•  Türk cezaevlerinde son 2 yılda 217 tutsağın infazı yakıldı. Sadece Marmara Bölgesi’ndeki cezaevlerinde 2021’den 2023’ün ilk 3 ayına kadar 114 tutsağın tahliyesi engellendi.

 

ERDOĞAN ALAYUMAT/İSTANBUL

İHD İstanbul Şube Eşbaşkanı Gülseren Yoleri, infaz yakmanın giderek rutin bir uygulama haline geldiğini söyledi. ÖHD Cezaevi Komisyonu'ndan Zelal Aydoğan ise dünyanın hiçbir yerinde böyle bir keyfiyetin olmadığını belirterek, "Adeta yavaşlatılmış bir idam modeli” dedi.

Türk cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri her geçen gün artarak işkence boyutuna vardı. İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde uygulanan ağır tecrit de artık tüm cezaevlerine yayılıyor. Son iki yıldır cezaları bitmesine rağmen çok sayıda tutsak keyfi gerekçelerle infazları yakılarak rehin tutuluyor. 

Gerekçeler trajikomik

İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonu verilerine göre; İdare Gözlem Kurulları ile ilgili yönetmelik yürürlüğe girdiği 2021'den beri; ‘pişmanlık göstermediği, imam ile görüşmediği, iyi halli olmadığı, cezaevi kurallarına uymadığı, suyu veya elektriği tasarruflu kullanmadığı, cezaevinin aktivitelerine katılmadığı, fazla kitap okuduğu, az kitap okuduğu, koğuş aramasında personele yardım etmediği, görüşme esnasında güldüğü, Kürtçe türkü söylediği, örgütle arasına mesafe koymadığı ve ailesinden birisinin tutuklu olması’ gibi gerekçelerle 217 tutsağın infazı yakıldı. 

Marmara’da 114 tutsak

İHD İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu’nun 2021, 2022 ve 2023 yılının ilk üç ayını kapsayan raporuna göre; Marmara Bölgesi cezaevlerinde 114 tutsağın infazı yakıldı. Rapora göre; 2021'de 24, 2022'de 75 ve 2023'ün ilk üç ayında 15 tutsağın infazı yakılarak tahliyeleri engellendi. 

Kabul edilemez kararlar

İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Gözlem Kurulları tahliyesi gelmiş ya da şartlı tahliye hakkı olan tutukların durumunu değerlendirerek  ‘bu iyi halli değildir’ raporu veriyor. İyi hal değerlendirmesinin hangi kriterler üzerinden hareket ettiğine baktığımız da kabul edilmeyen kararlar var. Örneğin; tutuklunun hangi odada kimlerle kaldığı, sosyal alanlarda kimlerle görüştüğü, ziyaretçilerinin kimler olduğu, cezaevinde yaşanan sorunlarla ilgili dilekçe verip vermediği, cezaevinde bir eyleme katılıp katılmadığı, cezaevi kütüphanesinden yararlanıp yaralanmadığı, kütüphaneden mi kitap aldığı yoksa dışardan gelen kitapları mı aldığı, bunların sıklık derecesi nedir gibi akla mantığa sığmayan gerekçeler ile ‘iyi halli’ olmadığı yönünde rapor verilerek mahpusların infazları yakılabiliyor” dedi.

Bir kereyle de yetinmiyor

Cezası bitmiş ya da denetimli serbestlik hakkından yaralanacak tutsaklar tahliye edilmeyi beklerken, ‘iyi halli’ olmadığı gerekçesiyle infazının ertelendiğini kaydeden Yoleri, şöyle devam etti: “Cezası biten tutuklu 8 ay daha cezaevinde kaldıktan sonra 8 ayın sonunda kurul bir değerlendirme daha yapıyor ve yine ‘iyi halli’ olmadığı gerekçesini öne sürüp infazı bir kez daha erteliyor. Böylece mahpusun şartlı tahliye koşulları ortadan kaldırılmış oluyor.” 

