1994'te dokunulmazlıkları kaldırılarak tutuklanan DEP'li vekillerin geleneğini sürdüren BDP'nin vekilleri de dokunulmazlık tehdidi altında. Her iki döneme tanıklık eden BP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Kürtlere karşı acımasız politikaların hayata geçirildiğini belirterek, 2 Mart'ın görülmek istenmese de bir darbe olduğuna vurgu yaptı. BDP Muş Milletvekili Sakık, üç gün önce 28 Şubat'ın yıldönümü olduğunu ve Meclis ile medyanın o dönem yaşananları tartıştığını hatırlatarak, "Aslında böyle olması gerekiyor. Önümüzdeki günlerde 27 Nisan'da da böyle olacaktır. O gün de Meclis toplanır tartışır. Bakın 28 Şubat'ın hemen ardında 2 Mart darbesi var. Ama o gün tek bir eleştiri göremeyeceksiniz" diye konuştu. Sakık, 28 Şubat'ta tek bir milletvekilinin tutuklanmadığını, oysa 2 Mart darbesinde milletvekillerinin tutuklandığı ve bir partinin kapatıldığını hatırlatarak, "2 Mart'ın mağduriyeti büyüktür. 2 Mart'ta asker ve siyasetçiler ele ele vererek bu darbeyi yaptılar. Bir partinin vekilleri tutuklandı ve parti kapatıldı. Arkadaşlarımız yurtdışına gitmek zorunda kaldı. Ama ne hikmetse Meclis'te kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu bu darbeye ilişkin hiçbir çalışma yapmadı" ifadesini kullandı.


'Bugün tarihin çöplüğündeler'

Türkiye'de Kürtlere karşı yapılmış ihlallerin demokrasiye karşı ayıp olarak algılanmadığını vurgulayan Sakık, "O dönem Kürtlere karşı acımasız bir politika vardı. Bizim sesimizi kısmaya çalıştılar. Çünkü biz bu acımasız politikaları dillendiriyorduk. Bu çığlığı ortaya koymamızdan rahatsızlardı. Bu yüzden bizi Meclis'ten alıp uzun yıllar cezaevinde tuttular. Biz haklıydık. O gün söylediklerimizin bugün hayatta nasıl karşılığı olduğunu görüyoruz. Biz o zaman kaosa el kaldırıyorsunuz; ama biz haklıyız demiştik. Kürtler o gün neyi savunuyorsa bugün de aynı şeyi savunuyorlar. O gün el kaldıranlar bugün tarihin çöplüğündeler" diye konuştu. Sakık, 2 Mart darbesi ile yüzleşilmesi gerektiğine işaret ederek, mücadeleden müzakereye dönüşen bir süreci yaşadıklarını bunun da kendilerini sevindirdiğini söyledi.

