
Erzurum H Tipi Cezaevi’ndeki tutsakların sevk talepleri de karşılanmıyor. Üstelik, 3-5 ay değil, 19 yıldır başka bir cezaevine sevk için bekleyen tutsaklar var. Aynı cezaevinde 13 yıldır tutulan Dağıstan Öztürk’ün mektubuna göre, yaklaşık 60 tutuklu ve hükümlü uzun yıllardır sevk bekliyor. Çeşitli nedenlerle cezaevine sürgün olarak gönderilen ve uzun süredir tutuklu olan Metin Gelni, Nevzat Yalçın, Ercan Eriş, Faysal Encu, Murat Bulut, Ethem Karagöz, Tacettin Turan, Lokman Akbaba, Aydın Atalay, Salman Aydın ve Cemal Düzenli, ailelerine daha yakın olan illerdeki cezaevlerine sevk edilmek için birçok kez talepte bulunmalarına rağmen sevkleri çıkmadı.
Açık bir mezar gibi
Dağıstan Öztürk, tutuldukları cezaevi için „açık bir mezar“ ifadesini kullanarak, „Hayat kendinde taşıdığı anlamı ya da tanımı yitirmiştir. Her şey renksiz, mekanik ve monoton bir tarzda işler ve böyle bir şekillenmeyi de dayatır“ diye yazıyor. Öztürk, uzun yıllar aynı mekanda kalmayı ise şöyle anlatıyor: „Mekan ile zihnin bir bütün olduğunu düşünenlerdenim. Mekan zihni, zihin de mekanı tamamlar ya da yok eder. Bunu belirleyen duruşunuzdur. Tıpkı kalp ile hançer birlikteliğine benzer. Kalp, kendinde güçlü duygular besledikçe, hançer onun koruyucu kalkanı olur ama duygularınızda zaaflık gösterirse eğer, hançer onun katili olur. İşte çok uzun yıllar bir mekanda hapsolmanın en acımasız yönü budur. Yani kendi katilini bağrında taşımandır.“
Gözlerimizin önünde eridiler
Öztürk, mektubunda tahliyeleri zamanında gerçekleşmediği için yaşamlarını yitiren PKK davasından tutuklu kanser hastaları İsmet Ablak ile Mehmet Aras’a da dikkat çekiyor: „Onlarla birlikte biz de bir parçamızı kaybettik, eksik kaldık. Gün be gün gözlerimizin önünde eridiler. Ölüm bir ağ gibi bedenlerini yavaş yavaş yutarken, bizler sadece yazılı çığlıklar atabildik.“
Acıyı bal eylemeye devam
Cezaevinin her köşesinde kaybettiklerine dair anıların bulunduğunu yazan Dağıstan Öztürk, şöyle devam ediyor: „Bu mekanlar zihnimizin bir parçası olmuşsa da, zihnimizi bu mekanların bir parçası haline getirmeyeceğiz. Mekanın kabusları, yaşamı ne kadar zehirliyorsa, zihnimizdeki umutla ‘acıyı bal eylemeye’ devam ediyoruz.“
Müebbet hükümlü Dağıstan Öztürk, ailelerini de hatırlatarak, „Ağır mahkumlar olsak da, bizler de ana-baba evladıyız. Bizim de sevdiklerimiz ve bizi sevenler var. Bekleyenlerimiz var; eşimiz, çocuklarımız, kardeşlerimiz, sevdalılarımız var. Dahası, her sabah gözyaşlarıyla abdest alarak secdede yolumuzu gözleyen analarımız var. Asıl dayanılmaz olanı ise, büyüklerimizin son nefeslerinde başuçlarında olmayışımızdır. Bu acıyı bir tek kelimeyle ifade etmek gerekirse, ruhumuzun üşüdüğü an’dır“ diye yazdı.
RUKEN ADALI - ANF/ERZURUM