3. Yol siyasetinin tarihsel karşılığı ve Kürt siyasetindeki yeri
- Kürtler Suriye rejimi ve Suriye’ye müdahale eden güçler dışında kalarak bir tutum belirledi. Buna da ‘3. Yol’ dedi. Küresel düzeyde çatışan taraflar; ABD ve Rusya olurken, bölgesel çatışma güçleri de Türkiye ve İran oldu. Böylesi bir atmosferde genelde beklenen şey bir tarafa angaje olmaktır! Fakat Kürtler başka, bambaşka bir şey yaptı. Dünyanın bugün alkışladığı şeyi, üçüncü bir yol olmayı, somut olarak hayata geçirdi.
TAYİP TEMEL*
Kapitalist modernitenin süreklileşen yapısal krizlerinin yanında reel sosyalizmin çözülüşüyle iyice derinleşen belirsizlik koşullarında devletli uygarlığı yeniden tartışmaya açmak tarihsel bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Söz konusu tartışma iklimi içerisinde devletli iktidarı sönümlendirme ve kapitalizmin temel sacayağı olan ulus devlet yerine yeni bir politik yaşam yaratma arayışları 3. Yol çizgisini ortaya çıkarmış, 3. Yol hem kuramsal hem de reel politik düzlemde yoğun biçimde tartışmaya açılmıştır.
3. Yol paradigması çerçevesinde yürütülen tartışmalarda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, özellikle Orta Doğu ve Kürt sorunu boyutuyla 3. Yol’un nasıl bir çözüm olduğu üzerine hem kuramsal hem de reel politik boyutta geniş bir perspektif sunmuştur. Öcalan, günümüzde iktidar yapısı ve sermaye birikimi yönüyle kapitalist devletin demokratik karaktere sahip olamayacağını, en fazla demokrasiye duyarlı hale getirilebileceğini savunur. Kapitalist modernitenin sömürgecilik, endüstriyalizm, cinsiyetçilik ve emek sömürüsüne dayanan yapısal karakterinin tarih boyunca kapitalizm ile demokrasi arasında gergin ve birbirini iten bir ilişki biçimi yarattığını, bu diyalektik ilişki içerisinde kapitalist modernite ile demokrasinin hiçbir zaman uzlaşmayacağı ve bir araya gelemeyeceği ön kabulünden hareket eden Öcalan, son kertede “devleti olmayan bir halkın demokratik sistemi”ni inşa etme arayışına girmiştir.
Buna göre demokrasi, tamamen devlete içkin bir hal alamaz; demokrasi ve özgürlük güçlerince devlete dışardan dayatılır. Devlet demokratik, komünal değerlerle ve bu değerleri temsil eden güçlerle daima çatışma halinde olacaktır. Aralarında uzlaşmaz çelişkiler olan güçler arasındaki denge durumu, politik güç merkezi olma düzeyiyle de doğrudan ilişkilidir. “Daha az devlet daha çok toplum”un teorik/pratik izini 3. Yol perspektifiyle ele alan Öcalan, sınıflı toplumun geleneksel kodlarına radikal bir şekilde eleştiri yönelten ve ondan büyük oranda kopan zihinsel, kuramsal ve ideolojik bir zemin sunar bizlere.
Farklı projeksiyonlarla 3. Yol tanımlamaları
Bu kısa ve tarihsel arka plan değerlendirmelerinden sonra farklı projeksiyonlardan birbirini bütünler bir biçimde birkaç 3. Yol tanımlaması yapabiliriz.
Birincisi: 3. Yol bütün ezilenlerin, bütün tahakküm altındakilerin, bütün madunların tarihsel ittifakı veya bloğudur. Bu blok veya ittifak hiçbir zaman oracıkta verili değildir. Muhayyel bir tasarı veya herhangi bir andaki ittifakın onun yerine konulabileceği bir vehmetme de değildir. Çünkü bütün ezilenlerin, bütün tahakküm altındakilerin tarihsel bloğu kitleselliğiyle de çapıyla da bileşimiyle de devasa bir meseledir. Bunun inşası o kadar kolay değildir. Bin bir yoldan; çok katmanlı, çok düzeyli olarak uzun bir mücadeleler dizisi içerisinde kritik konjonktürlerin kurulu kesimden getirilerek, oralarda test edilerek; ancak inişli çıkışlı bir biçimde ve bir karşı hegemonya olarak inşa edilebilir. Dolayısıyla onu herhangi bir andaki tezahürüne indirgememeye dikkat etmek gerekmektedir. Bu, herhangi bir andaki tezahürünü küçümsemek anlamına da gelmez. Dönüp amacımızın büyüklüğü, ufkumuzun genişliği ve kat ettiğimiz yol arasındaki mesafeyi tekrar tekrar test etmemiz önümüzde bir ödev olarak durur.
