Ergenekon davasında hükümlü olan kanser hastası Fatih Hilmioğlu’nun durumunun sorulması üzerine “Adli Tıp raporu önüme geldiğinde devreye girebiliyorum. Bu tip insani meselelerde ben de üzülüyorum” diyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, şizofreni hastası tutsak Kemal Gömi için “inisiyatifini” kullanmadığı ortaya çıktı. 21 yıldır tutuklu olan ve şu an Bakırköy Ruh ve Sinir Hastahanesi mahkum koğuşunda tutuluyor.

Kemal Gömi, 1993 yılında İTÜ’de İnşaat Mühendisliği Bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyken Kadıköy Kızıltoprak’ta 5 polisin öldürüldüğü bir olaya karıştığı iddiasıyla “Dev-Sol üyesi olduğu ve anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs ettiği” gerekçesiyle tutuklandı. Ardından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen ve tutuklanmadan önceki dönemde de sara hastası olan Gömi, cezaevinde şizofreni hastalığına yakalandı. Gömi’nin hastalığına ilişkin 10 ayrı sağlık raporu bulunmasına ve 2010 yılında Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından verilen Anayasa’nın 104/b maddesi kapsamındaki sürekli hastalık tanımına uyan “rezidüel şizofreni” teşhisi ve “kesinlikle hapishane koşullarında yaşayamaz, Cumhurbaşkanlığı affına uygundur” raporuna rağmen hala tahliye edilmeyi bekliyor.

Ölüm orucu eylemcisi

Kadıköy Kızıltoprak’ta yaşanan olaylar sırasında polisin Kemal Gömi’nin kafasına 2 kurşun sıktığını anlatan Gömi’nin ağabeyi Feyzullah Gömi, kardeşinin “öldü” diye hastane morguna kaldırıldığını, yaşadığının anlaşılması üzerine ise o halde nezarethane götürüldüğünü anlattı. Cezaevine girmeden önce sinir krizleri geçiren kardeşinin ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ ardından 69 gün ölüm orucunda kaldığını belirten ağabey, “Hastalandıktan sonra Kocaeli Devlet Hastanesi’ne gönderildi ve oradaki doktor Kemal için ‘Müdahale etmezsek kalp krizinden ölecek’ diyor. Çünkü, yaklaşık 30 kiloya düşmüştü. Bir deri bir kemik kalmıştı. Ölüm orucunu sonlandırdıktan sonra yavaş yavaş kendine geldi. Ama o ölüm orucundan sonra sürekli hastalandı ve raporlar verilmeye başlandı. Hastaneye gidip gelmeler 2010’a kadar devam etti” dedi.

Cumhurbaşkanı’nı rahatsız etme!


Kardeşine Eylül 2010’da “rezidüel şizofreni” teşhisi konulduğunu, ATK’nin de rapor verdiğini ifade eden Gömi, “Af için Cumhurbaşkanlığı’na başvurduk. Fakat tüm başvurularında ret cevabı aldım. Cumhurbaşkanı bu raporu görmezlikten geldi. Hatta ben defalarca dilekçe yazdım, mail attım. Cumhurbaşkanı’nın danışmanı bana telefon edip bu yetkiyi ret yönünde kullandığını ve bir daha onu rahatsız etmemem gerektiğini söyledi. En açık bir şekilde tehdit etti beni” diye konuştu.
2010 yılında Cumhurbaşkanlığı’na yaptıkları başvuru reddedilen Gömi ailesi, 2012 yılında tekrar başvuru yaptı. İki yıldır ise Cumhurbaşkanı’nın vereceği yanıtı bekliyor.

