Direnen halkların aynı dili konuştuğuna inanıyorum. O dil zulme karşı direnişin dilidir. O dilde şarkılar, türküler söyleniyor; şiir, öykü ve romanlar yazılıyor. Direniş yolunda kahramanca yaşamını yitirenler oluyor. Burada insanın en yoğun yaşadığı duygu acı duygusudur. İnsanı altüst eder. Ölüm ve acı insanı kendisine getirir; bilincin aktif olmasını sağlar. Birçok kez insanı doğrularla buluşturur, kabullenemediğiniz halde, sağ kalanların hayatına yön verir. Türlü türlü ölüm var. İnsan ölüme hep yakın yaşar. Bazıları ise hep içinde yaşar. Özellikle devrimciler, her zaman zulme, hakarete, haksızlığa, egemenlere karşı bir savaş içindedir.
Evet, 18 Mart ve tutsakların ilişkisi nedir? Komünist Enternasyonal’in 1923 yılında kurduğu Uluslararası Kızıl Yardım örgütü 18 Mart’ı Uluslararası Siyasi Tutsaklarla Dayanışma Günü ilan etmiştir. Neredeyse üzerinden 90 yıl geçti. Fakat siyasi tutsaklar için baskı, işkence, sürgün, kötü muamele hiç azalmadı. Bugünkü siyasi tutsakların durumuna geçmeden önce 18 Mart’ın tarihte ne anlama geldiğine bir göz atmak gerekiyor. 18 Mart, Paris komünün ilan edildiği gündür. 1871 yılında işçi ve emekçiler kendi öz yönetimini kurdular.
Tarihte ilk kez egemenlere karşı güçlü bir direniş ve büyük bir dayanışma ve örgütlülüğün inşasına geçtiler. Bugün devrimci, sosyalist ve komünist hareketler, Paris komününü büyük bir ilham kaynağı görüyorlar. Ne yazık ki çok uzun ömürlü olmadı. İşçilerin, emekçilerin kanı üzerinden beslenen egemenler olabildiğince kör bir şiddetle Paris komününe saldırdılar. İnsanlık dışı bir katliam gerçekleştirdiler. Komün 72 gün yaşadı. 25 bin insanı hunharca katlettiler. 13 bin 700 kişiyi çoğunlukla müebbet hapis olmak üzere uzun yıllara varan hapis cezasına mahkum ettiler. Yani büyük bir trajedidir 18 Mart.
Zira günümüzde de bunun örneğini görmek çok zor değildir. Türkiye’nin yakın tarihi biraz da darbeler tarihidir. Her on yılda bir darbe yapıldı. Özellikle 12 Mart ve 12 Eylül'de siyasi tutsaklara yönelik baskı, işkence, idamlar, sürgünler oldu. 7 Şubat 2015 tarihinde İHD cezaevleri üzerine bir rapor yayınladı. Ülkemizde 365 cezaevi var. 153 bin 946 kişi tutsaktır. Türkiye’de 144 bin 959 erkek, 3 bin 493 kadın bu cehennemde yaşıyor. 247 ağır olmak üzere 649 hasta vardır. 2011'den beri 2 bin 57 çocuk cezaevine atıldı. Sadece AKP iktidarı döneminde 240’tan fazla tutsak öldü. En son Lütfü Taş, Abdulsamet Çelik’in cenazesi çıktı. Birçok cezaevinde hukuksuzluk, hak ihlali, psikolojik ve fiziki işkence, tecrit, sürgünler diz boyudur. Önder Apo 16 yıldır tek başına; her türlü haktan yoksun bırakılmış ve ona yönelik özel bir ''hukuk'' devrede.
Özellikle siyasi tutsaklara yönelik keyfi bir tutum ve yaklaşım var. Yüzlerce yaşlı, çocuk, hasta siyasi tutsak devlet tarafından esir tutuluyor. Yine en az bin kişiden fazla siyasi tutsak 23-24 yıldır kesintisiz olarak içeride. Şu anda onlarca hasta tutsak ölüm sınırında beklemekte. Hukuk ise üç maymunu oynuyor. Bir intikam ve rehin mantığıyla yaklaşıyor. 18 Mart Dünya Siyasi Tutsaklarla Dayanışma Günü’dür. Ama insanlıktan nasibini almayan zorba, İslam devleti İran, Kürt devrimci siyasi tutsakları idam ediyor. En son Saman Nesim, Ali ve Habibullah Efşari’yi 20 Şubat'ta idam etti. Bu insanlık suçunu durmadan işliyor.
Bu şekilde Kürt Özgürlük Hareketi'ne gözdağı vermeyi hesaplıyor. Aslında her idam, her şahadet Kürt halkını daha güçlü ve çelikten bir irade sahibi kılıyor. Dahası Kürt birliğine katkı sağlıyor. Apocu direniş çizgisinde mücadele verenler bugüne kadar tek bir geri adım atmadılar. Diyarbakır Cezaevi buna somut örnektir. Bu vesileyle dünyanın dört bir yanındaki siyasi tutsakların devrimci bilinçle ve devrimci ruhla selamlıyorum. Mazlum Doğan yoldaşın sözü her tür karanlığı aydınlatacak güce sahiptir: Direnmek yaşamaktır!..
Şakran 2 nolu T Tipi Cezaevi