İnsanlık dışı muamele ve işkence haberleriyle sık sık gündeme gelen Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde 25 Mart'tan bu yana 19'u PKK, 2'si Devrimci Karargah davasından tutuklu 21 tutsak süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde. Açlık grevinde bulunan tutsakların dışarı ile iletişiminin tamamen engellendiği cezaevinde, açlık grevi eylemcilerinin mutlaka alması gereken B1 vitamininin girişinin de engellendiği bildiriliyor.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Ümit Efe, yakın bir zaman önce Tekirdağ 1 ve 2 No'lu F Tipi Cezaevi'ne gittiklerini hatırlatarak, cezaevi başsavcısı ve müdürleriyle bir toplantı yaptıklarını aktardı. Efe, cezaevinde tutsakların siyasi eğilimlerine göre hareket etmelerine ek olarak insan haklarına saygılı olmayan personellerin bulunmasının yoğun olarak şiddete dönüştüğünü dile getirerek, "Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde çok sayıda PKK'li mahpus var. Bunlar ülkedeki siyasi atmosfere göre her dönemde ayrı muameleye maruz kaldılar. Adeta bir rehin uygulaması yapıldı bu tutuklu ve hükümlülere. Masumiyet karinesi dahi gözetilmemektedir. Hepsi PKK davasından da yargılanmıyor; ancak Kürt olduğu zaman hepsi de PKK'lidir. Bunların içinde gazeteciler var, aydınlar var. Değişik yasa maddeleriyle yargılanıyorlar; ama Kürt isen hatta Türkiye solundan bile yargılanıyorsanız, ülkenin siyasi atmosferine göre bir tutum alıyorlar" dedi.
Cezaevindeki işkence ve kötü muameleleri sıralayan Efe, şunları söyledi: "Bir başka mahpusla olan ilişkileri her koşulda insanlık dışı bir biçimde kesen, baş eğdirmeye, diz çöktürmeye çalışan uygulamalarla karşılaştık. Her seferinde gittik, görüştük ve 21'inci yüzyılda ülkede barış çabalarının ve iradesinin dolaştığı, çözüm yollarının arandığı bir dönemde rehin muamelesi yapılan, elleri kolları bağlı dört duvar arasında bulunan mahpuslara imhacı, yok edici yaklaşımlarından, insanlık dışı yaklaşımlarından vazgeçilmesine çağırdık."
Bir cezaevi müdürünün bu uygulamalar ve nefret söylemleri nedeniyle geri plana alındığını; ancak hala görev yaptığını belirten Efe, "Tutsakların 9 temel talepleri var. Bu 9 temel talebe bakıldığında aç kalarak bu sorunları anlatmaya gerek var mı dedirtecek kadar kolay çözülebilir. Mesela onur kırıcı arama istemiyoruz diyorlar, bundan daha doğal, daha insani bir şey olabilir mi? 'Hücreler arası kitap alışverişi istiyoruz' diyorlar bundan daha doğal bir şey olabilir mi? O kitapları zorla topladıklarında biz heyet olarak gittik ve sorun çözüldü" dedi.

'Talepler son derece demokratik'


En kısa zamanda bir heyet oluşturarak tekrar cezaevine gideceklerini belirten Efe, "Bütün bu mahpusları açlığa götüren talepler çözülebilir ve son derece demokratik talepler. Mahpus insandır, bütün cezaevi sistemlerinin onu insan kabul etmesi gerekir. Öteki, hasım, rehin muamelelerinden vazgeçilmesi gerekir. Onların siyasal fikirlerinden, duruşlarından vazgeçmeleri için işkence uygulamalarından vazgeçilmesi gerekir. Sorumluların yargılanması, eğitilmesi ve görevden el çekilmesi gerekir" diyerek bir an evvel bu sorunun çözülmesi için arabuluculuk görevini üstleneceklerini söyledi.
Konuya ilişkin yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi veren Efe, "Avukat arkadaşlarımız tutuklularla bir görüşme yaptı. Onlar 9 maddelik taleplerinden bahsettiler. Tabip Odası ile de görüştük, onlar da takip ediyor" diyerek, B1 vitaminin tutsaklara verilmediğine dikkat çekti.
Cezaevi doktorları işkenceye ortak
TUAD Başkanı Avukat Sinan Zincir ise, Tekirdağ Cezaevi'nin her dönem bir işkence merkezi olduğunu, yaşanan hak ihlalleri ve işkenceye dönüşen uygulamalar hakkında defalarca basın açıklamaları yaptıklarını, suç duyurusunda bulunduklarını söyledi. Bu girişimlerine karşın cezaevinde hiçbir olumlu gelişme yaşanmadığını kaydeden Zincir, cezaevindeki baskı ve insanlık dışı uygulamaların cezaevi yönetimi tarafından özellikle Öcalan ile başlatılan görüşmeler sonrası yoğunlaşmasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Geçtiğimiz hafta tutsaklarla görüştüklerini anımsatan Zincir, cezaevi doktorlarının da işkencenin ortağı olduğuna vurgu yaparak, tutsakların ölümle karşı karşıya gelmeden tedavi edilmediklerini söyledi. Kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunan Zincir, şunları söyledi: "Hafta başı TUAD üyeleri olarak açlık grevi eylemcilerini ziyaret edeceğiz. Ayrıca 24 Nisan'da BDP'li vekillerden oluşan bir heyet tutsaklarla görüşecek. Şu an tutsakların hiçbir mektubu ve faksı dışarıya iletilmiyor. Tutsakların dış dünya ile bağlantısı kesilmeye çalışılıyor. Ayrıca tutsaklara B1 vitamini de verilmiyor. Türkiye'deki tüm siyasi tutsakları bu insanlık dışı uygulamaya karşı Adalet Bakanlığı'na faks çekmeye çağırıyoruz. Ayrıca tüm toplumsal kesimleri tutsakların sesine duyarlı olmaya çağırıyoruz."

Aydın ölüme terk edildi


Adli Tıp Kurumu tarafından 9 yıl önce "Cezaevi koşullarında yaşayamaz hayati tehlikesi var" raporu verildikten sonra tahliye edilen ve daha sonra "KCK operasyonu" kapsamında tutuklanan Siroz hastası Ümit Aydın, ölüme terk edildi.
Cezaevinde bulunan hasta tutuklulardan biri de Ümit Aydın (42). Aydın, 2003'te Siirt Cezaevi'ndeki koşullardan dolayı önce Hepatit B hastalığına yakalandı. Hastalığı ilerleyerek Siroz'a dönüştü. 2003'te karaciğer nakli olan Aydın'ın günlük kullandığı 22 ilaç nedeniyle böbrekleri iflas etmiş durumda. İzmir Kırıklar 1 No'lu F Tipi Cezaevi'nde kalan Ümit Aydın, İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi'nde diyalize bağlı bir şekilde yaşam mücadelesi veriyor. Aydın ailesi, cezaevi koşullarında kalamayacağına ilişkin birçok hastane ve Adli Tıp Kurumu'ndan raporları olmasına rağmen çocuklarının bırakılmamasına tepki gösterdi. Aydın'ın babası Nizamettin Aydın, her an kötü bir haber alma ihtimalinin yüksek olduğunu belirterek, çocuklarının biran önce tahliye edilmesini istedi.

6'ncı kattan aşağıya attı


Çocuğunun yaşamı boyunca cezaevinde kaldığını ve sürgün hayatı yaşadığını belirten baba Aydın, oğlunun cezaevi koşullarında hastalandığını ifade etti. Baba Aydın, çocuğunun 1996 tarihinde İstanbul'da gözaltına alındığını ve burada Vatan Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldükten sonra 6. kattan atladığını ve iki ayağı ile birlikte vücudunun birçok yerinde kırıklar oluştuğunu belirtti. Defalarca ameliyat geçirdiğini ve bir ayağının kısa kaldığını kaydeden baba Aydın, oğlunun cezaevi süreçlerini şu sözlerle anlattı: "Ümit 1996'da Bayrampaşa Cezaevi'ne götürüldü. 2000 yılında Diyarbakır'a sevk edildi. Ümit, Diyarbakır'daki dosyasından 12 yıl 6 ay ceza aldıktan sonra Siirt E Tipi Cezaevi'ne sevk edildi. Oğlum burada karaciğer hastalığına yakalanarak Siroz oldu. 2003 yılının Temmuz ayında kendisini ziyaret ettiğimizde tek başına yürüyemez haldeydi. Arkadaşları koluna girmişti. 2003 Ağustos ayında karaciğer nakli için Diyarbakır DÜ Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildi. Buradan da İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk ettiler. Kısa bir süre tedavi olduktan sonra kız kardeşi Fatma'nın karaciğeri Ümit'e nakledildi."

Müracaat yanıtsız kaldı


2004 yılında Aydın'ın tahliye edilmesi için Cumhurbaşkanlığı'na müracaat ettiklerini fakat bir yanıt alamadıklarını belirten baba Aydın, bu süre zarfında Adli Tıp Kurumu'nun Aydın'ın dışarıda tedavi olması yönünde rapor verdiğini kaydederek, "Ümit'in kapalı ve üç kişiden fazla sayısı bulunan bir ortamda kalamayacağı yönünde rapor verdi. Rapordan 6 ay sonra Rahşan Ecevit'in çıkardığı afla Ümit de tahliye oldu. Tahliye olduktan sonra 2004'ten 2009 yılına kadar her ay İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne düzenli bir şekilde tedavi olmaya gidiyordu" dedi.
2009'da Aydın'ın İzmir'de tedavi olduğu esnada "KCK" adı altında yapılan ilk operasyonlarda tekrar gözaltına alındığını ve Amed'e getirildiğini kaydeden baba Aydın, şöyle devam etti: "Burada mahkeme serbest bırakılması yönünde karar verdi. Serbest bırakıldıktan sonra savcılık hakimin verdiği karara itiraz ederek tutuklama talebiyle bir üst mahkemeye başvurdu. Ümit bu esnada İzmir'de tedavisini oluyordu ve Ümit hakkında tutuklama kararı çıktığını bilmiyordu. Aradan 3 yıl geçtikten sonra 2012 yılında Ümit İzmir'de tedavi olduğu hastaneye giderken kaldığı motelde gözaltına alınarak Diyarbakır'a getirildi. Ve tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Hakim, Ümit'e arandığı bu kadar zaman içerisinde nerede olduğunu sormuştu. Ve Ümit tedavi olduğunu söylediğinde kanıtlamasını istedi. Bizlerde Diyarbakır Sosyal Güvenlik ve Sigortalar Kurumu'ndan, Ümit'in kaldığı hastaneden giriş ve çıkış kayıtlarını alıp, mahkemeye sunduk. Bunun yanı sıra mahkeme ikinci bir rapor istedi. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Diyarbakır Devlet Hastanesi, Ege Tepecik Devlet Hastanesi ve İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi'nden raporlar verildi. Ama bu raporlara rağmen tutuklandı."

Adli Tıp'ın siyasi kararı


Aydın'ın tutuklanmasının ardından mahkemenin raporları Adli Tıp Kurumu'na gönderdiğini ve iki ay sonra Adli Tıp'tan "Eğer uygun koşullar sağlanırsa cezaevi koşullarında kalabilir" yönünde bir rapor geldiğini kaydeden baba Aydın, "Aynı Adli Tıp daha önce 'hasta cezaevi koşullarında kalamaz' diye rapor vermişti" şeklinde konuştu.
Türkiye cezaevlerinde 400'ü aşkın hasta tutuklu bulunduğunu ve Türkiye'deki cezaevi koşullarında hiçbir hasta tutuklunun kalamayacağını belirten baba Aydın, "Cezaevlerinde kalan hasta tutsakların birçoğu böbrek hastası, diyalize giriyorlar. Yine karaciğer ve kanser hastası olan birçok tutuklu hasta var. Oğlumun günlük alması gereken 22 ilaç nedeniyle böbrekleri iflas etmiş durumda ve İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi'nde diyaliz makinesine bağlanmış. Hem kolundan hem boğazından solunum yolları çalışsın diye yollar açılmış bir durumda tedavi görüyor. Ümit 15 gün önce komaya girdi" diye konuştu.


HABER MERKEZİ




Öldürmüyorsunuz da ne yapıyorsunuz!



“F” oturmalarında müebbet hapse mahkum olan kanser hastası Avni Uçar’ın acilen serbest bırakılması talep edilirken, Avni Uçar’ın kardeşi Ömer Uçar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a “Siz öldürmüyorsunuz da ne yapıyorsunuz” diye seslendi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Cezaevleri Komisyonu tarafından her hafta Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştirilen “F” oturmalarının 59’uncu haftasında müebbet hapse mahkum olan kanser hastası Avni Uçar’ın durumuna dikkat çekildi. İHD üyelerine Cumartesi Anneleri, Avni Uçar’ın ailesi ve sanatçı Nur Sürer de destek verdi.
Grup adına açıklama yapan tutuklu yakını Emine Küçükbumin, cezaevlerindeki hasta tutsakların tedavi görebilmeleri için serbest bırakılması gerektiğini vurgulayarak, “Ancak, mahpuslar umursamazlıklar ve ihmaller sonucu ölüyor, ölüme sürükleniyor” dedi. 22 yıldır farklı cezaevlerinde kalan ve şu anda Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Avni Uçar’ın hayati tehlikesinin bulunduğuna vurgu yapan Küçükbumin, Uçar’ın müebbet hapse mahkum edildiğini ve cezaevinde ölümcül hastalıklarla boğuştuğunu aktardı. Uçar’ın sağ böbreğine kanser teşhisi konulduğunu ve 2006 yılında sağ böbreğinin alındığını belirten Küçükbumin, “Daha önceki yıllarda sayısız kez böbrekteki tümör için ‘iyi huylu’ denilerek hastalığı es geçilmiş, durumu ağırlaşınca da söz konusu böbrekte kanser tespit edilmiş operasyonla böbrek alınmış. Benzer bir durum mesanesi için de geçerlidir. Uçar’a hapishanede yeteri ve etkili tedavi yapılmadığı için kalan sol böbreği ve mesanesinde yeni kanserli kitleler ortaya çıkmıştır” dedi. Doktorların Uçar’ın kanserli sol böbreğinin büyük bir kısmının ameliyatla alınması gerektiğini söylediğini belirten Küçükbumin, ancak Adli Tıp Kurumu tarafından Uçar için “cezaevinde kalmasında bir sakınca yoktur” raporu verilerek Uçar’ın ölüme terk edildiğini vurguladı. Adalet Bakanlığı‘na seslenen Küçükbumin, Uçar’ın bir an önce bırakılmasını talep etti. 
Uçar’ın kardeşi Ömer Uçar ise Ankara Tabip Odası ve Siirt Devlet Hastanesi’nin ağabeyinin durumuna ilişkin rapor hazırladığını ve raporda cezaevinde kalması durumunda yaşamını yitirebileceğini söylediğini aktardı. Başbakan Erdoğan’ın İsrail’in Mavi Marmara saldırısına ilişkin söylediği, “Öldürmeyeceksin, yaşatacaksın” sözlerini hatırlatan Uçar, Başbakan’a, “Peki, siz öldürmüyorsunuz da ne yapıyorsunuz” diye sordu.