Bir yıl önce Suruç’ta 33 genç bombalı saldırıyla katledildi. Bu sosyalist gençler IŞİD’in Türk devlet desteğiyle yakıp yıktığı Kobanê’nin çocuklarına destek için yola çıkmışlardı. Ancak AKP işbirlikçisi IŞİD, sosyalist gençlerin Kobanê Direnişini desteklemesine böyle bir katliamla karşılık verdi. 7 Haziran öncesi nasıl ki AKP-IŞİD ortaklığıyla Amed katliamı gerçekleştirildiyse, Suruç Katliamı da AKP-IŞİD ortaklığıyla gerçekleştirilmiştir. Zaten IŞİD’in 7 Haziran öncesi ve sonrası AKP’ye muhalif olanlara saldırması bunun kanıtıdır. AKP IŞİD eliyle demokratik muhalefeti sindirme ve inisiyatifi ele geçirme politikası izlemiştir. IŞİD içindeki MİT bu amaç doğrultusunda bu katliamlara yol vermiştir. 

7 Haziran seçiminde demokrasi güçleri başarılı olunca hem AKP hem IŞİD kaybetmiştir. Bu gelişmenin önü alınmazsa sonlarının geleceğini görmüşlerdir. Bu nedenle saldırıya geçmişlerdir. 26 Haziran’da IŞİD’in Kobanê’ye sızarak 300 sivili katletmesi de aynı amaçla yapılmıştır. IŞİD’in Türkiye’de gerçekleştirdiği katliamların tümünde saray gladyosunun eli vardır. IŞİD içindeki MİT bu tür saldırıları yönlendirmektedir. 24 Temmuz topyekun savaşı önceden başlatılmıştır. Suruç Katliamı da bu savaşın parçası olarak gerçekleşmiştir. 

Türk devletinin korktuğu en büyük şey, Kürt halkının mücadelesiyle Türkiye halklarının mücadelesinin ortaklaşmasıdır. Bunu en somut olarak 7 Haziran ruhunda görmüştür. Eğer bunun önüne geçmezse bu ortaklık daha da gelişebilir. İşte Suruç Katliamı Türkiye’deki demokrasi güçlerinin Kürt halkının mücadelesiyle birleşmesine karşı yapılmıştır. Özellikle Kobanê direnişiyle birlikte demokrasi güçlerinin AKP-IŞİD ittifakına karşı Kürt halkının mücadelesi yanında yer alması hedeflenmiştir. Bu ortak mücadelenin gerçekleşmesinde sosyalistlerin rolünü gördüğünden sosyalist gençler hedef alınmıştır. İki buçuk ay sonra gerçekleşen Ankara gar katliamı da sosyalist ve demokrasi güçlerinin sosyalist gençlerin izinde ve onların anısına bağlı kalarak Kürt halkının mücadelesiyle ortaklaşmasına karşı gerçekleşmiştir. 

Bu iki katliam Kürt Özgürlük Hareketi’ne de Türkiye’deki devrimci demokrasi güçlerine de sorumluluklar yüklemektedir. Sadece ahlaki ve vicdani değil, siyasi sorumluluklar yüklemektedir. Suruç ve Ankara katliamı, Türkiye halklarının siyasi yönünün ne olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Türk devletinin Kürt düşmanlığı aynı zamanda demokrasi güçleri düşmanlığıdır. Demokrasi güçlerine de Kürt düşmanlığı temelinde saldırılmaktadır. Bu durum Kürtleri demokrasi güçleriyle, demokrasi güçlerini de Kürtlerle ortak hareket etme ve ortak mücadele etme sorumluluğuyla yükümlü kılmaktadır. Ne demokrasi güçleri Kürtlersiz, ne de Kürtler demokrasi güçlersiz Türkiye’yi demokratikleştirip özgürleştirebilirler. Bir kader birliği vardır. Bu coğrafya ve tarihin getirdiği kader birliği olduğu gibi, bugünkü durum da böyle bir kader birliğini zorunlu hale getirmiştir. Bunu görmemek hem Kürtler hem de demokrasi güçleri için kafayı kuma gömmek anlamına gelir. 

Kobanê direnişi, 1 Kasım Dünya Kobanê Gününü ortaya çıkararak tüm özgürlük ve demokrasi güçlerini Kobanê etrafında toplamıştır. Bu durum özellikle Suruç’ta ortaya çıkan direnişe destek ruhuyla somutlaşmıştır. Gerçekten de bir Suruç ruhu ortaya çıkmıştır. 20 Temmuz Suruç saldırısı esas olarak bu ruhu ortadan kaldırılmak için yapılmıştır. Suruç’ta sadece Bakur ve Rojava Kürdistan halkının bütünleşmesi gerçekleşmemiş, aynı zamanda Kürt halkıyla Türkiyeli demokrasi güçlerinin birleşmesi de sağlanmıştır. On yıllarca sürekli tekrarladığımız halkların kardeşliği ve ortak mücadelesi pratikte önemli oranda gerçekleşmiştir. Türkiye’de kimler Suruç’a, Kobanê sınırına gitmedi ki! Suruç’ta kurulan ortak yaşamda düşünceler ve duygular harmanlanmış, Türkiye halklarının ortak mücadele ve ruhu ortaya çıkmıştır. Gezi’deki ortak yaşam daha güçlü, daha kapsamlı ve daha uzun süreli olarak Suruç’ta kurulmuştur. Suruç’taki direniş de Türkiye tarihine geçmiştir. Halkların kardeşliğine ve mücadele birliğine yeni değerler katmıştır. 

