Çok açıkça görülüyor ve herkesçe de kabul ediliyor ki, mevcut önlemler ekonomik krizin aşılması için yetmeyecek. Bu durumda ekonomik kriz kapitalizm merkezlerinde daha da derinleşirken, Türkiye gibi yeni sömürge alanlara doğru da yayılacak. 1929 büyük bunalımına benzetilen ve kolay aşılamayan ekonomik krizin yükü bu biçimde halk kitlelerinin, emekçilerin omuzuna yüklenmeye çalışılacak. Bu da daha yaygın ve sert kitle hareketi, grev, gösteri ve siyasal mücadelelere yol açacak. Bunun sonucunda ise, belkide 2011 yılını da aşan oranda iktidar değişiklikleri gündeme gelecek.
Ortadoğu’da yaşanan üçüncü dünya savaşı ise Suriye ve çevresinde gittikçe daha fazla derinleşecek. Bir yandan Suriye’deki muhalefet akımları kendilerini daha çok örgütleyip ittifaklarını geliştirerek siyasi ve askeri mücadelelerini yoğunlaştırırken, diğer yandan da bu mücadeleye daha çok dış güç dahil olacak ve mücadele Lübnan’dan İran’a kadar yaygınlaşacak. Mevcut Suriye yönetimi işte böyle bir ortamda ömrünü uzatmaya çalışacak. Büyük olasılıkla Ortadoğu gerçek savaşı bu zeminde görecek ve yaşayacak.
Peki bu durumlar AKP hükümeti ve Kürt Özgürlük Hareketi üzerinde ne tür etkide bulunacak? Başka bir deyişle AKP hükümetinin ve Kürt Özgürlük Hareketinin geleceği nasıl olacak? 2012 yılında ne tür politikalar izleme şansına ve imkanına sahipler?
Öncelikle AKP hükümeti açısından 2012 yılına bakarsak, bir kere ekonomik açıdan durumun kötüye gideceğini görmemiz gerekir. Bunun işaretleri zaten 2011 yılında yaşanmış ve büyüme hızı gözle görülür oranda düşmüştür. Peşpeşe gelen zamlar yeni bir enflasyonist sürece girildiğini göstermiştir. Avrupa’daki ekonomik krizin 2012 yılında Türkiye’yi çok daha fazla etkisi altına alacağı konusunda hemen herkes hemfikirdir. Bu da Türkiye’yi ciddi bir ekonomik kriz ve çöküş süreciyle yüzyüze getirecektir. AKP kurmayları ve yardakçıları psikolojik savaş kapsamında ne kadar tozpembe tablolar çizmeye çalışırlarsa çalışsınlar, ekonomik açıdan gelişmeler bu minvalde olacaktır.
Siyasi ve askeri açıdan ise, AKP hükümeti Suriye üzerinden yaşanan Ortadoğu savaşına daha fazla dahil olacaktır. 2003’te Irak savaşına doğrudan katılmayarak bunun bölge üzerinde yarattığı etkiyi beş-altı yıl kullandı. Fakat ABD ile biraz mesafeli olmanın siyasal sonuçlarına dayanamayıp gittikçe ABD politikalarının bölgedeki bir jandarması haline geldi. 2011’in Libya savaşında bu süreç tümden tamamlandı. Şimdi bu jandarmalık konumu NATO sisteminin Suriye’ye yönelik politikaları çerçevesinde devam ediyor.
Suriye yönetimini korkutup kaçmasını sağlayamayan ABD’nin, iç ve bölgesel savaş da dahil çok yönlü bir mücadeleye hazırlandığı anlaşılıyor. Karargah olarak da Türkiye’yi ele alıyor. Mevcut haliyle AKP hükümetinin 2003’teki gibi “Hayır” deme şansı yok. Böyle yapsa iktidarda kalamayacağını AKP çok iyi biliyor. O halde AKP’nin ABD jandarmalığı bu süreçte daha da artacak. ABD Türkiye’yi ve Türk ordusunu istediği gibi kullanmaya çalışacak. 2012 yılında kendisi başkanlık seçimi ile uğraşırken, AKP hükümetiyle de Suriye savaşını yürütmek isteyecek.
Görülüyor ki, bir yandan Kürtlerle savaşan AKP hükümeti, diğer yandan da ABD’nin Suriye savaşını yürütmek durumunda kalacak. Hem ekonomik krizle boğuşacak, hem de iki cephede savaş yürütecek. Bu durumun AKP iktidarını şimdiden tehdit ettiği açıktır. Tehlikeyi önleyebilmek için AKP hükümeti daha çok baskıcı ve saldırgan hale gelecek. İçte Türkiye toplumu üzerinde faşist polis baskısını daha da arttırırken, Kürt direnişini kırabilmek için de siyasi ve askeri operasyonları artırıp katliamlara başvuracak. Yani Çillerleşmekten de öteye artık Saddamlaşacak.
