Aydın BOLKAN 15 Temmuz’daki darbe girişiminin Kürtlere yönelik yapıldığı açıkça görülüyor. Darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL ile Kürtlere yönelik baskı, tutuklama ve gözaltı furyası yeniden başladı. HDP eşbaşkanları, milletvekili ve çalışanları tutuklandı, 92 belediyeye kayyım atandı. Kürtlere ait tüm kurumlar kapatıldı. 

Kürtler, 1989 yılında 7 SHP milletvekilinin SHP’den ihracıyla birlikte, legal demokratik siyasal zeminde mücadele etmek için HEP’in kuruluşunda yer aldı. HEP kurulduktan sonra Kürtler ve diğer halklar için demokratik siyasette yeni bir soluk olarak yerini alırken, derin devlet bundan rahatsız oldu. HEP’e yönelik baskılar yoğunlaştı.

Ekim 1991 yılında alınan erken seçim kararıyla örgütlenmesini tamamlayamayan HEP, SHP listelerinden seçime girdi. 25 kontenjan HEP’e ayrılırken, HEP kökenli 22 milletvekili parlamentoya girdi. DYP-SHP koalisyonu kurulduğunda yemin töreninde yaşanan kriz, Kürtlere yönelik saldırılar, katliam girişimleri SHP’de yeni krizleri doğurdu. Kürt milletvekilleri SHP’den ayrıldı. 18 milletvekilinden 16’sı HEP’e geçerken, bazı milletvekilleri bağımsız, bazıları ise SHP’de kalmayı tercih etti. 1990’lı yıllarda yoğunlaşan çatışmalar, köy boşaltmalar, faili meçhul ve yargısız infazlar göçleri ve sürgünleri de beraberinde getirdi.

HEP’in kapatılma davası nedeniyle DEP’e geçen Kürt vekiller grup kuramadı. 1994 yılına gelindiğinde DEP’in merkez ve il binaları bombalandı, Genel Sekreter Murat Bozlak evinde silahlı saldırıya uğradı. Ocak 1994 yılında DEP’liler Kürdistan’a yaptıkları bölge gezisinin ardından 1994 yerel seçimlerini boykot etme kararı aldı. Bu karar Kürt siyasetinin meclisteki tasfiyesini ve 2 Mart DEP darbesini de beraberinde getirdi. Kürt milletvekilleri tutuklandı, kimisi sürgüne gitmeyi tercih etti. Mayıs 1994 yılında HADEP kuruldu. Daha sonra ise HEP gibi DEP de kapatıldı.

HADEP’le Kürtler ilk kez seçime girdi

Mayıs 1994 tarihinde kurulan HADEP, 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimlere katıldı. Bölgede ve metropollerde yoğunlaşan baskılara rağmen HADEP yüzde 4.8 oy aldı. HADEP Kürtlerin %en uzun soluklu siyasal parti mecrası oldu. HADEP Kongresi’nde bayrak indirilmesi sonrası baskılar yoğunlaştı. 1997 yılında eğitim ve takvim gerekçesiyle HADEP’e merkezi baskılar ve tutuklama operasyonları yapıldı.

1999 yılında yerel ve genel seçimlere gidilirken, Türkiye siyasal yaşamında Kürtlere yönelik en yoğun baskıların olduğu bir yıl yaşandı. Kürtler, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir komployla Türkiye’ye getirilmesi, HADEP merkez yöneticilerinin tutuklanması, HADEP hakkında açılan kapatma davası, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın 1999 genel ve yerel seçimlerine girmemesi için Anayasa Mahkemesi’nden tedbir kararı istemesi gibi gelişmelerin gölgesinde seçime girdi.

