Suat Bozkuş

 TBMM’nin 100. yıl kutlamaları varlığı yokluğu belli olmayan bu kurumu yeniden gündeme getirdi ve tartışma konusu yaptı. 15 Temmuz darbesi bahanesiyle yaratılan ortamdan yararlanan ve bunu “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendiren Erdoğan böylece tek adam diktasını ilan etmişti. HDP dışındaki partiler ya bu darbeyi canla başla destekledi ya da CHP gibi sessiz kalarak destek oldu. Öyle ya, “beka sorunu” vardı. Böylece halkın 7 Haziran 2015 seçimlerinde hayır dediği tek adam diktasına geçiş kolaylıkla sağlandı. Böylece TBMM göstermelik hale getirilip devre dışı bırakıldı. Meclis’te gerçek muhalefet olarak sesi çıkan tek parti olan HDP’nin yöneticileri ve vekilleri uyduruk bahanelerle yıllardır zindanda. TBMM kendi elleriyle üyelerini özel savcı ve mahkemeler aracılığıyla zindana atıp susturdu.

Belediye eşbaşkanları ve yerel yöneticiler ise gene uyduruk gerekçelerle tutuklanıp yerlerine Erdoğan’ın kayyımları atandı. Halk iradesi bu kadar ağır saldırılarla etkisiz hale getirilince TBMM’nin de bir etkisi ve itibarı kalmadı. Artık TBMM Erdoğan diktasını örten bir asma yaprağıdır.

Şimdi “Erdoğan 100. yıl kutlamalarına niye katılmadı?” diye soranlara sormak gerek:

Meclis’in bir işlevi, itibarı mı kaldı? Bu törenler olmasaydı Meclis’in varlığı belli miydi? Erdoğan cumhurbaşkanı olunca “Ben önüme her geleni imzalamam, noter değilim” demişti. Eline fırsat geçince yaptığı darbe sonucu TBMM’ye noter yetkisi bile tanımadı. Erdoğan ve emireri gibi çalışan bakanların icraatlarından Meclis’in haberi bile olmuyor. Bakanları bile Meclis’e hesap vermiyor ki, Erdoğan niye o Meclis’e gelsin? Böyle bir ortamda Erdoğan’ın 100. yıl için yaptığı güzellemeler Meclis’e de, halka da utanmazca ve saygısızca yapılmış hakaretlerdir.

Meclis başkanına kalsa Korona bahanesiyle kutlama törenleri hiç yapılmayacaktı. Ama muhalefet inatla geleceğiz deyince göstermelik bir yıldönümü toplantısı yapıldı. Bu toplantı sanki ilahi bir trajedi ve ceza gibiydi. Meclis başkanı hariç hepsi de maskeli olan vekiller sanki ağızlarının bantlanmasıyla söz haklarının olmadığını yansıtıyor gibiydiler. Meclis’in kuruluşu kutlanmıyor da adeta cenazesi kaldırılıyordu.

Bu nedenle, HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar’ın değerlendirmeleri çok isabetliydi:

“En güçlü Meclis’in yıldönümünü en zayıf Meclis’te kutluyoruz.

Değerli milletvekilleri, sayın başkan; 100 yıl sonra dönüp baktığımızda maalesef bugün Birinci Meclis’in özelliklerinden çok uzak bir Meclis ile karşı karşıya olduğumuzu kabul etmek zorundayız. Eğer bir soru sorulursa, bu yüzyıl içinde en güçlü ve en zayıf meclisler hangileridir diye, benim cevabım açık ve sanırım pek çok insanın da cevabı açıktır. Evet, en güçlü Meclis’in yıldönümünü en zayıf Meclis’te kutluyoruz. Bunun bize bir şeyler söylüyor olması lazım.”

23 Nisan’da ulusal egemenliğin durumu budur. Bir de “Çocuk Bayramı” demişlerdi. Ama onlar zaten “Çocuk da olsa, kadın da olsa...” denilip çoktan diktatörlüğün pençesine atıldılar. Şimdi de korona günlerinde patronlar daha çok kazansın diye sokağa çıkma yasağından muaf tutulup tezgahın başına sürülüyorlar.

TIR şöförü genç işte bu gerçeği haykırmıştı:

“Bizi Korona değil sizin bu kara düzeniniz öldürür.”

Mithat Sancar: “Rıza ve birlik istiyorsanız, çeşitliliği ve müzakereyi kabul edeceksiniz” diyerek devletin beka sorunu var bahanesiyle halka her türlü zulmü reva görenlere TBMM’nin kendisinin bir beka sorunu olduğunu ve acil çözüm yolunu gösteriyordu.

Acil bir siyasi af ve halk iradesine sonsuz saygı temelinde yeni ve demokratik bir anayasa!

Halkın seçtiği insanlar halkın seçtiği yerlere gelmelidir.

Demokratik özerklik, özyönetim ve demokratik cumhuriyet!

Bunlar yapılmadıkça TBMM’nin kuruluşu kutlanmış olmaz, cenaze namazı kılınmış olur.

suatbozkus@gmail.com

twitter.com/suatbozkus