Vicdana sığar mı bu?
Kardeşinin yaklaşık 2 aydır Bakırköy Tutukevi’nde kaldığını söyleyen ağabey Gömi, “Onu ziyarete gittiğimde çok kötü oldum. Bana doğru geldi ve yere düştü. İğneler onu ayakta tutuyor” dedi.
Ağabey Feyzullah Gömi, “Yetkililer Kemal veya Kemal gibileri için biraz empati kursunlar. Yani kendi çocukları, kardeşleri olsa bu kadar görmezden gelirler mi?” diye soruyor ve bu kararı veren mercilere şöyle sesleniyor: “Cezaevlerinden tabutların mı çıkmasını bekliyorlar. Diyelim ki bir insana araba çarptı. Araba çarpan insan orada can çekişirken senin onu kurtarma ihtimalin varken öyle durup kendi kendine ölsün mü diyeceksin. Vicdana sığar mı bu? Bu kadar mı kaybetmişiz kendimizi. Kemal kendini idare edemiyor, kendine bakamıyor. Banyo yapamıyor, ihtiyaçlarını karşılayamıyor, ilacını kendisi alamıyor. Arkadaşları, Kemal’den korktuklarını söylüyor. Karşısındaki şizofrenik hasta bir insan. Ne yapacağı belli değil. Kemal içerideyken babası öldü, 3 kardeşi öldü, annesi şu an son günlerini yaşıyor. Annemin büyük bir isteği de Kemal’i bir an önce görmek. Ölümlerden haberi bile yok. Ve içeride sürekli robot gibi. Çıktıktan sonra da yaşam onun için bitmiştir. Belki birkaç yılı kalmış ve bu birkaç yılı biraz rahat geçirmeleridir. Başka bir şey istemiyoruz ki.”

Kanserle mücadele ediyorlar
Kırıklar ve Şakran cezaevlerinde tutulan ağır hasta tutsakların aileleri, kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunarak, harekete geçme çağrısında bulundu.
Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutulan ve dudak kanseri olan ağır hasta tutsak Bülent Koç’un ağabeyi Nusret Koç, 7 yıldır cezaevinde olan kardeşini görebilmek için Van’dan İzmir’e geldiğini ve kardeşinin sağlık durumunun cezaevi koşullarında giderek kötüleştiğini söyledi. Kardeşinin iki ay önce dudağından iki ameliyat geçirdiğini anlatan Koç, “Kanser olan bir insanın cezaevinde tedavi olması imkansız. Kardeşim gibi kanser hastalığına yakalan birçok tutsak var. Bütün ağır hasta tutsakların serbest bırakılması gerekiyor” dedi.

Tedavisi imkansız

Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutulan ve tiroid kanseri olan ağır hasta tutsak Yılmaz Suncak’ın annesi Gazalı Suncak ise oğlunun 22 yıldır cezaevinde olduğunu hatırlatarak, ayrıcağı boyun fıtığı, astım, midesinde ülser, kolestrol rahatsızlıkları olduğunu söyledi. Anne Suncuk, oğlunun yaşadığı trajediyi şöyle anlattı: “Oğlumun sağlık durumu iyi değil, cezaevinde tedavi etmiyorlar. Nefes alamıyor, yemek yiyemiyor. Hastalığı nedeniyle süt ve süt ürünlerini tüketemiyor. Tiroid kanserine yakalan oğlumun atom tedavisi olması gerekiyor. Cezaevi koşullarında bu tedavinin yapılması mümkün değil. Oğlumu bir aydır elleri kelepçeli bir şekilde hastaneye götürüp getiriyorlar, tedavi etmiyorlar. Şu anda ne durumda olduğunu bilmiyoruz. Oğlum sağlam bir şekilde girdiği cezaevinde birçok hastalığa yakalandı.”

‘Elleri bağlı beklemeyelim’

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Adalet Bakanı’na seslenen anne Suncak, “Oğlumu serbest bırakın, dışarıda tedavisini yapalım. Sadece oğlum değil hasta olan bütün tutsakları serbest bıraksınlar. Oğlumu ben kendim tedavi etmek istiyorum” dedi. Kürt halkına ve duyarlı herkese de çağrıda bulunan anne, “Elleri bağlı bir şekilde beklemeyelim. Elimizden ne geliyorsa hasta tutsaklar için yapalım. Alanlara, meydanlara çıkalım. Sesimiz her yerde duyuralım. Çocuklarımızın tabutu bize gelmesin” diye belirtti.