Tüm bu yaşananlara karşın Kürtler HADEP’le seçime girmeye karar verdiler. Aynı zamanda bağımsız milletvekili adayları başvuruları da yapıldı. HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak ve HADEP yöneticilerinin Ankara Güdül’de tutuklu olması, seçim kampanyasının yükünün önemli kısmını da yerellere yükledi. HADEP’in yedek bağımsız milletvekili adayları başvuru girişimi ise deneyimsizlik, HADEP kadrolarına yönelik baskılar ve tutuklamalar nedeniyle grup kuracak sayıya dahi ulaşamadı.

   18 Nisan 1999 seçimlerinde merkezi seçim kampanyası 4 Nisan’da Mersin’de başladı. 15 günde 19 kenti kapsayan gezi baskı, engelleme, gözaltılara rağmen Diyarbakır’a kadar sürdürüldü. OHAL nedeniyle seçim aracına Diyarbakır’da yasak konması, mitingin yasaklanması, bini aşkın kişinin gözaltına alınması nedeniyle merkezi kampanya seçime üç gün kala Diyarbakır’da sona erdirildi. Bu gezide Mardin, Şırnak, Hakkari kentlerine girilemezken, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bingöl, Erzurum programları gerçekleştirilemedi. HADEP konvoyu Bitlis’te 24 saat bekletilerek Siirt’e girmesine izin verilmedi.

Tüm baskı ve engellemelere rağmen HADEP yüzde 5.2 oy oranına ulaştı. 8 il merkezi ile Adana, İzmir ve Aydın’da birer belde olmak üzere toplam 34 belediyeyi kazandı. Bu seçimde HADEP barajı aşamadığı için 30’u aşkın milletvekili diğer partilere verildi. 1999 seçimlerinde CHP lideri Deniz Baykal HADEP’e aracılar göndererek, HADEP’in seçime katılmaması, kendilerinin belirleyeceği sayıda HADEP’linin CHP listelerinde seçime girmesi fakat bu ittifakın kamuoyundan gizlenmesi talebini iletirken, HADEP bu teklifi reddetti.

1999 seçimleri sonrasında PKK’nin tek taraflı ateşkesiyle başlayan yeni dönem, HADEP’in siyasal alanda yeni Türkiyelileşme çabalarını da beraberinde getirdi. HADEP yeni döneme uygun örgütlenme modeli arayışıyla girerek çalışmalarına hız verdi.

Kürt sorununa yönelik politika değişmedi

2001 yılında başlayan ekonomik kriz Anasol-M hükümetinin de sonunu getirdi. DSP’nin ikiye bölünmesi, hükümet krizini açığa çıkardı. 3 Kasım 2002 tarihinde seçim yapılması kararlaştırıldı. HADEP’in Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatılma davası nedeniyle, Kürt siyaseti DEHAP’la seçime girme kararı aldı. Bu dönemde, SHP ve dönemin Saadet Partisi ile bir aya yakın ittifak görüşmeleri yapıldı. Bu görüşmelerden sonuç alınamadı. Emek, Barış ve Özgürlük Bloku olarak seçimlere girildi. DEHAP 3 Kasım 2002 seçimlerinde yüzde 6.2 oy aldı, baraj nedeniyle meclise 34 milletvekili gönderemedi.

DEHAP 30 Mart 2004’de yapılan yerel seçimlere SHP ile ittifak yaparak girdi. SHP ismi ile girilen seçimlerde 50’yi aşkın il, ilçe ve beldede seçimi kazandı. SHP ile yapılan ittifak bazı farklı tartışmalara yol açsa da Kürdistan’da Kürtler yerel iktidarı daha da güçlendirdi. Türkiye metropollerinde de ciddi oy oranına ulaşıldı.

1999 yılında PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla, PKK ateşkes ilan ederek Türkiye sınırları dışına çekilmişti. AKP hükümeti, Kürtlerin tüm çağrılarına rağmen Kürt sorunu konusunda adım atmamakta ısrar edince Haziran 2004 tarihinde Türkiye’de yeni bir çatışmalı süreç başladı.

