• Stratejimiz ve mücadele yöntemlerimiz değişti fakat yaşam ve özgürlük ölçülerimiz daha fazla büyüdü. Yeni süreçte bunun tersi bir durumun olacağını sananlar yanılıyor.
  • Özgürlüğe sevdalı olanlar, ölçülerini büyütür. Dün olduğu gibi bugün ve yarın da halkımızın fedaisi ve hizmetçisi olacağız. Her olanak halkındır; hizmet ve borçluluk çizgisinden bir milim sapılamaz.
  • Önder Apo, “hizmette birinci” olduğunu söyledi. Bu ilkeden uzaklaştığımızda şehitlerimiz, gazilik ve halk gerçekliği doğruya davet eder. Hiçbir maddi karşılık beklemeden halka hizmet edenler sevilip sayılır.

NURETTİN DEMİRTAŞ

İki hafta önce yaşadığımız kampa gelen bir arkadaşın, bir ayağının olmadığını bugün öğrendim. Bu yazı bir öz eleştiri ve bugünlerde karşılayacağımız 1. Gaziler Konferansı'nın yıl dönümü için…

Amara isimli bu genç yoldaşın ayağında protez olduğunu iki hafta boyunca fark etmemiş olmak, benim için bir eksiklik ama bir yandan da fark ettirmediği için gurur verici. Gazilik ruhu, tam da bunu anlatıyor; engel tanımıyor ve kendini öyle hemen bununla tanımlamıyor. Lelikan’da kaybettiği ayağına rağmen mücadele azminden hiçbir şey yitirmemiş. Saddam döneminden kalan bir mayına basmış ve olay anında başka bir gazi yoldaş yanına gelmiş. Hastaneye gitmek istememiş, dağdan kopma korkusunu yaşamış. O an Batmanlı Kawa yoldaş, kendi bacağındaki protezi gösterip “bak bende de var, dağdan kopmadım” deyince ikna olmuş…

Sayıları binlerce olan gazilerimiz bedeninden bir parçayı yitirince ilk akıllarına gelen, mücadeledeki yerleridir. Daha fazla hizmet edebilme tutkuları ve bunu yeterince gerçekleştirememe kaygılarıdır. Bundan dolayıdır ki gazilik, sadece bedeninden bir parçayı yitirmekle değil, mücadele ruhunu sürdürmekle tanımlanmıştır.

Mücadelenin her alanında örgütlü olmak, bir kültür haline gelmiştir. Gazilerimiz de her dönemde örgütlü şekilde mücadeleye katılmış ve bu örgütlülük düzeyini 18-22 Eylül 1998'de gerçekleştirilen 1. Gaziler Konferansı'yla da kurumlaştırmıştır. Önder Apo, bu konferansa çok kapsamlı bir mesaj göndermiş ve onları “Yaşayan Şehitler” olarak tanımlayıp, bu temelde görev ve sorumluluklarına sahip çıkmalarını istemiştir.

Bu mücadelede çok bedel ödendi. Şehitlerimizin anmalarında halkımızın sergilediği onurlu duruş, her bir bedelin binlerce yeni yaşama vesile olduğunu gösteriyor. Gazilerimizin verdiği bedel de buna dahildir ve bugün de özgür yaşamın inşasına öncülük ediyorlar. Bu bir inanç, azim, ruh ve her koşulda örgütlü hareket etmenin, ne denli önemli olduğunun ve önemsendiğinin yol gösterici örneğidir.

Kürtçede sevilen ve iftiharla anılan olay ve insanlar için duygular anlatılırken “Şanazî” denilir. Gurur ve onur duymaktır; başımızı yüksekte tutmamıza vesiledir. Gazilerimiz için duygumuzu anlatan bir kavramdır. Şanaz, aynı zamanda eski bir şarkı tarzı ve günümüzde de kadınlara verilen bir isimdir.

