Avrupa Adalet Divanı PKK’nin AB ‘Terör Örgütleri’ listesinden çıkarılması yönünde karar vererek, PKK adına başvuruda bulunan Murat Karayılan ve Duran Kalkan’ı haklı buldu ve 2014-2017 yılları arasında yayınlanan listelere PKK’nin haksız gerekçelerle dahil edildiğine hükmetti.
Bu karar sonrasında Türk medyası psikolojik savaş argümanlarını devreye koyarak kararı önemsiz bir ayrıntı gibi göstererek, PKK’nin listede kaldığına yönelik haberleri hemen AA’ndan servis etti. Mahkemenin davayı görüşebilmesi için koyduğu süre sınırı nedeniyle 2018 listesine başvuru yapılmadığı için PKK listede kalmaya devam etse de, aynı gerekçeler olması nedeniyle başvuru sonrasında listeden çıkarılması kararı vermesi bekleniyor. 2019 yılına ilişkin olarak açıklanacak olan listelerde PKK’ye farklı gerekçelerle yer verilmesi ihtimali bulunuyor. Ama tüm bu ihtimal ve olasılıkların, güç denklemlerinin dışında önemli bir gerçek de açığa çıkmış bulunuyor. PKK’nin haksız gerekçelerle listeye dahil edildiği net şekilde ortaya çıktı. Bundan sonra izlenecek yol haritasına ilişkin olarak hukukçuların hazırlıkları vardır elbette ki. Ama hukuki hazırlıklardan ziyade bu karara siyasal olarak hazırlıklı olmak da bir o kadar önem taşımaktadır.
PKK 2002 yılından itibaren AB ‘Terör Örgütleri Listesi’nde yer almaktadır. 2002-2014 yılları arasındaki listelere başvuru yapılmadığı için ne tür gerekçelerle PKK’nin listeye alındığına dair bir bilgi bulunmamakta. Ancak benzer gerekçeler kullanıldığı anlaşılıyor. Bu yasak sonrasında Avrupa’da Kürt halkı büyük bir kriminalizasyon dalgasıyla yüz yüze kaldı. Sembol yasakları nedeniyle birçok kişi yargılandı, tutuklandı. Yaşanan baskınlar, derneklerin kriminalize edilmesi, Kürt kurumlarının yasaklanması, binlerce kişiye kesilen para cezaları ve dahası. Tüm bunların yarattığı psikolojik iklim ve baskı atmosferi, yasağın kendisini de aşan bir etkiye sebep oldu. Ama tüm bunlara karşı Kürt halkı sonuna kadar direndi ve bu direnişi de sonuç verdi. Şimdi hukuki anlamda yasak nedeniyle haksız muamele gören, hak kaybına uğrayan kişi ve kurumların başvuruları ve bu anlamdaki mücadelesi önemli olacaktır. Siyasal anlamda da yıllardır haksızca sürdürülen PKK yasağının anlamsız ve işlevsiz kılınması için mücadele etmek oldukça önemli olacaktır.
PKK, Kürt halkının yok sayılması, kültürel ve siyasi asimilasyona tabi tutulması, coğrafyasının sömürülmesi karşısında mücadele eden, programı olan bir yaşam hareketidir. Evet bir savaş vardır ve PKK de bu savaşın bir tarafıdır. Türk devletinin sınır ve hukuk tanımayan saldırganlığı karşısında PKK, BM insancıl hukuk kurallarını tanıyan, savaş hukuku içinde mücadele yürüten bir harekettir. PKK’nin bir savaş stratejisi vardır ama PKK sadece savaş stratejisine sahip değil, birlikte, nasıl, ne şekilde ve hangi hukuk ile bir arada yaşanabileceğine dair de hem bir ideoloji hem de bir programa sahiptir. Bu anlamıyla PKK’nin yürüttüğü mücadele bir yeni yaşam mücadelesidir. Sonuna kadar savaşan bir örgütün bir siyasal talep olarak barışı dillendirmesi bir çelişki değil, bizatihi insanı ve yaşamı esas alan bir hareket olması nedeniyledir. Bunlar aynı zamanda uluslararası hukuk tarafından da tanınan, meşruluğu tartışmasız konulardır.
Şimdi geldiğimiz aşamada Avrupa’nın birçok ülkesinde yaklaşık 16 yıldır devam eden PKK yasağının anlamsız ve hukuksuz, yalan yanlış gerekçelerle temellendirildiğini bilmeli ve bu konuda yasak mağdurları hem hukuki mücadelesini yürütmeli, hem de siyasal anlamda bu yasağın psikolojik etkilerinden kurtulmak için bütün eylem ve etkinliklere güçlü katılabilmelidir. Türk devletinin yalanlarına ve psikolojik savaş argümanlarına karşı hızlı ve etkili yanıt olabilmek konusunda da hepimiz rolümüzü oynayabilmeliyiz.