Suruç Katliamı esas olarak bu ruha yönelmiştir. AKP de IŞİD de bu ruhun gelişmesinde kendi ölümlerini görmüşlerdir. Bu nedenle Suruç’un bu rolü oynamaması ve Suruç ruhunun derinleşmemesi için bu saldırı yapılmıştır. Suruç saldırısının neden yapıldığını bilmek, bilince çıkarmak ve bu şehitlere karşı sorumluluğumuzun ne olduğunu anlamak çok önemlidir. Bunları bilir ve anlarsak demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan’ın gerçekleşmesinde büyük rolü olacağı açıktır. Zaten insanlık tarihinde de, devrimci mücadeleler tarihinde de dava ve mücadele şehitleri yeni gelişmeler ortaya çıkarmıştır. Mücadele değerlerine mücadeleyi geliştiren yeni değerler katmıştır. Suruç şehitlerini mutlaka böyle anlamalı gereklerini yerine getirmeliyiz. 

Suruç’ta sosyalist gençlerin düşüncelerini ve tutumlarını etkileyen siyasi eğilim ve partinin kadro ve militanlarının Kobanê direnişinde şehit düştüklerini, Rojava devriminde yer aldıklarını biliyoruz. Bu çok önemli bir durumdur. Mücadele birliğine önemli bir harç olmuştur. Bu şehitlerin anılarına bağlılığın gereği tabii ki ortak mücadele daha da geliştirilecektir. Yoksa bu şehitlere doğru yaklaşılmamış olur. Suruç şehitlerini sadece bir siyasi eğilimin Kürt halkının mücadelesiyle ortaklaşması olarak daraltmak da doğru olmaz. Onlar Kürt halkıyla Türkiye halklarının ortak mücadele temeli, gücü ve tarzı olarak görülmeli, böyle bir sorumluluk ve yaklaşımla ele alınmalıdır. 

Ne Suruç halkı, ne Kürt halkı, ne de Kobanê halkı bu şehitleri unutabilir. Bu şehitlerin verdiği mesajların tersine hareket edemez. Kürt halkı bu şehitlere saygının gereği Türkiye halklarıyla mücadele ortaklığını daha da geliştirecektir. Tabii ki Kürt halkı 1 Kasım Dünya Kobanê Gününü de unutmayacaktır. Kürt halkının politikasında ve mücadelesinde 1 Kasım Dünya Kobanê Gününde gösterilen destek her zaman yer bulacaktır. 

Sosyalist gençler Türkiye’de şovenizme karşı bir mücadele bayrağı oldukları gibi, onların duruşu ve şahadeti Kürtler içinde de var olan milliyetçi yaklaşımları geriletme ruhu ve gücü de olmuşlardır. Şovenist ve milliyetçi eğilimler böyle duruşlar ve ortak mücadeleyle geriletilebilir ve etkisizleştirilebilir. Biz Suruç şehitlerinin hem Türkiye hem de Kürdistan’da bu rolü oynadığını ve oynamaya devam edeceğini düşünüyoruz. 

33 şehit yanında birçok sosyalist genç de yaralanmış ve gazi olmuştur. Bu şehitler ve gaziler Türkiye’nin her yerinden halkların çocuklarıdır. Bunlar halkların düşman olmadığını ve olmayacağını yaşamlarını ortaya koyarak göstermişlerdir. Şahadetlerinin yıldönümünde onların mücadelesinin ve şahadetlerinin Türkiye için ne anlama geldiğinin her yerde tartışılması gerekir. Bu şehitlerimiz, bugün kurulan HBDH’nin de mayası ve temeli olmuşlardır. Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin değerlerinde ve kendisinde somutlaştırdığı halkların ortak mücadelesinde bu gençlerin büyük katkısı olduğunu herkesin görmesi gerekmektedir. 

Türkiye’de bu kadar sosyalist gencin bir arada katledilmesi bir ilktir. Bu nedenle bu gençlerin sosyalist devrimci duygularına karşılık vermek, onların şahadetlerini anlamlandırmak, topluma taşırmak ve yansıtmak çok önemlidir. Kürt Özgürlük Hareketi bu konudaki sorumluluklarını her zaman yerine getirmeye çalışacaktır. Onlar tüm Türkiye halklarının şehitleridirler. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi’nin şehitleridirler. Kürt halkı da bu sosyalist gençlere böyle yaklaşacak, böyle sahiplenecektir. 

Kuşkusuz onların bir inançları vardır, ideolojileri vardır, öngördükleri bir dünya ve yaşam vardır. Sosyalist bir yaşam, yani toplumsal bir yaşam arzuluyorlardı. Toplumcu demokratik yaşamı, sosyalist ütopyalarını gerçekleştirmek istiyorlardı. Bunun için de mücadelenin ön saflarında yer alıyorlardı. Enternasyonalist düşüncelere sahip olduklarından Kobanê’ye koşuyorlardı. Dolayısıyla anılmaları, hatırlanmaları ve onların duygu ve düşüncelerinin pratikleştirilmesi tabii ki ideolojilerinden, yani sosyalist ve sosyalist dünya özlemlerinden ayrı ele alınamaz. Çünkü onları bu mücadele ve şahadete yönelten onların ideolojileri ve öngördükleri yaşam olmuştur. 

Bu 20 Temmuz’da bu sosyalist gençler Türkiye’nin her yerinde hak ettikleri kadar anılmalıdır. Onların mücadelesinin anlamı Türkiye ve Kürdistan halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesindeki yerleri ve bunlara karşı sorumluluklarımızın nasıl yerine getirileceği her yerde tartışılmalıdır. Özcesi bu yıldönümünde hak ettikleri kadar gündemde olmalıdırlar. Kaldı ki ne kadar gündemde tutsak da haklarını veremeyiz. Ancak onların eylemlerine ve şahadetlerine halklarımızın mücadelesini yükseltip yaşatarak layık olabiliriz.