AKP hükümeti bir yandan AB ile müzakere görüşmelerini sürdürüp uyum yasalarını çıkartırken, diğer yandan Kürt sorununda yıllardır izlenen gelenekçi politikaları sürdürdü. Demokratikleşme yalanları ile kamuoyunu sürekli oyalayan AKP, kendi iktidarını pekiştirecek adımları atmaya devam etti. Bu dönemde Kürtlere ve muhaliflere yönelik yargısız infaz, işkence, kötü muamele sürdü.

Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı süresinin dolması nedeniyle, yeni cumhurbaşkanlığı seçiminde parlamentonun üçte iki çoğunluğunun aranması, Anayasa Mahkemesi’nin buna müdahil olması, AKP hakkında açılan kapatma davası nedeniyle Türkiye yeni bir siyasal krizin eşiğine geldi. 5 Nisan muhtırası, AKP’nin kazanımlarını daha da güçlendirdi. Dolmabahçe’de dönemin Başbakanı Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt arasında yapılan ve kamuoyuna açıklanmayan görüşme Türk siyasetinde yeni bir dönemi beraberinde getirdi. Bu tartışmaların yaşandığı süreçte AKP erken genel seçim kararı aldı. Yaşanan tartışmaları da fırsata çevirerek iktidarını pekiştirdi.

Kürtler parlamentoda ilk kez grup kurdu

Temmuz 2007 tarihinde yapılan genel seçimlere Kürtler ilk kez “Bin Umut Adayları” listesiyle bağımsız olarak girdi. Seçimler sonucunda Kürtler 24 milletvekili çıkardı. Kürtlerle birlikte SDP eski Genel Başkanı Akın Birdal, ÖDP eski Genel Başkanı Ufuk Uras da parlamentoya girdi.

Temmuz’da yapılan seçimlerden AKP güçlenerek çıktı. Erdoğan yeniden başbakan olurken, toplanan parlamento cumhurbaşkanlığı için Abdullah Gül’ü seçti. AKP açısından yeni bir dönem başlamıştı. Sezer’in aksine Gül, AKP’nin meclisten geçirdiği yasaları bir noter gibi onaylayarak yürürlüğe girmesini sağladı.

2009 seçimlerinde Kürtler yeniden tarih yazdı

AKP 2007 yılında yeni bir Yerel Yönetimler Yasası çıkararak, Büyükşehir Yasası’nı revize etti. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için Anayasa değişikliğine gitti. Yeterli çoğunluk sağlanamadığı için meclisten çıkan Anayasa değişikliği referanduma sunuldu. Ekim 2007 tarihinde yapılan referandum, Kürt sorunu konusundaki öneriler dahil edilmediği için Kürtler tarafından boykot edildi. Referanduma katılım oranı yüzde 67 olarak gerçekleşirken, evet oranı yüzde 68 oldu.

30 Mart 2009 yerel seçimlerine gidilirken, Kürtler yerel yönetimlerde 10 yıllık bir deneyim elde etmişti. Bu dönemde Kürt illerinde yoğun çatışmalı bir süreç de yaşanıyordu. Bu süreçte AKP Fettullah Gülen hareketiyle kol kola Ergenekon tutuklamalarını başlattı.

30 Mart 2009 seçimlerine gidilirken Kürdistan’ın her tarafında AKP ve Erdoğan’a yönelik protesto eylemleri yoğunlaştı. Erdoğan’ın düzenlediği mitinglerin boykot edilmesi çağrısı Kürtlerde karşılık buldu.

Bu ortamda gidilen seçimlerde Kürtler 90’ı aşkın il, ilçe ve beldede seçimi kazandı. Yerel seçimlerden iki hafta sonra 14 Nisan’da Kürtlere yönelik siyasal soykırım operasyonları başladı. Operasyonlar 24 Aralık 2009 tarihinine kadar kesintisiz sürdü. Çok sayıda seçilmiş siyasetçi, belediye başkanı, il yöneticisi tutuklandı. Bu tutuklamalar devam ederken PKK ile devlet arasında sürdürülen Oslo görüşmeleri çerçevesinde Ekim 2009 tarihinde bir barış grubu Habur’dan Türkiye’ye giriş yaptı.

