• Türk ordusu, 30 yıl önce Amed-Çewlîg arasında şehit düşen Miğdat Erkek ve arkadaşlarını karakolun yanına toplu gömdü. Cenazeleri verilmedi, başvurular reddedildi, üzerine okul yapıldı.

 

Devletin şehit düştüğünü aileye bildirdiği PKK’li Miğdat Erkek için “Usulsüz ölü gömme ve gömdürme” suçlamasıyla yapılan başvuru reddedildi. Cenazenin nerede olduğu söylenmedi.

Amed'in Licê ve Pasûr (Kulp) ilçeleri ile Çewlîg’in Dara Hênê (Genç) ilçesi üçgeninde bulunan kırsal bölgede 1996’da çıkan bir çatışmada şehit düşen gerilla Miğdat Erkek’in cenazesi için İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi tarafından Lice Cumhuriyet Başsavcılığına “Usulsüz ölü gömme ve gömdürme” suçlamasıyla 7 Nisan 2026’da başvuru yapıldı. Erkek’in gömüldüğü belirtilen Üçdamlar Jandarma Karakol Komutanlığı bahçesinde kazı yapılarak gerekli soruşturma işlemlerinin yapılması talep edildi. Başvuru sonucunda soruşturma başlatıldı. Lice Savcılığı “Kovuşturmaya yer yok” kararı verdi. Savcılık kararın gerekçesinde, “Müracaat dilekçesinde, başvurucunun olayın anlatıldığı şekilde gerçekleştiğini düşündüğünün belirtildiği, iddianın soyut tahmin ve zanna istinat ettiği, iddia konusu duyuma ilişkin soruşturmanın genişletilmesini sağlayacak somut bir delil, bilgi ve belge elde edilemediği anlaşılmakla (…)” denildi.

Hakimlik itirazı reddetti

Yine dernek tarafından karara karşı yapılan itiraz da Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Hakimliğin kararında ise “(…) karardaki gerekçelere göre, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu, kararda değişiklik yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden şikayetçinin itirazının reddine karar verilerek (…)” denildi.

Miğdat Erkek’in ailesi, verilen karara tepki gösterdi. Kardeşi Yılmaz Erkek, devletin kendi geçmişiyle yüzleşmekten kaçtığını belirterek, kabul etmediklerini söyledi. Kararda, somut delilin olmadığı yönündeki ifadelere dikkat çeken Erkek, “Somut delil için şunu söyleyeyim; 1996’da ağabeyim orada yaşamını yitirdikten sonra Sinan Karakolu’nda görevli uzman çavuş babamı çağırıyor. ‘Gidin çocuğunuzun vefat ettiğini nüfusa bildirin’ diyor. Babam ‘Nerede ölmüş’ diyor. Uzman çavuş, ‘Dara Hênê’ diyor. Biz bu coğrafyanın insanları olduğumuz halde Dara Hênê’nin nerede olduğunu bilmiyorduk. O dönemin uzman çavuşu Kürtçe ve bilinmiş ismiyle babama söyledi. Babam nüfusa gidiyor. Nüfus, ‘Cenaze olmadan ben sana ölüm belgesi vermem’ diyor, ölümünü kabul etmiyorlar” dedi.

Devlet, bildiği halde gizliyor

En son 2011'de kendisinin bu durumu araştırmak istediğini belirten Erkek, şöyle devam etti: “Peşine düşünce bu sefer ‘Yapraklar Açıncaya Dek’ adlı bir kitapta bunun bilgisinin geçtiğini öğrendim. O dönemde 96’daki ‘atmaca operasyonu’nun tamamını anlatan bir kitap bu. O dönemde orada bulunan kişilerle yapılan röportaj sonucu gerçek verilerle elde edilen bir kitap. O kitapta, ‘Bismilli Avreş, yaralı olarak şatonun derin sularına bırakılıyor. Sultan adında Hilvanlı bir kadınla beraber sulara bırakılıyor. Biz o suyun nereye doğru aktığını sorunca… O dönemde aynı çatışmadan suyla gelen bir kadın ve bir erkek cesedinin köylüler tarafından bulunduğunu, karakola bildirdiğini, karakolun bu cenazeleri aldığını, kendi bahçesine defnettiğini söylüyorlar. Eğer bu cenaze karakolun, devletin eline geçmemiş olsa Sinan Karakolu ağabeyimin orada yaşamını yitirdiği bilgisini nereden alacak. Ki devlet muhtemelen o cenazeleri aldı, otopsisini yaptı, ellerinde her türlü bilgiler de var. Devlet, şu an kayıp olan, cenazeleri olmayan binlerce PKK’linin mezar yerlerini bildiği halde bunu gizliyor.

