Türkiye’yi yönetenler Kürtleri tarihten silmek ve soykırımı tamamlamak için girmedikleri ilişki, işlemedikleri suç bırakmadılar. Son kırk yılda Kürt Özgürlük Hareketinin çıkışı ve aralıksız direnişi Türkiye’yi sarsmış ve ırkçı, katliamcı yüzünü tümüyle deşifre etmiştir. Ayrıca Türkiye’nin tek başına bu direniş karşısında dayanamayacağı da ortaya çıkmıştır. 

Türkiye ABD, İsrail ve NATO’yu, bölgesel gerici güçlerin tümünü arkasına alarak ancak ayakta kalabilmiştir. Kürtlere karşı NATO, Gladyo eksenli kuralsız bir imha konsepti yürütülmüştür. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türk devleti tasfiyenin eşiğine gelmiştir. Bunu durdurmak için içeride mafyadan, Hizbullah’a, JİTEM’den kontralara, korucu ordusundan tüm resmi güçlerine kadar hepsini devreye koymuşlardır. Binlerce köy yakılmış, milyonlarca insan malından, evinden barkından edinmiştir. İşkenceler, tecavüzler, yolsuzluklar almış başını gitmiş, devlet gerçek anlamıyla bir çete örgütüne dönüşmüştür.

Bu durumda ABD ve Avrupa gibi güçlerin Kürtlere yönelik bu suçlara karşı durması gerekirdi. Çünkü Kürdistan’ın bu hale getirilmesinde kendilerinin payı ve sorumluluğu vardı. Bir halk bir yüzyıl boyunca soykırım kıskancında kıvrandı. Bunu yapan ittifak kurdukları Türkiye’ydi. Türkiye üzerinde güçlü etkileri vardı. Ağırlıklarını olumlu temelde kullanmaları halinde Türk yöneticilerinin direnme güçleri yoktu. Ama bu güçler hep tersini yaptılar. PKK’yi, Kürt önderlerini dıştaladılar, terörist ilan ettiler. Bu soykırım savaşını sürdürmeleri için Türkiye’ye her türlü tekniği, siyasi ve askeri destekleri verdiler.

Bu uğursuz politikalarını 9 Ekim’de Başkan Apo’nun Suriye’den çıkarılmasıyla tırmandırdılar. Başkan Apo Avrupa’ya çıkarak siyasi ve demokratik yöntemlerle Kürt sorunun çözümüne şans vermek istedi. Ancak ABD ağırlığını koyarak Avrupa’yı bloke etti. Rusya’yı zorladı ve bu politikalarına ortak etti. Tüm uluslararası yasaları çiğneyerek, insanlık değerlerini ayaklar altına alarak başkan Apo’yu Türkiye’ye teslim ettiler.

Başkan Apo’nun İmralı’ya atılmasının üzerinden 18 yıl geçti. Bu süre içinde Önder Apo sorunu demokratik yollarla çözmek için olağanüstü bir çaba harcadı. En son İmralı görüşmeleriyle sorunun çözümü için ortam hazırlamaya çalıştı. ABD ve Avrupa ülkeleri de yaptığı açıklamalarla bu süreci desteklediklerini açıkladılar. Ancak daha aktif bir rol üstlenmediler. Erdoğan’ın süreci bitirmesine ve masayı devirmesine de güçlü bir tepki vermediler, karşı durmadılar. Uyarılarla ve endişe belirtmeyle yetindiler.

Başkan Apo büyük bir direniş ve metanetle bu komployu durdurmaya ve boşa çıkarmaya çalıştı. İnanılmaz bir emek ve çaba harcayarak bu zorlu yılları Kürtlerin özgürlük ve kimlik sahibi olması için yönlendirmekle uğraştı. Kürt halkı giderek aralarındaki sınırları ortadan kaldırdı. Daha bilinçli ve örgütlü hale geldi. Ortadoğu’da yükselen ve dikkate alınması gereken bir güç olduğunu herkese gösterdi. Yeniden şekillenen Ortadoğu’da Kürtlerin yeri ve statüsü olmasın diye Türkiye yeniden seferber olmuş durumda.

Erdoğan önderliğinde Türk hükümeti dünyadaki tüm karşı devrimci ve gerici güçlerle kürtlere karşı arayışlara ve ittifaklara girmeye çalışıyor. ABD ve Avrupa’ya her türlü tavizi vermekten tehdit ve şantajlara karşı girimlerini sürdürüyor. Suriye’de Kürtler bir statü sahibi olmasın diye dışarıda DAİŞ ve El Nusra’yla içeride de MHP ve Ergenekonla ittifaklar kuruyor.

Başkan Apo 11 Eylül 2016’da kardeşiyle yaptığı son görüşmede de Türk devleti isterse bu sorunu altı ay içinde çözeriz, dedi. Bu çözülmeyecek bir mesele değil. Ayrıca biz masayı devirmedik. Masayı devirenler gelirse hem sorun çözülür hem de daha fazla yıkım olmaz, bölgesel sorunların çözümü de daha kolaylaşır, dedi. Tüm bu açıklama ve girişimlere, iç ve dıştan gelen barış çağrılarına karşı Erdoğan ve şürekası kulaklarını tıkadı, seferberlik ilan ederek saldırıları arttırdı ve savaşı derinleştirdi.

Önderliğin sarsılmaz iradesi ve halkın tarihsel direnişiyle 15 Şubat komplosu başarıya ulaşmadı. Kürt hareketi dağıtılamadı. Yenilgiye uğratılamadı. Şimdi başarılamayan bu soykırım tamamlanmak isteniyor. Buna karşı Kürt halkının önderlik etrafında kenetlenerek varolma ve yaşama hakkını savunması gerekiyor. Irkçı sistem ve inkar, imha politikaları ancak halkın örgütlü direnişiyle durdurulabilir. Halk ne kadar direnir ve örgütlenirse bölgesel ve uluslararası etkileri de o kadar büyük olur. Dışarıda da Türk hükümetinin karşı faaliyetlerini ancak direniş durdurur.

15 Şubat’ın 19 yıldönümünde de Türk hükümetini saldırıları sürüyor. Niyet ve hedeflerinde bir değişiklik yok. Tersine daha kapsamlı saldırılarla eksik kalanı tamamlamak ve sonuç almak için herseylerini ortaya koymuş durumdalar. Buna karşı uluslararası güçlere de görevler düşüyor. Bu güçlerin başında da ABD ve Avrupa geliyor. Kendi hukuklarını çiğneme pahasına başkan Apo’yu Türkiye’ye teslim ettiler. Şimdi yine Başkan Apo hedeftedir. Kürt halkına ağır ve yıkıcı bir savaş dayatılmış. Bu güçlerin Türk devletinin soykırımca politikalarına ortak olmamaları ve Kürt halkına karşı sorumluluklarına sahip çıkmaları gerekiyor. Kürtlerin direnerek bu saldırıları boşa çıkarması ve başarma görevi var. Ayni zamanda Türkiye’yi ayakta tutan bu güçlere çağrı yapma ve suça ortak olmamalarını isteme gibi bir hakkı da var.