19 yılda zihniyet değişmedi

Türkiye'de iktidarlar değişse de değişmeyen Kürt siyasetçilere yönelik baskılar oldu. 1989 yılında Halkın Emek Partisi'nin (HEP) kurulmasıyla başlayan siyasi geleneğe karşı yürütülen baskı politikası ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP ve en son BDP ile devam etti. Baskılar kimi dönemlerde milletvekillerini tutuklama, kimi dönemlerde parti kapatma, kimi dönemlerde itibarsızlaştırma olarak kendini gösterdi.
Ekim 1989'da Paris'te toplanan Kürt Konferansı'na katılan SHP milletvekilleri Kenan Sönmez, İsmail Hakkı Önal, Ahmet Türk, Mehmet Ali Eren, Adnan Ekmen, Mahmut Alınak ve Salih Sümer, 16 Kasım'da partiden ihraç edildi. İhraç kararını protesto eden çok sayıda vekil partiden istifa etti. Bunu Diyarbakır örgütündeki toplu istifalar izledi. Aralarında istifacı 10 milletvekilinin de bulunduğu bazı eski SHP'liler 7 Haziran 1990'da Halkın Emek Partisi'ni (HEP) kurdu. 1991 seçimlerinde SHP ile seçim ittifakına giren HEP, 18 milletvekiliyle Meclis'e girdi. "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma amacını taşımak ve bu yolda faaliyette bulunmak" iddiasıyla kapatılması istendi. Anayasa Mahkemesi, 11 üyenin oybirliği ile 14 Temmuz 1993'de HEP'in kapatılmasına karar verdi. 1991 seçimlerinde SHP ile ittifak yaparak Meclis'e giren HEP'ten seçilen vekillerin kurduğu Demokrasi Partisi (DEP) de aynı akıbeti yaşadı.
Emir Güreş ve Çiller'den
DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasından 10 gün önce dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, "Eşkıyayı Bekaa'da aramaya gerek yok. Maalesef bunların bir kısmı Yüce Meclis'in çatısı altındadır" diyerek, DEP'lileri hedef gösterdi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller de tam da 2 Mart 1994 tarihinde partisinin grup toplantısında işaret verdi: "Meclis'te PKK'nın barındığı bir gölge vardır, bunu Meclis'in üzerinden kaldırmakla yükümlüyüz."

Yaka paça cezaevine

DEP milletvekilleri Orhan Doğan ve Hatip Dicle 2 Mart 1994'te Meclis'ten çıkışta sivil polisler tarafından yaka paça gözaltına alındı. Aynı gün Meclis'te yapılan oylamada DEP milletvekilleri Orhan Doğan, Hatip Dicle, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak'ın dokunulmazlıkları kaldırılmış ve Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Kürt milletvekilleri hakkında "derhal sorguya alma" emri vermişti. Doğan ve Dicle'nin ardından 4 Mart 1994'te Leyla Zana ve diğer milletvekilleri gözaltına alındı ve 17 Mart'ta Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'ne konuldu. 16 Haziran 1994'te Anayasa Mahkemesi, 7 Mayıs 1993'te kurulan DEP'in kapatılmasına ve 5'i cezaevinde bulunan 13 milletvekilinin tümünün dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verdi. 1 Temmuz 1994'te Selim Sadak da gözaltına alındı ve 12 Temmuz'da tutuklandı. 3 Ağustos 1994'te tutuklu bulunan 6 eski milletvekiliyle başlayan DEP davası, 8 Aralık 1994'te sonuçlandı. Mahkeme sonunda Amed milletvekilleri Hatip Dicle ve Leyla Zana ile Şırnak milletvekilleri Orhan Doğan ve Selim Sadak'a "örgüt üyesi" suçlamasaylı 15'er yıl ağır hapis cezası verdi. Karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da onandı.

10 yıl sonra tahliye

Eski DEP milletvekillerinin 1996 yılında yaptığı başvuruyu, 2001 yılında sonuçlandıran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), DGM'nin tarafsız ve bağımsız olmadığı, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle, Türkiye'yi mahkum etti. Kamuoyunda 2. Uyum Paketi olarak bilinen kanunla DEP'li vekiller 2003'te avukatları aracılığıyla yeniden yargılanma isteminde bulunmuşlardı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, "Gelinen safha ve cezaevinde geçen 10 yıl 3 ay 8 günlük süreyi" dikkate alarak tahliye kararı verdi. Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Selim Sadak, 9 Haziran 2004'te serbest bırakıldı. Orhan Doğan ve diğer bazı DEP'liler, 22 Temmuz seçimleri için bağımsız milletvekili adayı olmuşlardı.