Gerçekle yüzleşmek zorunda

Onların mezarlarıyla birlikte aslında maneviyatlarını da gömdüğünü sanıyorlar. Halbuki mezarı olsa da olmasa da o insanların maneviyatı yok olmaz. Şêx Seîd’in, Seyîd Riza’nın maneviyatı kayboldu mu? Hiçbirinin mezarı yok, binlerce PKK’linin de mezarı yok ama sen bu şekilde onların uğurda canlarını verdiği gerçekliği ortadan kaldıramazsın, yok edemezsin. Bir gerçeklik var ve sen o gerçeklikle yüzleşmek zorundasın. Belki bizim ömrümüz yetmez ama eninde sonunda yüzleşecek, çünkü başka yolu yok.”

Yaptıkları başvurunun reddedilmesinin, devletin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde halen “samimi olmamasının” açık bir beyanı olduğunu dile getiren Erkek, “Devlet halen geçmişle yüzleşmek istemiyor. 1996’dan bu yana devlet kendi eliyle defnettiği bir cenazeyi bildiği halde… Asla hukuki mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Yine başvuracağız. Daha önce İHD üzerinden başvuru yapmıştık, reddedildi. Şimdi bireysel başvuruda bulunacağız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar yolu var bu işin” dedi.

Annemin ömrü yeter mi?

Cenazeye ulaşılmasını en çok annesi için istediklerini belirten Erkek, şunları ekledi: “Annem 85 yaşında, yatalak. Annem bu dünyada gözlerini kapatmadan önce son kez en azından evladının mezarını görmesini istiyorduk. Bizim temel arzumuz da buydu. Annemin ömrü yetecek mi bilmiyorum ama benim ömrüm yettiğince ben bu mücadelenin arkasında duracağım ve hukuki mücadeleyle bunun peşini bırakmayacağım. Ne olursa olsun bir insan mezarının olmasını ister. Bunu bile çok görüyorlarsa bu anlayışın ne İslamiyet’te ne insanlıkta ne de ahlakta yeri var. Hiçbir anlayışta bunun yeri yok.”

Erkek, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvuruda bulunacaklarını kaydetti.

Ne olmuştu?

PKK’ye 1992’de katılan Miğdat Erkek, Nisan 1996’da Amed'in Licê ve Pasur (Kulp) ilçeleri ile Çewlîg’in Dara Hênê (Genç) ilçesi üçgeninde bulunan kırsal alanda çıkan bir çatışmada şehit düştü. Erkek’in ailesi, 2000'de "Yapraklar Açana Dek Satranç" kitabında yer alan anlatımlar üzerine çocuklarının Riha’nın Curnê Reş (Hilvan) ilçesi nüfusuna kayıtlı "Sultan" kod adlı PKK’li ile birlikte şehadetini öğrendi.

Aile, uzun yıllar tüm girişimlerine rağmen cenazeye ulaşamadı. PKK, 2010'da yaptığı açıklamayla, söz konusu tarihlerde 19 üyelerinin şehit düştüğünü duyurdu. PKK’li Miğdat Erkek ve arkadaşları için Mersin’de 3 Ocak 2010’da taziye kuruldu. Aile, o dönemde yaptıkları araştırmada, operasyonların devam ettiği ve şiddetli çatışmaların yaşandığı 1996’da Licê ilçesine bağlı Bawerdê köyünde yaşayanlardan, köyün hemen yanından akmakta olan Sarum Çayı’nın kenarında suların sürüklediği ikisi kadın 5 PKK’liye ait cenazenin kıyıya vurduğunu öğrendi. Köylüler, durumu Üçdamlar Jandarma Karakol Komutanlığına bildirildiğini anlatsa da Sarum Çayı’ndan jandarmalar tarafından alınan cenazelerin akıbetlerine dair bilgi edinemedi.

Kürt sorununda yeniden çözümün konuşulması üzerine aile yeniden o bölgede yaptığı araştırmada Bawerdê’de o döneme şahitlik eden görgü tanıklarına ulaştı. Görgü tanıkları, PKK’lilerin, askerlerin getirdikleri iş makinası vasıtasıyla Jandarma Karakolu’nun bahçesinde bulunan ve askerlerce Kademe (Garaj-tamirhane) olarak kullanılan alanın hemen yanında bulunan küçük bir dereciğin kenarında açılan bir çukura topluca gömüldüğünü anlattı. O dönemde karakol olarak kullanılan binanın yerine okul yapıldı.

Aile edindikleri bilgiler üzerine, 2025’te İHD Amed Şubesi’ne hukuki destek talibiyle başvuruda bulundu. AMED