1994’ten beri tutsak olan üç çocuğunu görebilmek için cezaevlerini dolaşan Feyziye Kolakan, karşılaştığı onur kırıcı uygulamaları anlattı. Kolakan, ‘Artık bu topraklara kalıcı ve onurlu bir barışın gelmesini, yaşanan tüm acıların bir an önce son bulması istiyorum” diyor.
Türk devletinin cezaevlerine yönelik insanlık onuru ile bağdaşmayan sürgün politikası, çocuklarının görüşüne giden ailelerin temel sorunu olarak ortada duruyor. Tutsak aileleri, Türkiye kentlerine görüşe gittiklerinde karşılaştıkları zorlukların hem maddi hem de manevi anlamda kendilerini oldukça yıprattığını belirtiyor.
Üç çocuğu 94’ten beri tutsak
Bunlardan biri de 1994 yılından bu yana çocuklarının görüşüne giden Feyziye Kolakan. Çocuklarından biri Amed’e bin 137 kilometre uzaklıkta olan Burdur’da, diğer ikisi de Diyarbakır cezaevinde. Oğullarından birinin henüz 12 yaşında bir çocukken tutuklandığına dikkat çeken Kolakan, suçsuz yere bunca yıldır tutulduğunu belirtiyor.
Polisin hemen hemen her gün evlerine baskın yaptığını anlatan Kolakan, “Diğer oğlum, cezaevindeyken eşi hayatını kaybetti. Gebeydi. Polisler hemen hemen her gün evimize baskınlar yapıyordu. Gelinim bu durumdan dolayı çok korkmuştu. Çocuğunu düşük yaparak kaybetti. Kısa bir süre sonra da yaşamını yitirdi. İki çocuğu yetim kaldı. Babalarının görüşüne giderken çocukları da kendimle birlikte götürüyordum. İki otobüs bileti alacak gücüm olmadığı için yolculuk boyunca ikisini de dizlerimin üzerine oturtmak zorunda kalıyordum. Yan koltukta oturanlar her zaman rahatsız oluyordu ama benim de yapacak bir şeyim yoktu. Eşim hastaydı, çalışamıyordu. Ben de evlere temizlik yapmaya gidiyordum” diye konuştu.
Terörist gözüyle bakıyorlar
Mesafe uzak olduğu için her seferinde görüşe geç kaldığını belirten Kolakan, “Tren ve otobüsler hep geç kaldığı için görüşleri kaçırıyorduk. Bir gün yine trenle Konya’ya giderken, geç kaldık. Cezaevi savcısına trenle geldiğimiz için görüşe geç kaldığımızı söyledim. Bana ‘Siz teröristsiniz, size görüş hakkı vermiyorum’ dedi. Ben de ‘Biz terörist değiliz. İnsanlar birbirlerini öldürüyor, kadınlara tecavüz ediyorlar, hırsızlık ve yolsuzluk yapıyorlar, onlar terörist olmuyor da biz mi oluyoruz?’ dedim. Tercüman aracılığıyla tartışmamız böyle sürüp gitti. Bize hep terörist gözüyle bakıldı. Halen de öyle” dedi.
‘Oğluma anlatmayın, üzülür’
Türkiye kentlerine giderken yaşadıkları zorlukların bir çırpıda anlatılamayacak kadar çok olduğunu ifade eden Kolakan, bir anısını anlattı: “Batıdaki halk da bizi hor görüyordu. Kimi zamanlar görüşlere geç kalmamak için bir gün öncesinden gidiyorduk. Bir defasında yine kızım, kız kardeşim ve onun iki çocuğuyla beraber Burdur’a gittik. Kara bir kış günüydü. Kızımın böbrek sancısı tuttu. Kimsenin bize yardım edeceği yoktu, insanların bize kötü davrandıklarını biliyorduk. Etrafta cami aramaya başladım. Gittiğimiz cami kadınlara aitti. O karlı günde geceyi camide, halılara sarınarak geçirdik. Sabah görüşe giderken yanımdakilere cezaevindeki oğluma yaşadıklarımızı anlatmamalarını tembihledim. Eğer anlatırlarsa ne kadar üzüleceğini tahmin edebiliyordum.”
‘Mahrem yerlerimizi yokluyorlar’
Her defasında görüşe gittiklerinde onur kırıcı aramalara maruz kaldıklarını anlatan Kolakan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Görüş günleri yaşadıklarımız, başımıza gelen zorluklara zorluk katıyordu. O tür aramaları hala yapıyorlar. Ayakkabılarımızı çıkarmamızı istiyorlar, vücudumuzun mahrem yerlerini yokluyorlar. Zaten günlerce bin bir türlü zorlukla görüşe yetişmişiz, bir de üstüne bu tür aramalar dayatılınca insan çileden çıkıyordu.
‘Acılar son bulsun’
Ama bizler tüm bu zorluklara rağmen görüşümüzü yapmak için diretiyorduk. Kalbim pille çalışıyor. Onca acıyı kaldıracak gücümün giderek azaldığını görüyorum. Artık bu topraklara kalıcı ve onurlu bir barışın gelmesini istiyorum. 25 yıldır cezaevi görüşlerine gidiyorum, yaşanan tüm acıların bir an önce son bulması istiyorum.”
ANF/AMED