İkincisi: 3. Yol kapitalist-modernlik, anti-modernlik ve tabii ki 20. yüzyılın ve günümüzün bir gerçekliği olan postmodern dünya karşısında meydanı onlara veya onların çekişmelerine bırakmayan, Sayın Abdullah Öcalan’ın kavramsallaştırmasıyla bir tür demokratik modernliktir. Çeşitli açılardan onunla aynı anlama gelen evrensel planda başka bir adlandırmayla alternatif modernlik kuvvetlerinin açığa çıkarılması, birlikte eyleme geçilmesi ve hegemonik bir konuma yükseltilmesi yönelimidir. Bu bir hayalî tahayyül değildir. Demokratik modernite ya da alternatif modernitenin başından beri modernite içinde bir seçenek olduğunu görmemiz gerekir. Elbette modernliği şöyle okumak kaydıyla: Modernlik aynı zamanda bir kurtuluş, özgürleşme, insanın ve insanlığın kendi kaderini eline alması projesi olarak da inşa edilebilir. Demokratik modernite dediğimiz şey tam da bunu ifade eder, bunun dip akıntısıdır.
Buraya bir not daha düşmek gerekir: Modernlik içerisinde farklı güzergâhlar birer seçenektir. Zaman içerisinde egemenliği bir tür doğal durumdan çıkış olarak, herkesin herkese karşı savaşı şeklinde ifade eden proje olarak; modern egemenliği, kapitalist egemenliği temellendiren seçeneğin baskın çıktığını görmemiz gerekir.
Üçüncüsü: 3. Yol yönelimi, aynı zamanda bir demokratik ulusçuluk yönelimi ya da projesidir. Saydıklarımın her biri birbirini tamamlar. Yani konfederal bir demokratik ulusçuluktur bu. Arındırmacı, homojenleştirici, asimilasyoncu, tekçi, farklılıklara tahammülü olmayan, ulusu politik bir gövde olarak inşa ederken bütün ayrık otlarından temizleyen, uç noktasını faşizmin temsil ettiği ama kendi yaşadığımız coğrafyada en vahim pratiklerine tanık olduğumuz bu ulusçuluğun karşısına çokluğu, çoğulluğu, eşitliği veri alan, mağduriyetleri gideren, kimseye azınlık muamelesi yapmayan; herhangi bir andaki verili çoğunluğu başka herkesin azınlık statüsüne indirgeyecek şekilde sabitlemeyen bir ulusçuluk yaklaşımı ve anlayışı 3. Yol yönelimimizin vazgeçilmez bir yansımasıdır. Nihayet bütün bu yansımaları bir demokratik ve sosyal cumhuriyet projesine, hedefine bağlayabiliriz.
Devletin ve iktidarın sönümlendirilmesi formülü
3. Yol paradigmasında zihniyetin demokratik komünal yaşam, sosyal ve politik yaşam, kültür, emek, hukuk, diplomasi, ekolojik ve kadın özgürlükçü yaşam temelinde inşa edilmesi temel başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu başlıklarda ortaya çıkacak her yeni deneyim, 3. Yol siyasetini klasik iktidar karşıtı geleneksel muhalefet formundan kurtarırken, onun devlet dışı toplumsallığını ve politik hegemonyasını daha da güçlendirecektir. Tarihselliğinden hareketle politik ahlaki toplum örgütlenmesiyle devletin ve iktidarın sönümlendirilmesi olarak formüle edebileceğimiz 3. Yol arayışının kapitalizm ve ulus-devlet dışı kuramsal dayanaklarıyla bağını sık sık kurarak değerlendirmek bizleri her zaman daha doğru sonuçlar almaya götürecektir.
Kürt-Kürdistan sorunu çerçevesinde 3. Yol paradigmasının önemi
Kapitalist dünyanın zorunlu kıldığı ulus-devletin sorunların ana kaynağı olduğundan hareketle kendi kaderini tayin hakkı ve reel sosyalizmin zorunlu olarak devlete çıkan çıkmazını eleştiriye tabi tutan Öcalan, kendi kaderini tayin hakkının ayrı devlet kurmayla özdeş tutulmasını 3. Yol perspektifiyle eleştiri konusu yapmaktadır. Kürt-Kurdistan sorunu bağlamında bu eleştiriler oldukça tartışılırken, 3. Yol tarifi Kürdistan ölçeğinde demokratik konfederalizm, demokratik ulus ve demokratik özerklik olarak ifadesini bulmaktadır.
