Mehmet YÜKSEL

24 Haziran’da Türkiye tarihinin en şaibeli seçimlerinden birini daha geride bıraktık. Kuşkusuz bu seçimlerin hem tarihinin belirlenme biçimi hem hazırlık sürecindeki adaletsizlikler hem de ortaya çıkardığı sonuçlar çokça değerlendiriliyor, görünen o ki daha da değerlendirilecek…

Unutulmaması gereken en önemli hususlardan biri Türkiye’nin hem yapısal hem de zihinsel özellikleri bakımından derin bölünmeler ve çatışmalar yaşayan ama tarihsel otoriter yönetim geleneği ile de bu bölünmeleri yok sayan, yok saymadığı zaman da zulümle bastırmaya çalışan bir ülke olduğudur. Nitekim bu özellikler ve gelenek siyasetin salt güç tahakküm ve rant paylaşımıyla özdeşleşen bir biçimde sürdürülmesine yol açıyor. Bunun için AKP MHP ittifakının muazzam bir nizam ve intizam dayatması altında insanları her şeyin mümkün ve mubah olduğu bu faşist sistemi ve rejimi kabullenmeye zorladığı ne yazık ki ortada duran gerçeğin en çarpıcı yanlarından biridir. Zira Suruç örneğinde de gördüğümüz gibi en barbarca cinayetleri bile mubah gösterip, bir yurttaşlık görevi haline getirdiler… AKP MHP kirli ittifakı, kendi iktidarının tesisi ve istediği sonuçları elde etmek için H. Arendt’ deyimiyle her türlü ‘örgütlü politik yalanı’, kanı, zulmü ve müdahaleyi seçim günü de uygulamaktan geri durmamış saldırmaya, kan dökmeye ve halka eziyet etmeye devam etmişlerdir…

Bu kanlı ittifak yurttaşlarının özgürce iradesini ortaya koyacağı koşulları ortadan kaldırmak için gösterdiği performansla ne yazık ki ülkeyi her türlü canice ölümün en verimli toprağı haline getirirken diğer taraftan da politik bir çöle dönüştürmenin gayretindedir… Böyle olsa da biz biliyoruz ki esasında bu kirli ittifak bir seçim başarısı elde etmemiştir, halkların iradesini gasp etmiş ve sahte bir zafer duygusuyla tatmin olmaya çalışmaktadır. Faşizmin ve diktatörlüğün çöküşünü uzatmalı hale getirdiği bu sonuçlar, hiç kuşku yok ki halkların iradesi karşısında uzun vadeli olamayacaktır. Nitekim bütün dünya deneyimleri de göstermiştir ki faşist diktatörler en zayıf oldukları yerde her türlü manipülasyonu, örgütlü politik yalanı hakikat diye düşünce yetilerini dumura uğrattıkları kitleler üzerinden hayata geçirmeye mahkûmdurlar. Ama yine aynı kuvvetle göstermiştir ki tüm faşist diktatörleri hak ettikleri zülüm mezarlığına gömecek olanda halkların inat ve iradeyle verdikleri örgütlü mücadele olmuştur…

Bu seçimler tüm dünyaya direnen halkların, Kürt halkı somutunda her türlü barbarlık dayatması altında bile özgürlüğü için bedel ödemekten çekinmeyeceğini de göstermiştir. Tarihsel olarak zülüm geleneklerinden aldıkları tüm güçle her türlü zorbalığı ve katliamı reva gördükleri Kürt illerinde neredeyse sandıklara gömülen esasında AKP ve MHP ittifakı ve zihniyeti olmuştur. HDP’nin ve halkların her türlü baraj sorunu olmadığı zaten bilinen bir gerçekti esas olan geliştirilen her türlü zulme rağmen gösterilen dirayetli tutum ve ortaya çıkan büyük devrimci enerjidir. Bu devrimci enerjinin akışkan hale getirilip, daha güçlü bir şekilde mücadeleye kanalize edilmesi ise öncelikli olandır.

Elbette bu sonuçta Kürt hareketinin verdiği özgürlük mücadelesinin güçlülüğü ve yarattığı direniş kültürünün payını görmemek mümkün değil. Tam da bundan dolayı mücadeleyi, demokrasiye gerçek bağlılığı sadece seçimlere ve siyasal parti çalışmalarına indirgemeden ama siyasal alandaki kazanımların gücünü de küçümsemeden daha kararlı ve çok yönlü mücadeleye kilitlenmek önemli olacaktır. Halkların büyük emek çaba ve azimle yarattığı bu siyasal başarının daha örgütlü ve süreklileşen bir aşamaya sıçraması için her kesin üzerine düşen görevleri zaman kaybetmeden yerine getirmeye çalışması şarttır. Halkların tüm renklerini, inançlarını, farklılıklarını, emek ve iradelerini birleştirerek yaratacağı çoğulluk ve zenginlik faşizmin en büyük düşmanı olacaktır. Unutmamak gerekiyor ki faşizmin en belirgin niteliklerinden birisi de çoğulluğu ve farklılığı onun ifadesi olan politika ve siyaset tarzın ortadan kaldırmasıdır. Varlık gerekçesi teklik ve tahakküm olduğundan tamda bu nedenle çoğulluktan nefret eder. Zira onu yok edecek olan tamda budur…

Hiç kuşku yok ki insan yaşamında anlam yine insanın özgür eylemleriyle yaratılır. Her türlü insani değerin değerden düşürüldüğü bu faşist rejimde yaşamlarımız kadar o yaşamı nasıl yaşadığımızın da değerli ve anlamlı olması tamda bu zaman da göstereceğimiz büyük azim, eylem, umut ve iradeye bağlıdır. Bu ise bir bilinç meselesidir ve süreklileşen eylemsellik, dayanışma çok önemlidir… Halklar arasında dayanışma, ezilenler arasında dayanışma, yani bütün renkler arasında dayanışma ve eylemsellik faşizmi gömecek en büyük mücadele aracıdır. Ve elbette Bernard Crick’inde dediği gibi ‘’Özgürlüğün bedeli ancak sürekli uyanık olmaktan daha fazla bir şeydir. Politik eyleme ebedi bağlılığı gerektirir.’’ Dünyayı, ülkemizi yaşanılır bir yer haline getirmek, ardımızda daha iyi bir dünya bırakmak bu farkındalık ve inançla mümkündür. O halde bizlerde mutlaka kazanacağımızın inancıyla yaşadığımız zamanı sürekli bir eylem zamanına dönüştürelim ve özgürlüğü mümkün kılalım…