En güzel, en içli şarkıların anlattığı özgür insanlar, sadece bedenlerinden bir parçayı değil canlarını, ömürlerini, emeklerini sınırsız bir şekilde adarken; bunlar hiç yokmuş gibi, toplum içinde çalışırken olanakların azlığından yakınmak, hazırı istemek, hak arayışına girmek ne anlama geliyor? Amaç ve yaşamda bir aşınmaya işaret ediyor olabilir.

Şehitlerin takipçisi olmak, onların amacına göre yaşamaktır. Yaşadığımız süreçte stratejimiz değişti, mücadele yöntemlerimiz değişti fakat yaşam ve özgürlük ölçülerimiz daha fazla büyüdü. Yeni süreçte bunun tersi bir durumun olacağını sananlar yanılıyor. Özgürlüğe sevdalı olanlar, ölçülerini büyütür. Dün olduğu gibi bugün ve yarın da halkımızın fedaisi ve hizmetçisi olacağız. Büyük bedellerle oluşan her olanak halkındır; buna göz dikmek bir yana hizmet ve borçluluk çizgisinden bir milim sapmak, özgür insan karakterine terstir. Hareket, hiçbir imkânın olmadığı koşullarda ortaya çıktı ve en küçük bir olanağı bile iğneyle kuyu kazarak yarattı.

Örneğin Önder Apo, İmralı koşullarına rağmen çalışma imkânı dışında bir şey istemiyor. Çalışma imkânı olan herkes, hepimiz için Önderliğimizin bu duruşu bir yaşam tarzıdır, bir ilkedir.

Önder Apo, “hizmette birinci” olduğunu söylemiştir. Bu ilkeden uzaklaştığımızda şehitlerimiz başta olmak üzere gazilik ve halk gerçekliği bizi doğruya davet eder.

Sayıca çok az da olsa durgun, şaşkın, karamsar, negatif bir ruh hali yaşayanların; kişilerin yanlışları nedeniyle duygusal kırgınlıkları olanların ve hatta hizmetten ziyade nerede bir yer kapacağını düşünenlerin bile yüreklerine dokunup kendilerine gelmelerini sağlayacak en temel ilkedir bu.

Bizi biz yapan, sosyalist bilincimiz, emeğimiz, maneviyatımız ve sonsuz fedai ruhumuzdur.

Hiçbir maddi karşılık beklemeden halka hizmet edenler sevilir, sayılırlar. Düşmanın bile olsa en azından sana saygı duyar. Hapishanelerde de öyle değil midir? Direnenlere herkes saygı duyar. İnançlı insanlara saygı duyulur. Özgür yaşamın inşacılarına saygı duyulur. Bunu nerede aşındırdıysak orada tekrar özümüze dönmenin zamanıdır.

Rojava’da son yaşanan provokasyona ilk tavır alanlar, hapishanedeki adli tutuklular olmuş; bu da toplumsal değerlerin her koşulda savunulduğunun önemli bir göstergesi oluyor. Adli vakalardan tutukludurlar ama safları nettir, onurlarını koruyorlar, bunun için bedenlerini ateşe verebiliyorlar. Bu irade önünde saygıyla eğilmez mi insan?

Yakın geçmişte benzer olaylar yaşanmıştı. Savaş kapıya dayandığında Serêkaniyê’deki tutuklular hücrelerinden çıkıp savaşa katılmıştı. Üstelik savaşın ardından yargılanma süreçlerini tamamlamak için kendi iradeleriyle aynı hapishaneye dönmüşlerdi. Bu, bir toplumsal ahlaktır. Yeni bir kültürdür.

Yarım asırlık mücadelemizde yaratılan değerler ve yeni sosyalist kültür, her türlü zorluğu aşarak yeni döneme göre örgütlenmenin, yeniden yapılanmanın, siyasallaşmanın, özcesi demokratik siyaset ve toplumsal inşada başarılı olmanın sarsılmaz temelidir. Biz buna güveniyoruz işte; güvenceniz nedir diye soranlara inançla, 'şanaz’la, güler yüzle ve saygıyla duyurulur!