Rutin bir hal aldı

Yoleri, infaz yakma uygulamalarının giderek daha da yaygınlaşarak rutin hale geldiğini ve bunun sadece siyasi tutsaklara dayatıldığını söyledi. Türkiye’de kurulan infaz sisteminin ayrımcı bir sistem olduğunu anımsatan Yoleri, "Bu ayrımcı tutum daha ceza verildiğinde başlıyor. Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında yargılanan tutuklular için daha ağır infaz uygulaması var” dedi.

Tahliye olacağında onanıyor

Tutsaklar hakkında cezaevindeyken yeni davalar açılıp ceza kesildiğine de işaret eden Yoleri, “Verilen bu ceza bekletiliyor ve mahpus tahliye edileceği gün hızlı bir şekilde onanarak tahliyesi engelleniyor. Uzun yıllardır cezaevinde olanlar hakkında açılan soruşturmalar, verilen disiplin cezaları ya da yazdığı mektuplarda geçen ibareler suç sayılıp haklarında yeni davalar açılıyor. Bazı tutukluların mahkemeye sunduğu savunma bile suç delili sayılıyor. Açılan bu tür davaların sıkı takibi yapılsa verilen cezaların tümü Anayasa Mahkemesi’nden döner. Ancak uzun yıllardır cezaevinde bulunan insanların bir savunma avukatı olmadığı için süreç takip edilemiyor” diye konuştu.

ÖHD Cezaevi Komisyonu Üyesi Zelal Aydoğan

Aileler de cezalandırılıyor

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Cezaevi Komisyonu Üyesi Zelal Aydoğan ise iktidarın İdare ve Gözlem Kurulu oluşturmasının siyasi bir karar olduğunu; kurulların verdikleri kararlarla tutsakların mahkeme kararı olmaksızın ikinci defa cezalandırıldığını söyledi. İnfaz yakmalar ile sadece tutsaklar değil ailelerin de cezalandırıldığını belirten Aydoğan, şunları ifade etti: “Tahliye tarihi gelmesi nedeniyle yüzlerce kilometre yoldan gelip de Gözlem Kurulu’nun infaz erteleme kararı nedeniyle geri dönen onlarca aile var. Devlet, infaz yakmalarla tutsakları yıldırma, sindirme, pişman etme, korku yaymayı amaçlıyor. Bu cezaevlerine yönelik devletin temel bir politikası. İktidarlar değişse de bu bir devlet politikası olarak devam ediyor.” 

30 yetmez 36 yıl yat!

Son iki yıldır cezaevlerinde ceza içinde ceza verme politikası uyguladığını dile getiren Aydoğan, “Örneğin 90’lı yıllarda müebbet hapis cezası alan mahpuslar 30 yıl içeride kaldıktan sonra 2020’li yıllarda koşullu salıverilme hakkına sahip oluyor, ancak üç veya daha fazla hücre cezası olan siyasi mahpuslar, bu haktan yararlanamıyor. Tahliye tarihine kadar yani 36 yıl yatarak cezalarını infaz etmekle yüz yüze kalıyorlar. Bu durumu da yaşayan onlarca müvekkilimiz var” şeklinde konuştu. 

Yavaşlatılmış idam dayatılıyor

Hücre cezaları ve İdare Gözlem Kurulu kararlarıyla infazı yakılan tutsakların sayısının her geçen gün arttığının altını çizen Aydoğan, şöyle devam etti: “Cezasını bitirip de tahliye edilmeyenlerin ikinci defa keyfi bir şekilde cezalandırılması dünyanın hiçbir yerinde yok. Adeta mahpuslara uygulanan infaz rejimi yavaşlatılmış bir idam modeli. İnfaz yakmalarda bir diğer amaç da iktidarın rehabilite etme politikası. Yani özetle ‘Bize itaat edersen, pişmanım dersen tahliye olabilirsin, aksi durumda hapishaneden çıkamayacaksın’ diyor.” 