Tedavi insani hakları

Şakran 4 Nolu T Tipi Cezaevi’nde tutulan böbrek yetmezliği ve Akdeniz ateşi hastası Mazlum Selçuk’un ağabeyi Emin Selçuk da, kardeşinin 3 yıldır cezaevinde olduğunu belirtti. Kardeşinin Aliağa Devlet Hastanesi’nde geçtiğimiz hafta pazartesi günü apandisit ameliyatı olduğunu söyleyen Selçuk, cezaevi idaresinin kardeşinin ameliyat edildiğini kendilerine haber vermediğini söyledi. Cezaevi yetkililerinin kardeşinin hangi hastanede olduğu bilgisini de kendilerinden sakladığını ifade eden Selçuk, “Dilekçe verdim, izin aldıktan sonra kardeşimin kaldığı hastaneye giderek onu gördüm” dedi. Kardeşinin durumunun kötü olduğunu söyleyen Selçuk, “Biz devletten hasta tutsakların insani hakkı olan tedavi imkanlarının yaratılmasını ve tutsakların serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi. 


Ameliyat oldu
Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutulan kanser hastası tutsak Adem Tiryaki beynindeki tümörden dolayı Trakya Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Tiryaki’nin ailesinden alınan bilgiye göre, dün sabah saatlerinde hastaneye sevk edilen tutsak ameliyat edildi. 19 yıldır tutuklu olan Tiryaki, kelepçeli tedaviyi kabul etmediği için uzun süredir ameliyat olamıyordu.


Sessiz ölüm
İzmir TAYD-DER Başkanı Dünyamala Ariç, Ege Bölgesi’nde bulunan 12 cezaevinde siyasi tutsakların kaldığını belirterek, “Hasta tutsakların ailelerini dinlediğimizde tüylerimiz diken diken oluyor” dedi. Hasta tutsakların tedavi edilmediğine vurgu yapan Ariç,  “Cezaevinde tedavi olmaları da mümkün değil. Çünkü hasta tutsaklar doktora elleri kelepçeli şekilde bir manga askerle getiriliyor” diye belirtti. Türkiye cezaevlerinde 570 hasta tutsağın bulunduğunu bunların 163’ünün kanser gibi ağır hastalıklarla mücadele ettiklerini belirten Ariç, 75 hasta tutsağın ise kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda olduğunu söyledi. Ariç, “Yetkililere çok seslendik. Şu ana kadar bir tek hasta tutsak tahliye olmadı. Cezaevlerinde sessiz bir ölümü görüyoruz. Ağır hasta tutsakların çıkıp dışarıda tedavi olması lazım. Yetkilere sesleniyorum, bir an önce çözüm bulsunlar” diye konuştu.

Hastaneye sevk edildi
Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan felçli tutsak Salih Tuğrul’un sağlık durumu kötüleşince Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildi.
PKK davasından müebbet hapse mahkum olan Tuğrul, 2007 yılında cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonrası kısmı felç geçirdi. Belden aşağısı tutmayan Tuğrul, 2012’de geçirdiği beyin kanaması üzerine vücut reflekslerini ve hafızasını da yitirdi. Konuşmayan, altını ıslatan ve tek başına ihtiyaçlarını karşılayamayan Tuğrul, Haziran ayında ATK’de muayene olmak üzere çeşitli cezaevlerinden Metris’e getirilen 18 ağır hasta tutsak arasındaydı. Ancak ATK 3. İhtisas Dairesi’nin 14 Haziran 2013 tarihinde verdiği “3 ay sonra sağlık durumunu bir daha gözden geçirmek üzere tekrar çağrılması” raporu sonrası gönderildiği Metris R Tipi Cezaevi’nde kendi kaderine terk edildi. Verilen 3 aylık müddetin üzerinden 3 ay daha geçmesine rağmen tutulduğu iki kişilik hücrede unutulan ve revir yüzü dahi görmeyen Tuğrul hakkında geçen hafta ATK, “Tek başına cezaevi koşullarında yaşamını sürdüremez” raporu verse de tahliyesi bu kez TEM’e takıldı. Siirt Terörle Mücadele Şubesi’nin Tuğrul için 26 Kasım 2013 tarihindeki, “Toplum güvenliği için tehlikelidir” beyanını esas alan Bakırköy İnfaz Savcısı aynı gün jet hızıyla infaz erteleme yasası koşulunu reddetti. 