11 Aralık 2009’da ise DTP kapatıldı. DTP Eşbaşkanları Ahmet Türk, Aysel Tuğluk’un milletvekilliği düşürüldü, çok sayıda siyasetçiye 5 yıllık siyasi yasak getirildi.

Kürt milletvekilleri meclisi boykot etmek için Amed’de toplandı. İki gün süren toplantı sonrasında 2007 yılında kurulan Barış ve Demokrasi Partisi ile yola devam kararı alınırken Mecliste bağımsız olan Ufuk Uras ile Akın Birdal da DBP grubunun güçlenmesi için BDP’ye geçti.

Çatışmalar, müzakereler ve seçimler bir arada

Bir yandan Kürtlere yönelik siyasal soykırım operasyonları ve yargılamalar devam ederken Oslo’da barış görüşmeleri sürdü. Bu dönem AKP ile Fethullahçılar devleti kendilerine göre dizayn etti. 2010 yılında yapılan yeni Anayasa değişikliği ile yargıda çok önemli değişikliklere gidildi. Bazı sol ve liberal çevreler buna “Yetmez ama evet” sloganıyla destek verirken, Kürtler 2010 referandumunda da boykot seçeneğini kullandı.

2011 seçimlerinde Kürtler yeniden bağımsız adaylarla seçime girdi. Bazı Kürt adayları YSK tarafından veto edildi. Buna karşı Kürdistan’da gerçekleşen kitlesel protesto eylemleri nedeniyle YSK geri adım attı. Temmuz 2011 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde Kürtler 35 milletvekili ile temsil edilmeye hak kazanırken, Hatip Dicle’nin vekilliği seçim günü düşürüldü.

Kürtler bu kez meclise daha güçlü bir grup ile girdi. Temmuz 2011 seçimlerinden sonra siyasal soykırım operasyonları genişletildi. Tüm illerde DBP’li siyasetçilere yönelik gözaltı furyası başlatıldı. Yine Kürt basınına, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarına dönük yoğun gözaltı ve tutuklama operasyonları gerçekleşti.

2011 seçimlerinden 2012 yılı sonuna kadar AKP, Gülenciler eliyle Kürtlere yönelik operasyonları sürdürdü. Nisan 2011 tarihinden, 2012 yılı sonuna kadar PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit uygulaması da gündeme konularak, avukatları ve ailesiyle görüştürülmedi. 2012 yılı sonunda Ahmet Türk’ün de aralarında bulunduğu üç BDP’li vekilin Öcalan ile görüşmesinin ardından yeni bir çözüm sürecinin adımları atıldı. Bu görüşmenin üzerinden 10 gün geçmeden Paris’te aralarında Sakine Cansız’ında bulunduğu üç Kürt kadın siyasetçisi katledildi.

BDP 102 belediyeyi kazandı

2012 yılında başlayan görüşmeler müzakerelere evrilemedi. Bu süreçte 30 Mart 2014 yerel seçimlerine girildi. AKP hükümeti, 2012 yılında çıkardığı bir yasayla 81 ilin 30’unu Büyükşehir Belediyesi kapsamına alırken, büyükşehirlerde belde belediyelerini kapattı.

30 Mart 2014 yılında yapılan yerel seçimlerine Kürdistan’da BDP, Türkiye metropollerinde ise HDP olarak girildi. Seçimlerde Amed, Mardin, Diyarbakır Büyükşehir, Siirt, Bitlis, Hakkari, Şırnak, Iğdır, Ağrı il ve toplamda 102 belediye başkanlığını Kürtler kazandı.

