Serhat OVAYOLU
Son dönemde özellikle baskın seçim olarak nitelendirilen 24 Haziran seçim kararının alınması ile birlikte çarşı ve pazarı yakıp kavuran ekonomik kriz gizlenemez oldu. Medyanın hemen hemen hepsinin yandaş havuzunda olduğu bu günlerde yapılan „ekonomimiz uçuyor, Avrupa ve Amerika bizi kıskanıyor, uzaya astronot vesaire gönderme noktasında diğer ülkeler bize üye olmak suretiyle“ gibi ipe sapa gelmez haber ve açıklamalara rağmen finans kapital kendi geleceğinin bu yalan haberlerde olmadığını görerek kaçmaya başladı ki zaten ölmüş olan Türkiye ekonomisinin üstüne bir toprak daha atılmış oldu.
Tam da bunun üstüne Erdoğan’ın nerden baksanız neresinden tutsanız ahmakça olan ve kapitalist modernitenin amentüsü olan Merkez Bankası bağımsızlığına karşı sözler sarf etmesi, finans kapitalin ürkekliğini tavan yaptırdı. Sadece bu dönemde Türkiye rantiye ekonomisini ayakta tutan sıcak para denen sadece birilerini daha da zengin edip emekçileri, açlık ve yoksulluğa mahkum eden para artık yeter deyip kaçışını hızlandırdı. Ben ekonomi eğitimi aldım faiz düşerse yatırımlar artar diye diplomasız olduğunu daha fazla ispatlayan bir cümle ile bu sefer de Merkez Bankası üzerinde anlamsız bir baskı daha kuran Erdoğan diktatörlüğü kriz yangının daha da büyümesine yol açtı.
Ama kapitalist modernite denize düşüp yılana yani kendine sarılan çaresiz diktatörleri sever. Çünkü diktatörler gücü ellerinde tutmak için her ne kadar devlet aygıtını orantısız bir güç ile kullanmayı sevseler de (OHAL Cizre, Şırnak, Nusaybin, İdil ve Sur) asıl onları o koltukta yani iktidarda tutanın halk üzerinde yarattıkları korku ve ekonomik başarı algısı olduğunu bilirler. Bugün Erdoğan ekonomik başarı algısını kaybetmiş durumda, korku da karşısında özellikle HDP’de örgütlenen umut sayesinde geriliyor. Bu durumda Erdoğan’ın elinde sadece devletin kullanacağı orantısız zor kalıyor. Ama seçim öncesi hele bu ekonomik kriz ortamında zaten ürkmüş olan sermaye bunu daha fazla kaldıramayacağı için en azından 1 Kasım seçimleri öncesinde ve sonrasında yarattığı terör dalgasını yaratamaz bir hale geldi. Anlamsız bir Kandil saldırısı örgütlenme teşebbüsü var ama hükümetin havuzunda yüzen Abdülkadir Selvi bunun „heyecan ya da milli şuur üretmediğini“ çünkü bunun muhalefet tarafından satın alınmadığını söyledi. Evet muhalefet Efrîn saldırısı ve işgalinde düştüğü bu tuzağa şimdilik düşmemiş gibi.
Esas konumuza dönecek olursak artık resmen deli saçması olan Erdoğan’ın ekonomi tehditleri ve hamleleri o kadar sermayeyi bezdirdi ki sanırım Erdoğansız bir Türkiye dahi batı sermaye başkentlerinde dilenmeye başladı. Erdoğan bu duruma ekonomi kurmayları denen grubu (ki bence bunlar sermayenin AKP içerisine yerleştirdiği özel nitelikli kişiler) hemen tekrar Londra’ya yolladı. Kamuoyuna Londra mutabakatı olarak yansıyan anlaşma yapıldı. Bu anlaşmanın uzun ve orta vadede Türkiye ve Kürdistan halklarına ne bela getireceği bilinmiyor, ama kısa vadede ki bu vade hiç de kısa değil 10 yıl, faiz oranları resmen serbest uçuşa geçti. 2 yıllık faiz yüzde 19 ile rekor kırarken, çocuklarımızın geleceği 10 yıllık faizin yüzde 16,5’e tırmanması ile resmen ipotek altına alınıyor. Kamuoyuna dolara müdahale olarak yansıtılan ama birilerine kalmaları için dağıtılan rüşvet olan Merkez Bankası rezervleri hızla eridi. Kamu ve özel sektör borcu tarihimizin en yüksek noktasında, hane halkı borcu arşa değdi ve bu borcun ödenmesi imkansız görünüyor. Ekonomik kriz öyle bir sarmış durumda ki sonumuz freni patlamış kamyon sonu gibi; trajik ve hazin.
Ama şimdi hep karamsar bir tablo çizdin biraz da güzel şeyler söyle diyenleri duyar gibiyim, elbette güzel şeyler de oldu. Mesela Türkiye ekonomisi 2018 ilk çeyreğinde TÜİK verilerine göre yüzde 7,5 büyümüş. Gülmeyin, şaka yapmıyorum. Ancak bu haber hükümet cephesinde bile bir kaç kuru açıklama haricinde heyecan yaratmadı. TÜİK’in geçmişi özellikle Devlet İstatistik Enstitüsünden TÜİK’e dönüşmesi ile beraber yalan dolan ile dolu olduğu için çok önemsemeye hacet yok. Erdoğan dahi bir açıklama haricinde sallamadı bu haberi. Bu oranların „atma Recep din kardeşiyiz“ kategorisinde yalanlar olduğunu fark etmiş olacak ki hemen toplumda karşılığı daha çok olan kek, simit ve bahçelerde yuvarlanma vaatlerine geri döndü. Ne diyelim Allah sonumuzu hayretsin ama umudu kaybetmemek, mücadeleye devam etmek şimdi daha da önemli. Çünkü bunlar her anlamda, Kürt kentlerinden ekonomiye bir enkaz bırakıp kaçacaklar, ama umuda sımsıkı sarılmak lazım. Çünkü umut dimdik ayakta…