• Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’ni yaşayan, ikiz oğullarını 19 gün arayla şehit veren Mustafa Denktaş, herkesin iyiliği için savaşın son bulmasını isteyerek, “Her şeye rağmen barış olmalı” dedi. 

 

12 Eylül Askeri Darbesi’nin karanlık günlerinde Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’nin vahşetinden geçen Mustafa Denktaş, ardından Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne katılan ikiz oğulları Hasan ve Hüseyin Denktaş’ın verdiği mücadele, Kürt halkının varoluş mücadelesinin en somut ve en yalın halini gözler önüne seriyor.

Mustafa Denktaş’ın Kürt Özgürlük Hareketi ile tanışması, Pirsûs’ta (Suruç) lise okuduğu gençlik yıllarına uzanıyor. Pîrsus çevresinde gelişen yurtsever uyanış, okul sıralarında diyaloglar, tartışmalar ve arayışlarla somut bir bilince dönüştü. Teknik olanakların olmadığı bu dönemde basılan bildiriler, Pirsûs’un evlerine tek tek ulaştırıldı. Gençlik heyecanı ve inancı, Denktaş’ı yaşamı boyunca geri adım atmayacağı bir mücadelenin içine çekti.

45 günlük gözaltı, ardından 5 Nolu 

12 Eylül Askeri Darbesi’nin gerçekleştiği gece Pirsûs’taki evinde olan Denktaş, sabaha karşı tank sesleriyle uyandı. O dönem baskı ve tutuklamaların yoğunlaşması üzerine Mersin’e geçti. Mersin'de Şubat 1981'de gözaltına alındı. 10-15 gün süren gözaltı sürecinin ardından Riha’ya sevk edilen Denktaş, burada 45 gün boyunca Merkez Komutanlığında tutuldu. Ardından Kürt halkının hafızasında derin izler bırakan Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’ne gönderildi.

Vahşeti yaşadı

Kelepçeler ve birbirine bağlı ağır zincirlerle yapılan sevk sırasında her türlü insani ihtiyacın bile işkenceye dönüştürüldüğü zorlu bir süreç yaşandı. 5 Nolu'da uygulanan vahşeti ve insanlık dışı uygulamaları bizzat deneyimleyen Denktaş, Haziran 1982'de tahliye oldu. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılandığı davadan ise daha sonra beraat etti.

Çocukları devraldı

Denktaş’ın verdiği mücadeleyi daha sonra 1981 doğumlu ikiz oğulları Hasan ve Hüseyin devraldı. Devletin bölgede artan yoğun baskı, gözaltı ve şiddet politikalarına maruz kalan ikiz kardeşler, yasal siyaset kanallarının tıkanması üzerine Kürt Özgürlük Hareketi'ne katıldı. 

İkisi de gerillada

İkizlerden Hüseyin Denktaş (Rohat) katılımından önce Adana Kürkçüler Cezaevi’nde 9 ve 4 ay olmak üzere iki farklı dönemde hapis yattı. Bir ayağı aksak olmasına rağmen Dîlok’un Şahinbey ilçesindeki Vatan Mahallesi’nden Şehitkamil ilçesindeki Karşıyaka’ya kadar kilometrelerce yolu yürüyerek Özgür Basın’ın sesini halka ulaştırmak için gazete dağıttı. Hasan Denktaş (Azad) da Antep Cezaevi’nde 5 ay tutuklu kaldıktan sonra mücadelede yer aldı. Hüseyin Aralık 2002’de; Hasan ise 2007'de PKK’ye katıldı. 

19 gün arayla şehadet

İkiz kardeşlerin mücadeleleri, daha sonra onları sonsuzlukta tekrar buluşturdu. Colemêrg’in Cîlo Dağı’nda 2012'de yaşanan çatışmada Hüseyin (Rohat); 19 gün sonra ise Agirî’de yaşanan çatışmada Hasan (Azad) şehit düştü. İki oğlunu çok kısa aralıklarla toprağa veren baba Denktaş, yaşadıklarını ve duygularını, MA'dan Ekrem Tunçoğlu'na şu sözlerle özetledi: “İnsan evladının şehadetini, acısını bizzat yaşamadan o duygunun ne olduğunu tam olarak anlayamaz. Dışarıdan bakıp 'baş sağlığı' dilemek kolaydır, ancak o acı senin ocağına düştüğünde bambaşka bir gerçeklikle yüzleşirsin. Cenazelerimizi almak için Trabzon’dan Malatya’ya kadar yollara düştük. Engellemelerle ve gaz bombalarıyla karşılaştık. Halkımız her şeye rağmen cenazesine sahip çıktı."

Acı ve kayıplara rağmen

Yaşanan tüm acı ve kayıplara rağmen barış talebinin Kürt halkı için vazgeçilmez olduğunun altını çizen baba Denktaş, gerçek bir barışın ancak karşılıklı iradeyle inşa edilebileceğini vurguladı. Denktaş, şunları söyledi: "Osmanlı döneminden bu yana Kürtler hep barış istedi. Şêx Seîd de Seyid Rıza da barış istedi, çünkü barışın olduğu yerde kan akmaz, insanlar ölmez. Barış ise tek taraflı olmaz. Bir taraf sürekli barış derken diğer tarafın imha ve inkar politikalarında ısrar etmesi, her gün operasyonlar yapması barışı getirmez. Eğer bugün Türkiye’de ekonomi çökmüşse savaşa harcanan milyarlarca dolar yüzündendir. Uçaklara, bombalara harcanan paralar bu halkın cebinden çıkıyor. Gerek Kürt tarafı gerekse Türk tarafı, herkesin iyiliği için bu savaşın son bulmasını istemelidir. Biz her şeye rağmen barış olmalı, diyoruz, inşallah o barış ortamı bir gün bu topraklara gelecektir." DÎLOK