Demokratik cumhuriyet bunların ötesinde bir olaydır. Demokratik ulusçuluk bugünün tekçi, bürokratik, üstenci, asimilasyoncu, merkeziyetçi, ıslahçı devlet aygıtının karşısına ezilenlerin azami ölçüde yararlanabileceği başka devlet biçimini koymak ve inşa etmeyi amaçlar. Böyle bir demokratik cumhuriyette yurttaşlık tanımı herhangi bir etnik göndermeye dayanmamalıdır.
Ortada bir sorun var. Sorunun kavramsallaştırma şeklinden tutalım da algılarına kadar hepsi ayrıca sorunsal! Fakat hakkın ne olduğunu, belki de gasp edilen hakların ne olduğunu hatırlayarak anlayabiliriz. Kürt sorunu Kürtlerin anavatanlarının parçalanması ve inkârı, toplumsal gerçekliklerinin derinden bölünerek kendi olmaktan çıkarılmaları, siyasi iradelerine ket vurulması, devletlerin inkârcı ve imhacı yöntemleri karşısında boyun eğmeye zorlanmaları, ekonomik ihtiyaçlarını gidermenin öz kimliklerinden vazgeçme aracına dönüştürülmesi, kendi öz kimliklerine dayalı bir kültürel ve ideolojik varlık haline gelmelerine fırsat ve yasal statü tanınmaması, çağdaş eğitim araçları ve uygulamalarından mahrum bırakılmaları gibi bütünleşik uygulamalarıyla Kürtlerin öz varlıkları ve kimliklerinin yok sayılması, yani özgür yaşayamaması sorununa dönüşüyor. Diğer bir deyişle Kürt sorunu bir ulusal sorun değil, ulus olmaktan çıkma/çıkarılma sorunudur.
3. Yol ve Rojava gerçeği
Bu çerçevede Kürt sorununu 3. Yol boyutuyla ele alırken çok uzağa gitmeye gerek yok. Bunun somut uygulanışını Rojava üzerinden ele almalıyız. Rojava Anayasası bu konuda yeteri kadar yol göstericidir. Böyle bir demokratik cumhuriyet aynı zamanda bütün din ve inançlar konusunda da tarafsız olmak zorundadır. Dini resmileştirmekten, devlete tabi kılmaktan, devleti bir iktidar yansıması haline getirmekten sakınacağı gibi mevcut inanç gruplarından ya da dinlerden herhangi birini baskı altına almaktan da, herhangi birine karşı ayrımcılık yapmaktan da uzak durmalıdır. Böyle bir demokratik cumhuriyet mümkün olan en geniş yerel özerklik üzerine bina edilmelidir. Daha doğrusu bugünkü merkezi devlet cihazı tersine çevrilmelidir. Söz konusu yerel özerklikte kaynak dağılımı, dış politika gibi merkezi ilgilendiren yetkiler pekâlâ merkezi yönetime devredilebilir.
Kürt hareketi bütünen siyaset ve hukuk alanına dair çözüm önerisini daha önce formüle etmiş, kamuoyuyla paylaşmıştı. Buna göre genel olarak sorunların çözümü noktasında “Demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk” üçlü sacayağı üzerinde demokratik siyasetin geliştirilmesi, evrensel hukuk içinde Demokratik Anayasal İttifak kavramının da yaşamsallaştırılması gerektiği ifade edilmişti. Öncelikle Rojava’nın önemi, Suriye içinde ne anlam ifade ettiği netleşirse Suriye sorunu ve bu çerçevede bir bütün olarak Kürt-Kürdistan sorununun çözümüne nasıl katkı yapacağı da ortaya çıkar.