DTP'den BDP'ye

Aradan geçen 12 yıl ardından 2006 yılında kurulan DTP de baskılardan nasibini aldı. Düzenlediği her etkinlik suç unsuru sayılarak, Anayasa Mahkemesi tarafından hakkında kapatılma davası açıldı. Anayasa Mahkemesi, oybirliğiyle DTP'nin kapatılmasına karar verdi. 37 kişiye 5 yıl siyaset yasağı getirilirken, Genel Başkan Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un milletvekilliğinin düşürülmesi kararlaştırıldı. DTP'nin kapatılması büyük tepki toplarken, DTP'liler sine-i millete dönme kararı için Amed'e geldi. Ardından sivil toplum örgütleri gibi birçok çevre ile yapılan görüşmelerin ardından demokratik siyasete devam kararı aldı. Kapatılan DTP'nin milletvekilleri ve belediye başkanları düzenlenen törenlerle BDP'ye geçti.

'KCK operasyonları' başladı

14 Nisan 2009 tarihinde "KCK operasyonu" adı altında Kürt siyasetçiler ve insan hakları savunucuları tutuklanırken operasyonlar genişleyerek devam etti. 24 Aralık 2009 tarihinde BDP'ye yönelik gerçekleştirilen operasyonda BDP'li 7 belediye başkanı tutuklandı. Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak'ın gözaltına alınışı 16 yıl önce DEP milletvekillerinin gözaltına alınışını hatırlattı. Adliyeye getirilen BDP'li seçilmişlerin tek sıra halinde elleri kelepçeli şekilde fotoğrafları çekilerek, basına servis edilmesi ise büyük tartışmalara yol açtı.

Dicle 15 yıl sonra tekrar tutuklandı

DEP milletvekili Hatip Dicle 1994 yılındaki tutukluluk üzerinden 15 yıl geçtikten sonra bu kez DTK Eşbaşkanı sıfatıyla cezaevine konuldu. 26 Aralık 2009 günü gerçekleşen operasyonda, kapatılan DTP'nin Diyarbakır İl Başkanı Av. Fırat Anlı, İHD Şube Başkanı Muharrem Erbey ve belediye başkanlarının da aralarında bulunduğu 23 kişi "KCK Türkiye Meclisi üyesi" oldukları iddiasıyla tutuklandı.
DEP eski milletvekili Mahmut Alınak da 8 Aralık 2011'de 'KCK operasyonu' sonucu tutuklandı. DEP eski milletvekili Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak'ın 24 Aralık 2009'da belediye başkanlarına 'KCK' adı altında yapılan operasyonda gözaltına alınış şekli ise 19 yıl önce Orhan Doğan'ın yaka paça gözaltına alınmasını hatırlattı.

Orhan Doğan hayatını kaybetti

Yaşamını Kürt halkının özgürlük mücadelesine adamış DEP eski Milletvekili Orhan Doğan, Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde 2007 yılında Doğubeyazıt Belediyesi tarafından düzenlenen 6'ncı Ehmedê Xanî Kültür Sanat ve Turizm Festivali'nin kapanış konuşmasında kalp krizi geçirdi.  Doğan, tüm müdahalelere rağmen 29 Haziran 2007 günü 52 yaşında hayatını kaybetti.
DEP'lilerin yaka paça gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından 19 yıl geçti, fakat Kürt siyasetçilere yaklaşım konusunda 19 yılda değişen bir şey olmadı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in söylemleri, AKP iktidarı döneminde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın söylemleri haline geldi. Seçilmiş Kürt siyasetçiler hükümet tarafından her fırsatta "PKK" ile ilişkilendirildi ve haklarında yasal işlem baskısı yapıldı. Bunların sonucu olarak yapılan ve AKP'nin "Açılım" politikasının bir parçası olarak lanse edilen 'KCK' adı altındaki operasyonlar hız kesmeden devam etti. Operasyonlar kapsamında 6 bine yakın Kürt siyasetçi ve belediye başkanı, aydın ve gazeteci tutuklanarak cezaevine konuldu. 'KCK' adı altında yapılan operasyonların yargılama safhası ise tam bir fiyaskoya dönüştü.
DTP'nin kapatılmasının ardından BDP ile yoluna devam eden Kürt siyasetçileri yeniden dokunulmazlık tartışmalarının gündemine alındı.


ALPER ATALAY / DİHA/ANKARA