2019 yılı iyisi kötüsüyle bitiyor. İnsanlar 2019 yılı başlarken hayal ettikleri, yaptıkları ve yapamadıkları şeyleri değerlendiriyor. Kimi ah vah ederek elinden kaçırdığı fırsatlar için üzülüyor, kimi gelecekte yapmak istediklerine önemli bir altyapı hazırladığı için seviniyor, kimi de hiçbir biçimde mutlu olamadığını söylüyor. Ancak farklı görüşteki birçok televizyon kanalında izlediğim sokağın sesini yansıtan programların çoğunda mikrofon uzatılan insanların hemen hemen hepsinin ortak bir görüşü var, o da 2019 yılı sosyal, ekonomik, kişisel, siyasal, kısaca her açıdan çok kötü bir yıl olduğu yönündedir. Hatta 30’lu yaşlarda bir kadının cevabı çok üzücüydü: “2019 yılı çok kötü bir yıldı, 2020 ise berbat olacak” dedi. Aslında yaşam alanı gün geçtikçe daralıyor ve çekiciliğini, büyüsünü yitiriyor diyor.

Toplumun çoğunluğunda “yaşadığımız yıl çok kötüydü, gelecek yıl ise berbat olacak” gibi bir anlayış hakim hale gelmişse durum vahim bir hal almış demektir. Halbuki tarihte insanlar köleleştirilmiş bile olsalar, elleri ayakları prangaya da vurulmuş olsa, yaşamın olmayacağı en kuytu ve soğuk, daracık bir yere de atılmış olsalar her zaman için kalplerini ısıtan ve çarpmasını sağlayan bir ışık var olmuştur. İçlerindeki o ışık onların yaşama tutunmasını sağlamış, onları direnmeye sevk etmiş ve en zorlu koşullarda yaşatmıştır. Onlar her zaman için bu ışığı içlerinde barındırmış ve korumuştur, ışık da aydınlık yarınlar için yaşam mücadelesi vererek ayakta kalmasını sağlayarak korumuştur onları. Bu ışık tabii ki umuttur.

Korunan ve yaşama tutunmayı sağlayan “umut” ışığı, ruh ve düşüncedeki özgürlük direnciyle birleşip örgütlülük ve eylemle bütünleşince bu küçücük ışık huzmeye, daha sonra da kocaman bir ateş topuna dönüşüp güneş gibi aydınlatmıştır dünyayı. Geçmişten beri bu böyle olmuştur, bugün de böyle olacak, olmak zorundadır. Bir zümre zevk û sefahati için dünyayı karanlığa sürüklemek isteyecek, ama buna karşı olanlar da yüreklerindeki umut ışığını büyütüp nar topuna dönüştürerek güneş olacak ve karanlığı yok edecek. Spartaküs’e bakın bunu göreceksiniz. Babek’e bakın bunu göreceksiniz. Pir Sultan’a bakın bunu göreceksiniz. Halk devrimlerinin gerçekleştiği Fransa, İngiltere, Amerika, Rusya gibi yerlere bakın bunu göreceksiniz. Arap halkının 2011’den beri her yerde ayakta olmasına bakın, bunu göreceksiniz. Kürtlerin PKK olmadan önceki ve PKK kurulup toplum tarafından hızlıca benimsenerek sahip çıkılmasından sonraki duruma bakın bunu göreceksiniz.

Üçüncü dünya savaşının giderek yoğunlaştığı ve kapitalizmin her tarafa sızdığı koşullarda “yeşili” yani yaşamı korumak zor denebilir, ancak zor sözcüğü imkansız demek değildir. Evet, 2019’da çok fazla olumsuz şey gerçekleşti; savaş herkesin kapısına dayandı ve herkes bu savaşın acısını ya da bedelini bir şekilde veriyor. Kimi canını, kimi malını, kimi de huzurunu ya da mutluluğunu vererek bedelini ödüyor. Keşke savaşlar olmasa, keşke adaletsizlik olmasa, keşke sıralanabilecek onlarca olumsuz şey olmasa denebilir, ancak varlar ve yaşam da bunların varlığına göre bir örgütlülük içine sokulmalıdır.