Rojava devrimi her şeyden önce başka bir yaşam mücadelesine, direnişe ve kıyametin ortasında bir alternatif olduğuna inanan herkesi heyecanlandıran, demokrasi için inancı tazeleyen bir mirastır. Bugün dünyada devam eden pek çok mücadelenin ilham kaynağı, umudu ve sebebidir. Rojava Devrimi halkların birlikteliğidir, kadın özgürlüğü ve demokratik ekolojik özgürlükçü çizgidir. Kendi öz gücüne, halkın örgütlü gücüne dayanarak, güvenerek, onu açığa çıkararak hareket etmek ve bu sayede demokratik toplum örgütlülüğünü geliştirmek demektir. Rojava deneyimi her açıdan öğreticidir. Başkaları için değil kendisi için savaşan, onurlu ve ilkeli duran, tüm halklarla beraber yaşama istencini dillendiren ve bunu pratikleştiren bir halk gerçekliğinden bahsediyoruz. Ve bunu tam da Ortadoğu’nun tarihsel, toplumsal, sosyolojik, etnik, ulusal, inançsal çelişkilerinin tam ortasında yaptı!
Kısmen vurguladım: Bugün 3. Yol’un somut halini konuşmak için Rojava devrimine bakmamız gerekiyor. Bu teorinin sahada uygulandığı ve en geniş alana ulaştığı yer burasıdır. Kürtler Suriye rejimi ve Suriye’ye müdahale eden güçler dışında kalarak bir tutum belirledi. Buna da ‘3. Yol’ dedi. Suriye üzerindeki çatışma durumu küresel ve bölgesel düzeyde yeni bir bloklaşmanın ortaya çıkmasını sağladı. Küresel düzeyde çatışan taraflar; ABD ve Rusya olurken, bölgesel çatışma güçleri de Türkiye ve İran oldu. Böylesi bir atmosferde genelde beklenen şey bir tarafa angaje olmaktır! Fakat Kürtler başka, bambaşka bir şey yaptı. Dünyanın bugün alkışladığı şeyi, üçüncü bir yol olmayı, somut olarak hayata geçirdi.
Herhangi bir blokun kuyruğuna takılmadı, herhangi bir blokla da çatışmaya girmedi ama halkların demokratik devrimi için yararlanılacak taktik, ilişki ve diyalog içerisinde olmaktan da kaçınmayan bir siyaset izledi; doğru, tarafsız, bağımsız, özgürlük ve demokrasi çizgisinde bir siyaset yürüttü. Halkların demokratik devrimi böylece hızlandı, diplomasisi büyüdü ve genişledi. Yaşam için bir modele dönüştü.
Rojava özelinde Suriye’de ne oluyor mesela? Kürt-Arap ittifakı, Arap-Hristiyan ittifakı, Ermeni-Süryani ittifakı gibi şeyler hayat buluyor. Kadını ve erkeği egemen-köle kıskacından kurtarıp özgürce ve eşitçe birlikte yaşamı mümkün kılıyor. Mezhepçiliğin, cinsiyetçiliğin ve katı bir milliyetçiliğin hüküm sürdüğü, savaştan savaşa sürüklediği bir mekânda, çoraklaşmaya inat yeşerme çabaları üstün geliyor. Kolektif üretim, yaşam yeşeriyor. Savaş karşıtı bir yaşamın, birlikteliğin kurulabildiği gözleniyor. Asurilerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin demokratik birliği gerçekleşiyor. Ortadoğu’daki bu birlik, halkların birliğinin önünü açıyor. Bu durumun şüphesiz ki Suriye’ye de her açıdan pozitif etkileri oluyor ve olacak. Yeter ki kanallar kapanmasın! Ortadoğu’da yaşama dair çelişkilerin çözüldüğü alandır Rojava! Eğer başarılı bir çözüme giderse Kürdün özgürlüğüne varacak ve oradan da demokratik Suriye birliği doğacaktır.
Sözün özü; 3. Yol, egemen sömürücü güçlerin dışında kalan halkları, ezilenleri, demokrasiyi temsil eden, gençlik ve kadın devrimlerini içine alan, ekolojik olan devrimci demokratik duruş çizgisini temsil etmektedir. Bu çizgi gerek Kürt sorunu boyutuyla gerekse de ötekiler boyutuyla Rojava’da hepimize yol gösteriyor.
Bu somut pratik üzerinden bugün Kürt özgürlük hareketi, ezilen dünya halkları ve tüm ötekilerin tarihsel direniş geleneğinin hem zaferlerini hem de yenilgilerini bir an olsun unutmadan, tüm küresel ve bölgesel güçler eliyle yürütülen tasfiye risklerini de hesaba katarak tarihin bu kırılgan eşiğinde hem zengin dersler, hem de yaşamsal devrimci ödevler çıkarmak zorundadır.
* HDP Basın ve Propagandadan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı







