3. Dünya Kadın Konferansının ardından

Meral ÇİÇEK yazdı —

14 Eylül 2022 Çarşamba - 08:00

  • Yerel kimliklerimizi ve mücadelelerimizi yadsımadan, hatta buradan beslenerek ortak mücadeleyi geliştirme, güçlendirme ve örgütlü kılma gerekliliği söz konusudur.
  • Yerelden beslenen bir kadın enternasyonalizmi anlayışı doğrultusunda yan yana değil, birlikte mücadele geliştirdiğimiz oranda ataerkil-kapitalist sistemini aşındırabiliriz.

Tabandan Kadınların 3. Dünya Kadın Konferansı Tunus'ta gerçekleşti. Pandemiden ötürü bir yıl gecikmeyle düzenlenen konferansa 40 ülke ve milliyetten 400'ü aşkın kadın katıldı. Kürdistan'dan da dört parça ve Avrupa'dan güçlü bir heyet Tunus'ta Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketinin mücadelesini, kazanımlarını ve gündemlerini temsil etti. 

Bu gündemlerden en çok öne çıkanı, kadın devrimi oldu. Sadece Kürdistanlı delegeler değil, Rojava devrim gerçeğinden etkilenmiş farklı halklardan kadınlar da yüksek sesle kadın devrimi ihtiyacını konferansın farklı bölümlerinde dile getirdi. Bunun yanında Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketinin bileşenlerini temsil eden delegeler sunum ve konuşmalarında özellikle özgün-özerk örgütlenmenin önemi üzerinde durup, 'üç ö' olan özerklik, örgütlülük ve özgürlük arasındaki diyalektik ilişkiyi anlattı. 

İlki 2011'de Venezuela'da, ikincisi 2016'da Nepal'de düzenlenen Dünya Kadın Konferansının öncülüğü antiemperyalist çizgideki kadınlar tarafından yapılmakla birlikte bileşeni çok daha geniştir. Tunus'ta sıkça dile getirildiği gibi, 'dinden devrime kadar' geniş bir yelpazeyi kucaklayan konferansın kırmızı çizgileri milliyetçilik, ırkçılık, aşırıcılık. Buradaki temel fark, konferansın tabanda çalışan, burada örgütlenen kadın yapılarını bir araya getirme hedef ve iddiasıdır. Dünya Kadın Konferansı bu yönüyle STK'ların veya maaşlı aktivistlerin buluştuğu bir yer değil. 

Ancak kendini tabana dayandıran kadın örgütlemelerin ideolojik-politik hatları arasında da büyük farklar var. Bu fark kendini en çok kadın ya da cins sorununu ele alış ve çözüm perspektiflerinde gösteriyor. Farklılıkların olması da son derece normaldir. Konferans, homojen bir yapıdan ibaret değil. Sonuçta bir örgüt de değildir. 

Ama bu yıl dikkatimi çeken bir nokta, gerek atölye programında gerekse de genel kurul tartışmalarında Dünya Kadın Konferansı bünyesinde teorik çalışmalar geliştirme yöndeki taleplerdi. Bu, bileşenlerin önemli bir kısmının teorik, politik ve ideolojik tartışmalar geliştirmeye ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Ki pratik düzeyi belirleyen de teorik altyapıdır. Özellikle de 21. yüzyılın bu ilk çeyreğinde ortak kadın mücadelesini daha da güçlendirmek ve bu amaçla kurulmuş yapıları işlevli kılmak için öncelikle güçlü bir tartışma zeminine ihtiyaç vardır. Beş yılda bir düzenlenen bir konferans bunun için elbette ki yeterli değildir. İki konferans arasındaki süreçte, yani 2024 yılında 'Kadın devrimi - sosyal-ekolojik dönüşüm - sosyalist devrim: Emperyalizmi nasıl yeneriz?' konulu uluslararası bir çalıştayı düzenleme kararı elbette önemli. Ama mühim olan teorik, politik ve ideolojik tartışmaları süreklileştirecek mekanizmaların geliştirilmesidir. Bu yapılmadığında tutuculuk ve merkeziyetçilik gelişir, bu ise aynı zeminde buluşan kadın yapı ve örgütlemeleri birbirine yabancılaştırır. 

Bununla bağlantılı olarak konferansta da açığa çıkan bir ihtiyaç, yerel/özgün ile uluslarüstü/ortak mücadele arasındaki dengeyi oluşturma. Yani yerel kimliklerimizi ve mücadelelerimizi yadsımadan, hatta buradan beslenerek ortak mücadeleyi geliştirme, güçlendirme ve örgütlü kılma gerekliliği söz konusudur. Ataerkil-kapitalist sistemin saldırganlığının ulaşmış olduğu vahşi düzey ile de bağlantılı olarak kendi yerel-ulusal çerçevenin dışına çıkmama yaşanabiliyor. Yine Ortadoğu, Latin Amerika ve Afrika gibi bölgelerden konferansa katılan birçok örgüt temsilcisinde kendini, acılarını ve zorlanmalarını anlatma ihtiyacı da görülüyordu. Bu paylaşımlar elbette ki anlamlı ve önemlidir. Ama eğer kendimizi dünya kadınları olarak isimlendiriyorsak, salt kendi yerellerimiz ile sınırlı kalamayız. Yerellerimiz arasındaki bağları örerek, kadın düşmanı saldırganlığın sistematikliğini görerek ortak mücadeleyi inşa etmek günümüzde sahip olduğumuz öncelikli görevdir, örgütlü kadın yapıları olarak tarihsel misyonumuzdur. Yerelden beslenen bir kadın enternasyonalizmi anlayışı doğrultusunda yan yana değil, birlikte mücadele geliştirdiğimiz oranda ataerkil-kapitalist sistemini aşındırabiliriz. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketinin söz konusu ortak anlayış ve form için önermesi Dünya Kadınlarının Demokratik Konfederalizmi. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.