
BDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu'ndan sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, BDP Hukuk Komisyonu üyeleri Pınar Akdemir ve Sinem Coşkun, cezaevlerinde yaşanan sorunlar ve 9 Ocak'ta Paris'te katledilen 3 Kürt kadın siyasetçinin soruşturmasına ilişkin BDP Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi. Komisyon adına konuşan Beştaş, Paris'te 3 Ocak'ta, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeden 6 gün sonra 3 Kürt kadına yönelik vahşice bir katliamın işlendiğini hatırlatarak, 9 Ocak'tan bugüne kadar yaklaşık 3 ay geçmesine rağmen tatmin edici, faillerin suçu nasıl işledikleri, arkalarında kimler olduğunu, Türkiye ve Fransa'nın bu konudaki düşünceleri konusunda delillerin paylaşılmadığını ifade etti. Beştaş, Paris'te girişimlerde bulunduğunu da hatırlatarak, şunları söyledi: "Resmi olarak yürütülen soruşturma anket diye nitelendiriliyor. Orada da gizlilik devam ediyor, dosyada kısıtlılık kararı var. Fakat Türkiye'den farklı olarak dosyayı okuma hakkı var. Onların da önemle bize söyledikleri şey, Türkiye'deki soruşturmanın çok önemli olduğuydu. Ömer Güney şu an cinayetlerle ilgili tek tutuklu. Onun Türkiye'deki bağlantıları Fransa dosyasını doğrudan etkiliyor. Türkiye'de de girişimlerde bulunduk. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bir soruşturma var. Biz bir dilekçe ile soruşturmaya taraf olduğumuzu belirttik. Aileler bize başvuruda bulundu, vekaletnamelerini aldık. Bu soruşturma dosyasına aileleri temsilen müdahil olduğumuzu belirttik. Resmi başvuruda bulunduk. Fakat yaptığımız görüşmelerde maalesef bir ilerleme katedilmedi."
Türk savcı Fransa'da sorgulayabilir
Cinayetin mutlaka aydınlatılması gerektiğini vurgulayan Beştaş, şu ana kadar bir bilgi edinilmemesi ve soruşturmanın ilerlememesini yadırgadıklarını ifade etti. Beştaş, Ömer Güney'in hiçbir yerle bağlantısı olmadan kişisel bir sebeple böyle bir cinayeti yapmasının mümkün olamayacağını dile getirerek, Güney'in ifadesinde hiçbir şeyi kabul etmediğini ve suçun faili olmadığını ileri sürdüğünü söyledi. Beştaş, Türkiye'deki cumhuriyet başsavcısının Fransa'ya yazı yazdığını ve bizzat Ömer Güney'i sorgulamak istediğini de öğrendiklerini kaydederek, bu kadar uzun süre Türkiye'deki savcıların Güney'i sorgulamamasının olayın vahameti açısından asla kabul edilemeyeceğini de söyledi. Türkiye'deki savcının bir uçakla gidip sorgusunu yapabileceğini de aktaran Beştaş, bu davanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini ve önemli olanın faillerinin ortaya çıkması olduğunu dile getirdi.
Hasta tutsaklar ölüme terkediliyor
BDP Hukuk Komisyonu cezaevinde artan hak ihlalleri ve hasta tutsakların durumuna da dikkat çekerek, "Ülkemizde yaşanacak siyasi gelişmelerde ilk dikkat edilecek yer cezaevleridir" dedi. BDP Eşbaşkan Yardımcısı Beştaş, Türkiye'de yaşanan tüm olumlu siyasi gelişmelere rağmen cezaevlerinde endişe verici gelişmelerin yaşandığını belirtti. Neredeyse her gün cezaevlerindeki siyasi tutsaklardan partilerine ve insan hakları örgütlerine onlarca başvuru ve hak ihlallerinin yansıdığını ifade eden Beştaş, bu dönemde cezaevleri tarihindeki en yoğun sürgünlerin yaşandığını söyledi. Beştaş, "Avukatlarına, ailelerine ve görüşçülerine ulaşması engellemek üzere en uzak ücra yerlere örneğin Karadeniz'e, Trakya'ya, Ege'ye ve diğer çeşitli cezaevlerine hiçbir hak ve hukuka sığmayacak şekilde sürgünler yaşanmaktadır. Bu sürgünlerle birlikte özellikle yeni gelen tutsaklara yönelik çıplak arama olmak üzere türlü cinsel ve fiziksel saldırı içeren onur kırıcı muameleler yapılmaktadır" dedi. Beştaş, özellikle kadın tutsakların üstelik erkek gardiyan ve askerlerin önünde zorla soyulmasının işkencenin fiziksel ve cinsel saldırı içeren hali olduğuna dikkat çekerek, özellikle Şakran, Tekirdağ, Karataş, Çankırı, Hacılar gibi cezaevlerinden yansıyan bilgilerin endişe verici olduğunu söyledi. Beştaş, cezaevlerinde kitap sınırlaması, iletişim ve görüş yasakları gibi disiplin cezalarının keyfi bir boyuta ulaştığına işaret ederek, keyfi cezalarla birlikte davaların da açıldığını belirtti.
Cezaevlerinde 230'u ağır 411 hasta tutsağın bulunduğuna dikkat çeken Beştaş, "Ağır hasta tutsaklar adeta ölüme terk edilmektedir. En son ağır kanser hastası Şahabettin Yücer yargının ve hükümetin en yakınında, tüm girişimlere rağmen sonuç alınamamış, Ankara'da tutuklu olarak yaşamını yitirmiştir. Bu nedenle hükümetin ve bakanlığın öncelikle kendi emri altındaki idarecilerinin cezaevindeki insan onuruna yakışmayan politikasına ve uygulamalarına son vermesi gerekmektedir. Tekrar hatırlatmak üzere Kürt halkının cezaevleri hatıraları tazedir, Kürt halkı için cezaevleri her şeyden önce bir vicdan ve ahlak meselesidir" diye konuştu.
ANKARA