaktır.

Büyük Üstad Bediüzzaman, "Eski hâl muhal; ya yeni hâl veya izmihlâl..." demişti. Geliştirilmek istenen barış sürecini bir çözüm olarak görmeliyiz, buna katkı sağlamayanların tekrarda ısrar ettiklerini anlamalıyız. Şimdi hep birlikte bu ağır sorunun çözümü için çalışma zamanı. Dün geçti, yarın geç olabilir, şimdi sorumluluklarımızı yerine getirme anı.