2015 yılı ilk gününden bugüne kadar güçler arasında kıyasıya bir mücadale yılı oldu. 3. dünya savaşının sürdüğü, bazı bölgelerde küresel ve bölgesel güçlerin vekalet ve doğrudan savaşına sahne olan 2015 yılı son günlerinde bile sert çatımalara sahne oluyor.

Suriye krizi, Kürdistan’daki savaş, Sünni-Şii bloklaşması, Rusya-İran-Suriye hattına karşı AB-ABD hattı; bunun bölgesel ölçekte TC-DAIŞ ittifakı ile somutlanan, güçlerin karşılıklı çıkarları ile tavizler verip tavizler aldığı bu konjöktürde, kendi özgücü, ilkeleri ve mücadele tarzı ile Kürtler öne çıktı. Suriye’de kendilerini 3. Yol olarak tarif eden, Demokratik Ortadoğu hedefi ile farklı ulusların bir arada yaşayabileceği demokratik ulus perspektifinden gelişmelere bakan Kürtler, kendi yolunda istikrarlı bir şekilde ilerliyor.

İlerleyişlerinin temelinde direniş var. Çok sert bir mücadele yılı içinde geçen Kürtlerin direnişi katmerlenerek devam ediyor. Kuşkusuz Kobanê zaferi, Şengal’in DAİŞ’in işgalinden kurtarılması, Hasekê, Hol ve Girê Spî (Til Ebyad) zaferi askeri bir başarıydı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde Türkiye’deki siyasal başarı, bütün baskı ve katliamlara rağmen 1 Kasım’da kendi gücünü büyük oranda koruyarak sandıktan çıkması akılda kalacak siyasi bir başarıydı. Yine 2015 yılı içinde HPG ve YJA Star gerillalarının alan hakimiyetine dayalı yürüttükleri mücadele 15 Ağustos 1984’den bu yana en büyük çaplı gerilla hareketi olarak tarihteki yerini aldı.

Ancak Kürtlerin bu başarıyı göstermesi karşısında, AKP ve Tayyip Erdoğan’ın darbesi ile topyekün savaş içerisinde varlığını koruyarak özgürlük hattında yol almak zorunda kaldıkları da bir gerçek. Bakure Kürdistan’da "Özyönetim Devrim Direnişi"  olarak tanımlanan süreç içerisinde Kürtler 7’den 70’e büyük bir direniş içerisinde varlığını sürdürdüler. 

Şimdi gündemde olan ve gelecek dönemi de belirleyecek olan Kürdistan’daki halk direnişidir. Bu direniş kesinlikle sadece Cizre, Silopi, Şırnak, Silvan, Kerboran, Amed-Sur, Nusaybin ile sınırlı kalmayacak. Zaten 2015 yazında Kürdistan’ın tümüne yayılmak üzereyken 1 Kasım seçimleri, tek taraflı ateşkes askeri direniş yerine siyasal mücadeleyi öne çıkarmıştı. Ancak AKP-Tayyip Erdoğan diktatörlüğü siyasal çözüm yerine askeri zor politikaları ile sonuç alacağını düşünmüş ve Kürdistan kentlerine, sivil halka yönelik topyekün savaşa girişti. 

Erdoğan-Davutoğlu ve Hulisi Akar; asker ve polis çetelerini tank ve toplarla kentlere sürdü. Sandılar ki halkın iradesi kırılacak, Kürdistan’da halk PKK’den, HDP’den vazgeçip devlete teslim olacaktı. Ama öyle olmadı, olmayacak da. Aksine Kürdistan’daki mücadele sadece Kürt kentleri ile sınırlı kalmayacak. Türkiye kentlerine yayılacak.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Fransız Le Monde gazetesine verdiği mülakatta, "Yakında Türkiye'deki Kürt kentlerine ek savaşçılar gönderebiliriz" dedi. "Bu hakkımızı saklı tutuyorduk ama zira bizim görevimiz halkımızı korumaktır" diyen Bayık sözlerini şöyle sürdürdü:

"Teslim olmayacağız. Direneceğiz. Biz mevcut durumda, tüm olanaklarımızla ve elimizdeki tüm kaynaklarla varoluş mücadelesi veriyoruz. Yakında Türkiye'nin içinden ve dışından gelen başka örgütlerle birlikte yakında bir devrimci direniş cephesinin kuruluşunu ilan etmeyi öngörüyoruz. Adını veremeyeceğim bu örgütler, Erdoğan rejimine karşı bizimle aynı mücadeleyi paylaşıyorlar ve bizimle birlikte mücadele edecekler." 

Bu sözlerin anlamı, Türk devletinin Kürdistana sıkıştırmaya çalıştığı çatışmaların farklı ölçeklerde Türkiye’ye taşınmasıdır. Yani Türkiye’de AKP’nin sağlayabileceği bir istikrar kalmayacağı gibi Türk devleti hem Kürtlerle hem de kendi toplumu ile iç savaşa tutuşacaktır. Bunun sonunda ne olur, kestirmek çok zor değil ama!… Olacakları da artık AKP düşünsün!..