Günümüzde sıkça kullanılan 'algı operasyonu', 'algı yönetimi' psikolojik savaş ile ilgili kısa zamanda açığa çıkan çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Algı operasyonu günümüzde bir savaş politikası olarak uygulansa da iyi anlaşılması açısından en güzel örnek satıcılardır. Hatta daha çekici bir örnek reklamlardır. Algı yönetimi aslında bir ürünün reklamından özünde ve işleyiş olarak çok farklı değildir. Sadece biraz daha komplikedir.
Algı: İnsan beyni ile objeler arasında işleyen üç aşamalı bir prosestir. Toplumsal olaylarda kullanım amacı kitlelere doğru olmayan bir görüşü benimsetmek, kitleyi manipüle etmek, açıkçası öz Türkçesi kitleleri kandırmaktır. Birey de işleyen üç aşamalı prosesi kitleye uygularken belli kuralları vardır. Ve bu kuralları iyi bilmez, analiz etmezseniz, sizden daha iyi bilenler tersini uygulayıp sizi boşa düşürebilir.
Algı operasyonlarının amacı düşünceyi değiştirerek davranışı etkilemek ya da değiştirmek. Yani tersi değil. Freud'un bireydeki psikodinamikleri topluma uyarlamak (hem üç aşamalı prosesin nasıl işlediğini hem de topluma uyarlarken hangi kriterlerin önemli olduğunu anlatmak bu köşe yazısının içeriğini de, biçimini de çok aşacağından bu kadar ile yetinmek zorundayım).
Örnek olarak TC'nin şu son 36 günlük Kobanê direnişi esnasında, içeride ve dışarda yaratmak istediği algı 'IŞİD eşittir PKK.'
Anlaşılan AKP'nin eski baş danışmanı, yeni 'Danışman bakanı' gene görevini iyi yapamadı. Önce Kürtlerin burunları sürtülecekti, demoralize edilip, paralize edilecekti. Hewler'i düşürüp -ki ramak kalmıştı düşmeye-, Rojava'daki kantonları IŞİD çeteleri ile dağıtacaktı. İki amacı vardı. Birincisi dünyaya bakın 'Kürtler Ortadoğu'da devlet kuramaz, kursalar da yürütemezler" (tipki 1923'teki gibi). Neden sadece ben değilim, Araplardır da. Ve en önemlisi Kürtlerin kendileridir. Bu arada demoralize ve paralize olan Kürtler kendi dertlerine düşüp, ölüm kalım savaşı verirken, onlar da Kürtler adına politika yapacaklardı (yine tıpkı 1923'teki gibi).
Bu zaman diliminde tabi ki bazı bireysel ve örgütsel karşı çıkışlarda tez elden "terörist" diye damgalanıp, Kürtler dünyadan izole edilecek, Kürdün elindeki silah terörün simgesi olarak görülecek, her şey güllük gülistanlık olacak, Erdoğan, Davutoğlu, Arınç ve sevgili danışman bakanları da, Ortadoğu'yu dizayn edeceklerdi.
Bu arada iki örgütlü güç arasına nifak sokmayı da unutmayıp, her türlü eski (Küçük hocanın yöntemleri) ve yeni araçlarını devreye sokarak, KDP ile PKK'yi çatıştırmak, ve yine dünyaya dönüp, bakın 'zaten bunlar birlik olamıyor', 'ben abilik, hamilik yapmaz isem bunlar bir araya da gelemez. Siz en iyisi Ortadoğu'da Kürtler ile ilgili her şeyi bana sorun, ben karar veririm' algısı yaratmaktı.
Algı yönetiminin temeli buydu. Tuttu mu?
Dünya basını şöyle bir taransa, algı şu: IŞİD yalnızca terörist değil, aynı zamanda yeni yüzyılın yok edilmesi gereken en büyük insanlık düşmanı.
IŞİD'i kim destekliyor? TC ve Erdoğan. Ve hatta kim kurdu? Davutoğlu…
IŞİD'e karşı kim mücadele veriyor, Kürtler. Kuzey'i ile Güney'i ile Rojavası ile bir bütün olarak Kürtler direniyor. Kürt kadını direniyor...
Silahlı Kürt kadın gerillaları kadar bile aktüel, popüler ve sempatik olamadılar.
Sonuç izole olan TC'nin 'derin stratejileri'.
Çok değil 30 gün içinde iflas eden, tersine dönen bir algı yönetimi, sizce başarılı mı?
Anlaşılan danışman bakan yine sınıfta kaldı. Algı prosesinin üç aşamasını da bilmek yetmiyor, birde bunun uluslararası düzeyi var, tabi ki bunu senden daha iyi yapanlar da var.