2019, bölgede savaşın yoğunlaşarak devam ettiği bir yıl olması yanında Türkiye’de AKP-MHP iktidarı da faşizmde zirve yaptı. Genelde Türkiye toplumunu, özelde Kürtleri nefes alamaz hale getirmek istedi. Direkt ve kaba baskı ve işkence yöntemlerinin her türlüsünü uyguladığı gibi, inceltilmiş biçimde psikolojik savaşı da çok yoğun kullandı. Genel olarak hak ihlalleri tavan yaptı. Bu zihniyetle şekillenen insanlarda kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, çocuklara ve kadınlara tecavüz normalleştirildi. Yani bir tecavüz kültürü oluşturuldu. Yoksulluk, yolsuzluk diz boyu… Kimi altın klozetli ve el dokuması halılarla döşenmiş saraylarda on binlerce insanın hizmet ettiği yerde yaşayıp özel uçağıyla istediği yere uçarken, kimi de açlıktan ve yoksulluktan ne yapacağını bilmez halde kendisiyle birlikte tüm ailesini ölüme götürmekte, yani toplu intihar etmektedir. AKP-MHP faşizminin bu zihniyetiyle toplum ancak sürekli olarak kriz ve kaos halinde olabilir, başka şansı yoktur.

Tabii ki her şeyin nedenini sorgulamak ve doğru sonuçlar çıkarmak gerekir. Mesela bütün bu kötülüklerin nedeni ne ya da kimdir? Herhalde cevabı egemenler ve iktidarlar olacaktır. Çünkü güç onların elinde, bu gücü isterse herkesin iyiliği  için de kullanabilir, sadece çok az bir kesime hizmet edecek biçimde çoğunluğun kötülüğü için de kullanabilir. Dünyada ya da yaşadığımız ülkede iyilik hakimse demek ki güç doğru kullanılmıştır, ama kötülük hakim hale gelmişse demek ki güç herkes değil de birilerine hizmet edilmiştir. O zaman bunlara karşı ne yapılabilir, ya da ne yapmalıyım diye bir arayış içine girmek önemli olmaktadır.

Mesela AKP-MHP faşizmi bugün ayaktaysa bunda benim ne kadar payım var, ben bu faşizmi yıkmak için ne yaptım, ne yapabilirim sorularını kendime sormalıyım. Cevap bulamıyorsam, insanlık hafızasına yani geçmişe bakmalıyım; faşizme karşı nasıl durulmuş, ne yapılmış ve yıkılmış? Biz biraz incelediğimiz için cevabını vermede yardımcı olalım. Faşizme karşı başarının birkaç adımı bulunmaktadır. Bunların başında zihinde bu sistemle yaşanamayacağı ve daha güzel bir yaşam kurulabileceği konusunda netleşmek gerekir. İkincisi baskı, zor, şiddet ya da her türlü zorluğa karşı sebatla yaklaşmak gerekir. Üçüncüsü örgütlenmek ve örgütlenmeyle birlikte eyleme geçmeyi gerektirir. Tabii ki belirttiğimiz konular iç içe gelişir ve bütünlük içinde ele alınmalıdır. Zihinde berrak olmak gerekir, umutla direnme azmini ortaya koymak ve bunun sonucu olarak örgütlenme ve eylem içine girmek.

Mücadele içine girmeyip bekleyerek dünyanın güzelleşeceğini ya da güzelleştirileceğini, istediğimiz gibi bir yaşam alanı yaratılacağını sanıyorsak büyük bir aldanma içerisindeyiz demektir. Herkes kendi dünyasını yaratır ya da yaratılmak istenen dünyaya hizmet eder. Ben tarafsızım, bana bir şey olmasın da ne oluyorsa olsun demek, sonra da neden bu kadar adaletsizlik var deyip dünya çekilmez hale gelmiştir demek adilane bir tutum olmamaktadır. Tam tersine bilmeyerek karanlığı hakim kılmak isteyen güçlere hizmet eder duruma düşmektir.  Demek ki, bu sistemle yaşanmayacağı konusunda kendimizi ikna etmemiz ve ona karşı dururken bedel ödemeyi göze almamız gerekir. Böyle olursak 2020’nin şimdiden zafer yılı haline geldiği umudunu içimizde taşıyabiliriz.

Karanlığa karşı aydınlık verilen mücadeleyle sağlanır. Aydınlatan umut meşalesini azimle ve mücadeleyle taşımak ve aydınlık yarınlara koşmak gerekir. Böylece yaşadığımız her an daha anlamlı, değerli ve hakkı verilmiş biçimde olacaktır.