Hukuki mücadeleye davam

İnfaz yakma politikasına karşı gerekli başvuruları ve itirazları yaptıklarını kaydeden Aydoğan, mücadele etmeye devam edeceklerini belirterek, şöyle konuştu: “Başvurularımız sonucunda İnfaz Hakimliklerinin, Ağır Ceza Mahkemelerinin ve Yargıtay'ın olumlu kararlarının aksine aleyhte verilen kararlarla karşı karşıya kalıyoruz. Bu da hukuki güvenlik ilkesinin ne durumda olduğunu gösteriyor. Anayasa Mahkemesi'ne ‘kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali’ sebebiyle taşıdığımız birçok dosyamız oldu. Ancak infaz yakmalarla kişi özgürlüğünün ihlal edilmesine ilişkin emsal teşkil edebilecek bir karar henüz alamadık. Bu hukuk dışı, siyasi kararlara rağmen ÖHD olarak müvekkillerimiz için hukuki mücadeleye devam edeceğiz.”

Pişmanlıklık dayatması

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hükümlülerin değerlendirilmesi ve iyi hâlin belirlenmesi” başlıklı 89. maddesinde yapılan değişiklik, 1 Ocak 2021'de yürürlüğe girdi. Buna göre oluşturulan İyi Hal Kurulu’nda, savcı ve hapishane görevlileri, mahpusun şartlı tahliye tarihi öncesinde rapor hazırlıyor ve değerlendirmede bulunuyor. Tutsaklarda “pişmanlık”, “itirafçılık” gibi kriterler de değerlendirmeye alınıyor.

Kurulda baro görevlisi veya tutsağın avukatı bulunmazken, tahliyesi bir yıla kadar ertelenebiliyor. Bir yılın sonunda yeni bir değerlendirme yapan kurul, itirafçılık ya da pişmanlık gibi dayatmaları kabul etmeyenin infazını yakabiliyor. Ancak yönetmelikte 'suçun’ ne olduğu, nelerin 'suç tanımı' kapsamına girdiği belirtilmiyor. Karar verici cezaevi idaresi de keyfi davranabiliyor. Tecrit politikasının bir başka versiyonu olan infaz yakma uygulaması tutsakların her adımını cezalandırmak için kullanıyor.

Kurulun işi infaz yakmak

Cezaevi İdare Gözlem Kurulları, yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2021'de iktidar tarafından ‘tahliye şansını arttırdığı’ propagandasıyla tanıtılmıştı. Gerçek tam tersi, önceden tahliye değil, tahliyelerin geciktirilmesi için kullanılıyor. Kurul, bugüne kadar aldığı kararlarla özellikle 30 yıl ve üstü cezaevlerinde tutulan ve tahliyeleri gelen Kürt tutsakların infazını yakıyor. 

Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu, cezaevi birinci müdürünün başkanlığında, gözlem ve sınıflandırmadan sorumlu ikinci müdür, idare memuru, cezaevi doktoru, psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı, öğretmen, infaz ve koruma baş memuru, imam ile kurum müdürü tarafından teknik personel arasından seçilen bir görevliden oluşuyor. Kurul üyeleri, her toplantı için 'huzur hakkı' adı altında ek ücret alıyor.

İnfazı yakılanlardan bazıları

*  Cevahir Vurucu: İmam ile görüşmedi

*  Ferit Orak: Elektrik ve suyu fazla kullandı

* Kadir Karabak: 6,5 ile 9 yaşlarındaki kızları örgütsel faaliyet gösteriyor

*  Şevket Bilici: Örgüte yeniden katılabilir

*  Ercan İşcan, Dilan Oynaş: Aramalarda personele yardım etmedi

* Murat Aktaş, Abdurrahim Çetinkaya: Disiplin cezaları var

*  Aliye Süer: Marş söyledi

*  Hatice Çakmak: Hücre cezası var

*  Azize Yağız: İyi halli değil

* Songül Bagadır, Fahriye Ceylan, Metin Güven, Resul Baltacı, Şemsettin Tekin, Sevgi İlboğa, Mehmet Cengel, Damla Erdem, Sevda Turgal: Pişman değil