- Irkçılık ve milliyetçilikten beslenen ulus devletlerin boy verip serpilmelerinde, faşizmin dünyayı kasıp kavurmasında, Anadolu’nun asıl sahipleri de nasibini almıştır. Kadim Asuri-Süryani-Ermeni halkları Kök kazıma, kafatasçı zihniyetinin kurbanı olmuşlardır. Türkiye bu soykırımcı geçmişiyle yüzleşmesi gerekirken yeni katliamlarla Kürtleri hedeflemektedir.
RAUF KARAKOÇAN
15 Haziran 1915 Asuri- Süryani katliamının yıl dönümüdür. SAYFO ya da SEYFO olarak da bilinir. Jenosit uygulamalarına maruz kalmış Süryani topluluğuna uygulanılan zalimlikler, diğer farklı kimliklere, inanışlara da uygulanmıştır. Anadolu’da yaşayan kadim halkların yok edilişlerinin üzerinden 105 yıl geçmesine rağmen egemenlerin kin ve nefreti geçmemiştir. Keldani halkının onurlu temsilcilerinden olan Mêrê köyünün son sakinlerinden Değerli Şimon ve Sevgili eşi Hürmüz Diril (11 Şubat 2020) soğuk bir kış gününde ortadan kaybedilir. Devlet işlediği bu cinayeti PKK’ye yığmaya çalışsa da işin aslını gizlemeye yetmedi. Yaşlı çifti katledecek kadar zavallı hale gelmiş, zift kaplamış kapkara yürekleriyle, kin ve nefret kusmaktan geri durmadılar.
Soykırımcı, katliamcı zihniyet bu günde iş başındadır. Uygulamalar değişmedi, değişen sadece zamandır. Asuri-Süryani-Ermeni Soykırımının ardından sıra Kürt soykırımına gelmiştir. Hemen her gün yeni darbelerle Kürtlere nefes aldırmamaktadırlar. Tıpkı ABD’de yaşanan ırkçı saldırı da, bir polisin dizi ile boğduğu, “nefes alamıyorum” diyerek yaşamını yitiren siyahi vatandaş George Floyd gibi. Günümüzde, AKP-MHP faşist rejimi de Kürtleri oksijensiz bırakarak boğmaya çalışıyor. Diktatör Erdoğan’ın gözünde Kürtler birer Floyd durumuna gelmiştir. Irkçılık her yerde kin ve nefret üretiyor.
Irkçılık ve milliyetçilikten beslenen ulus devletlerin boy verip serpilmelerinde, faşizmin dünyayı kasıp kavurmasında, Anadolu’nun asıl sahipleri de nasibini almıştır. Kadim Asuri-Süryani-Ermeni halkları Kök kazıma, kafatasçı zihniyetinin kurbanı olmuşlardır. Türkiye bu soykırımcı geçmişiyle yüzleşmesi gerekirken yeni katliamlarla Kürtleri hedeflemektedir. Yine bir 15 Haziran günü çok sayıda savaş uçağıyla medya savunma alanları, Mexmûr ve Şengal alanlarına bomba yağdırdı. Êzîdî yerleşim yerlerinin hedeflenmesi yeni bir durum değildir. Türkiye kendi sınırları içinde neredeyse Êzîdî bırakmamıştır. Sayıları 500 kişinin altına düşmüştür. Sayısız fermanlarla Êzîdîleri de bitirme noktasına getiren ve son kalıntılarını da DAİŞ ile birlikte tarihten silinmesine önayak olan yine TC devletidir. Irkçı, milliyetçi soykırımcı zihniyet, Şengal alanını bombalamasının nedeni, Êzîdî inanışına karşı beslediği büyük düşmanlıktır. Günümüzdeki saldırılar, Osmanlıdan günümüze gerçekleşen 73. Fermanın devamı olarak anlaşılması gerekir. Efrîn’deki Êzîdî mezarlarını tahrip etmeye kadar işi vardırdı. Mezar soygunculuğu, Kürdistan’da şehitliklere saldırıları dikkate aldığımızda, ne kadar arsız bir düşmanla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.
Yine 15 Haziran önemli bir tarihtir. HDP’nin, demokrasi hamlesi için start verdiği yürüyüş eylemlerinin başlattığı gündür. Bu eylemsel hamleyi gündemden düşürmek için de böylesine kapsamlı bir hava saldırısı yaparak, eylemlere gölge düşürmeye çalışıyor. Daha yürüyüş başlamadan bazı il valilikleri sudan gerekçelerle illere giriş çıkış yasaklarını duyurdular. Eylemlerden duyulan korkuyu bertaraf etmek için dikkatleri güney Kürdistan işgal saldırılarına yöneltti. İçerde yaşanan sıkışmışlığı gidermenin yolu ırkçı-milliyetçi soykırımcı uygulamalara dört elle sarılmak olmuştur. İktidarları uğruna kin ve nefreti bu denli besleyip büyütmek, sadece Kürtleri değil, kendilerine muhalif olan her kesi hedeflemesinin nedenlerini iyi anlamak gerekir. AKP-MHP faşist iktidarı, kendi yasalarını hiçe sayarak, hukukunu çiğneyerek, baskı, sindirme, korku yayarak halkı yönetmesi, bütün muhalefeti saf dışı etmek için terörist, vatan haini suçlamasında bulunması boşuna değildir. Bütün bunlar bir strateji dahilinde yürümektedir.
Bu strateji İmralı işkence sisteminin bir ürünüdür. Yaşanan soykırımcı, katliamcı saldırılar, asıl bağlamından koparılmamalıdır. İmralı gerçeği içinde ele alınması gereken bu saldırıları anlamak için İmralı içkence sistemini anlamak gerekir. İmralı adası, ana karadan uzak coğrafik olarak tecrit bir yerde, ayrıca bir tecrit mekanizması daha devrededir. Önder Apo’ya uygulanan tecrit asılda çürüterek, imha etme olarak okunması gereken bir tecrittir. İmralı’da doğacak ölüm hiç bir zaman normal bir ölüm olmayacaktır. Kürt halkı büyük tehlikenin farkına varması kadar Türkiye halkları da kendilerine kurulan bu kumpası görmeleri gerekir. Zaten Önder Apo önceden uyarmıştı. “Çözüm gelişmezse bir günde binler, on binler ölebilir” demişti. Faşist ırkçı rejimin bu kadar pervasızlaşmasının nedeni işi bu kerteye vardırmak istemesindendir.
Irkçı-milliyetçi zehri ile halkların bir birlerini boğazlamanın alt yapısı faşist AKP-MHP soykırım rejimi tarafından oluşturulmaya başlanmıştır. Her ne pahasına olursa olsun buna dur denilmesi gerekir. Bütün mücadele yöntemlerini devreye sokarak, insan kıyımının yaşanmaması için AKP-MHP faşizmini durdurmak gerekir. Aksi taktirde yarın çok geç kalmış olacağız.