Tek böbrekle yaşıyor!
İHD’nin cezaevlerinde bulunan hasta tutsaklara ilişkin hazırladığı raporun “ağır hasta tutsaklar” listesinde yer alan PKK’li tutsak Avni Uçar (41), kaybetme riski ile karşı karşıya kaldığı tek böbrekle yaşam mücadelesi veriyor.
22 yıldır cezaevinde bulunan Uçar’ın, 2006 yılında yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle bir böbreği alındı. 2011 yılında mesane kanseri teşhisi konulan Uçar, bir kez daha ameliyat oldu. Sol böbreğindeki kistlerle yaşamını sürdüren Uçar için Siirt Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu, “Hastanın cezaevi koşullarında tahlil, tedavi, takibinin yapılması mümkün değildir” yönünde rapor verdi. 2013 yılının Haziran ayında ATK’de muayene edilmek üzere Metris Cezaevi’ne sevk edildi.  Yapılan muayeneler sonucunda 13 hasta tutsağın yaptığı başvuruyu olumsuz olarak değerlendiren ATK, Uçar’ın başvurusunu da reddetti. Ocak ayında Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’nde ağabeyini ziyaret eden Zozan Uçar, “İyi görünmeye çalışıyordu, çok zayıflamıştı. Ağrıları nedeniyle ayakları ve elleri titriyordu” dedi. Ağabeyinin zaman zaman telefona dahi çıkmakta zorlandığını aktaran Uçar, “Zaten 22 yıldır cezaevinde, dışarıda bizim yanımızda tedavi olmasının ne tehlikesi olabilir ki? Ailesi olarak yanımızda tedavi görmesini istiyoruz. Tek böbreği kalmış ve onu da yitirebilir. Ağabeyimi kaybetmekten korkuyoruz” diye konuştu.

Vücuduna yayıldı
Karataş Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve göğüs kanseri teşhisi konulan Feride Arbuz’un sağlığı kanserin vücuduna yayılması nedeniyle her geçen gün ağırlaşıyor.
Rahminde artan kanama nedeniyle 20 Ocak’ta cezaevinden Adana TOKİ Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Arbuz, tedavi ardından tekrar cezaevine gönderildi. Eşinin cezaevine girmeden önce göğüs kanserine yakalandığını, bir göğsünün aldığını aktaran Hüseyin Arbuz, cezaevinde ise kanserin vücuduna yayıldığını aktardı. Eşinin tedavisinin cezaevi koşullarında mümkün olmadığına vurgu yapan Arbuz, “Hastaneye götürülüyor, gardiyanlar yüzünden tedavisi yapılmıyor. Cezaevine girmeden önce Adana Başkent Hastanesi’nde  tedavi görüyordu. Orada bir göğüs alındı. O zamanlar durumu iyiydi. Ancak cezaevine girmesiyle tedavisi kesildi. Cezaevinde tedavisi tam olarak yapılmadığı için kanser vücuduna yayıldı. Şuan kanser rahme vurdu. Rahimden bir parça alındı ve Ankara’ya gönderildi” diye konuştu. Cezaevinde kanserle mücadelenin imkansız olduğuna işaret eden Arbuz, “Bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz” çağrısında bulundu.

 DİHA/İSTANBUL