7 Haziran’da Kürtler barajları yıktı

2014 yılı Ağustos ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP Demirtaş’ı aday gösterdi. Yapılan seçimlerde Demirtaş yüzde 9.76 oy aldı. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçları, HDP’nin genel seçimlerde barajı aşacağı eğilimini de güçlendi. 2007 seçimlerinde bağımsız adaylarla barajı anlamsızlaştıran Kürtler, HDP ile de barajların yıkılması için 7 Haziran 2015 seçimlerine HDP ile katıldı. HDP 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13.2 oy ve 80 milletvekili ile Meclis’in üçüncü partisi oldu. AKP’nin aldığı ağır yenilgi sonrasında siyasal partiler arasında sadece istişareli görüşmeler yapıldı. Hükümet kurulamayınca 1 Kasım’da yeniden seçim kararı alındı.

Saldırılar, katliamlar hız kesmedi

1 Kasım seçimlerine gidilirken HDP’ye yönelik saldırılar dört bir yandan başladı. 5 Haziran’da Amed’de Kürtlere yönelik katliam girişimi, Temmuz ayında Suruç’ta devam ettirildi. Suruç’ta gerçekleştirilen bombalı saldırıda çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu 34 can yaşamını yitirdi.

Seçim kararının ardından İstanbul, Antalya, Aydın, Bursa gibi birçok kentte HDP il ve ilçe binaları ve yöneticilerine yönelik saldırılar yeniden başladı. 10 Ekim’de STK’ların barış talebiyle Ankara’da yaptığı mitinge yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırıda 103 kişi yaşamını yitirdi. HDP seçim çalışmalarını askıya aldı. Birçok kent ve kasabada seçim mitingleri iptal edildi. 1 Kasım seçimlerine bu atmosferde giden HDP yüzde 10 barajını bir kez daha yıkarak 59 milletvekiliyle mecliste 3 grup oldu.

15 Temmuz darbesi Kürtlere yöneldi

15 Temmuz’da meydana gelen darbe girişiminin sonuçları irdelendiğinde bu darbenin Kürtlere yönelik yapıldığı açıkça görülüyor. Bu darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL ile Kürtlere yönelik baskı, tutuklama ve gözaltı furyası yeniden başladı. HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, HDP milletvekilleri, belediye başkanları, parti yöneticileri, aktivistler, kamu çalışanlarına yönelik baskılar yoğunlaştı. Kürtlere ait ve ilişkili olan tüm basın yayın organları, dernekler, STK’lar kapatıldı. 92 belediyeye kayyım atandı.

AKP hükümeti MHP ile ortaklaşarak, meclisten başkanlık yasasını çıkardı. AKP-MHP ortaklığının yeterli sayıda milletvekili bulamaması nedeniyle 17 Nisan 2016 tarihinde referanduma gidildi. Hala sonuçları tartışmalı olan 17 Nisan başkanlık referandumu sonrasında, MHP ile ittifak içerisinde faşizan politikaları uygulamaya koyan AKP, MHP ile birlikte 24 Haziran seçimlerinin kararını aldı. Seçim kararıyla birlikte HDP, tıpkı 1 Haziran seçimlerinde olduğu gibi yeniden hedef tahtasına konuldu. Seçim süreciyle birlikte siyasal soykırım operasyonları yeniden başlarken Bolu, Isparta, Antalya, Balıkesir, İstanbul gibi kentlerden HDP’ye yönelik yeni saldırılar da artırıldı.

HDP 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde olduğu gibi 24 Haziran’da seçim barajını aşarsa, Türkiye’de hem barajlar anlamsızlaşacak, hem de 16 yıldır iktidarda olan AKP faşizmini yıkacaktır. Kısacası, 24 Haziran seçimlerinde HDP’nin barajları yıkmasıyla Türkiye’de yeni bir dönemin de önü açılacaktır. Bu nedenle 24 Haziran seçimlerinin Kürtler ve Türkiye halkları açısından anlamı büyüktür.