Nitekim böyle bir katliam süreci başlamış bulunuyor. Mardin’deki köylülerin bilerek vuruluşu ardından, 29 Aralık gecesi Şırnak-Uludere’nin Roboski Köyü’nde 35 sivilin katledilişi bunu gösteriyor. Dikkat edelim, bu saldırı “PKK’ye karşı mücadelenin son durumu görüşüldü” diye açıklama yapılan MGK toplantısının hemen ardından geliyor. Son derece bilinçli ve planlı bir biçimde kaçakçılık yapan Kürt köylüleri savaş uçaklarının saldırısıyla vahşice katledilerek tüm Kürt halkı korkutulmak ve sindirilmek isteniyor. AKP hükümeti, ekonomik kriz ve Suriye savaşının yükünden ve riskinden Kürtleri katlederek kurtulmayı deniyor. Bütün bunlar 2012 yılında AKP hükümetinin neler yapacağını, ne tür politikalar izleyeceğini açıkça göstermiş bulunmaktadır. Besbelliki Tayyip Erdoğan Saddamlaşmaya devam edecektir. Kürtleri TC sınırları içinde vurduğu gibi, fırsat buldukça sınır dışında da, Suriye ve Irak’ta da vurmaya çalışacaktır. ABD, bir zamanlar Saddam yönetimini İran savaşında nasıl kullandıysa, şimdi de AKP hükümetini Ortadoğu savaşında kullanıyor ve ihtiyaç duyduğu kadar da kullanacaktır. AKP hükümeti artık tam bir savaş hükümetidir ve kaderi İttihat ve Terakki iktidarı gibi savaşın sonucuna bağlıdır.
Tıpkı İttihat ve Terakki yönetimi gibi, AKP’nin böyle bir savaş yürütüşünün de iki nedeni vardır: Birisi bağlı olduğu dış güçlerin istemi, diğeri sahip olduğu şoven Türk milliyetçiliği. İttihat ve Terakki kendi savaşını Ermeni ve Arap kırımıyla yürüttü, AKP de Kürt kırımıyla yürütmeye çalışıyor. AKP’nin geleceğinin İzlediği bu savaş ve Kürt soykırımı politikasının sonucuna bağlı olduğu anlaşılıyor.
AKP hükümetinin, tıpkı Saddam Hüseyin yönetimi gibi ABD yönlendirmesiyle savaşa girmesinin kendi geleceği açısından da pek hayırlı olmayacağı görülüyor. Suriye savaşının AKP iktidarı açısından tam bir batak olacağı şimdiden belli olmuş bulunuyor. AKP katliamlarına karşı bilinçli ve örgütlü Kürt halkının daha güçlü ve yaygın olarak direneceği herkesçe biliniyor. Bu savaş politikasının oluşturacağı yükün Türkiye toplumunu AKP’ye muhalif hale getireceği anlaşılıyor. Bütün bunlar da 2012’nin AKP açısından çöküşe gidiş yılı olacağını gösteriyor.
Hiç kuşkusuz 2012 yılı Kürtler ve Kürt Özgürlük Hareketi açısından da zor bir mücadele yılı olacak. AKP katliamlarına ve soykırımına karşı direnmek ağır ve acılı geçecek. Fakat Kürtlerin farklı bir politika izleme şansları yok. Ya teslimiyet temelinde yokolma, ya da direnerek özgür varoluşu yaratmaya çalışma; bunlar dışında üçüncü bir yol bulunmuyor. Dolayısıyla Kürtlerin özgür varoluş için sonuna kadar direnecekleri tartışma götürmüyor. 2011 yılında böyle bir direnişi zaten başlattılar. 2012 yılında bunu daha da geliştirerek, AKP’nin topyekûn imha savaşına karşı ideolojik, siyasi, askeri tüm alanlarda topyekûn direnerek özgür Kürt statüsünü yaratmaya çalışacaklar. Kısaca 2012 yılı Kürtler için direnme, örgütlenme ve yine direnme yılı olacak.
Kürtlerin ve Kürt Özgürlük Hareketinin bu direnişi tam başarı temelinde yürütme şansı yüksektir. Bir kere AKP’nin maskesi düşmüş ve Kürtlere karşı soykırım politikası yürüttüğü açığa çıkmıştır. İkincisi Kürtlerin direnme potansiyeli ve tecrübesi güçlüdür. Üçüncüsü AKP politikalarının ezdiği Türkiye toplumuyla daha geniş bir demokrasi ittifakı geliştirilebilir. Dördüncüsü, direniş temelinde Kürt birliğini yaratmanın zemini güçlenmiştir. Kuzeyli Kürtler Saddam saldırılarına karşı hep Güneyli soydaşlarını desteklediler, şimdi de AKP saldırılarına karşı Güneyli Kürtler pasif ve tarafsız duruşu aşarak Kuzeyli soydaşlarını destekleyecektir. Beşincisi, Kürt direnişi bu yılda Arap baharıyla daha güçlü birlik ve dayanışma yaratabilir.
Kısaca Kürt sorununu çözmeyen ve ABD’ye jandarma olan AKP iktidarı çöküşe giderken, zorlu ve acılı geçse de 2012 yılı Kürt direnişinin tam başarı yolunda daha da güçleneceği bir yıl olacaktır. Bu nedenle en yüksek umutla özgürlük mücadelesine sarılmak ve 2012’yi kazanmak gerekir!..