39 yıldır 80 darbesi sonrası gözaltında kaybedilen oğlu Hayrettin Eren için mücadele yürüten ve diğer Cumartesi Anneleri/İnsanları ile adalet arayan Elmas Eren, 88 yaşında yaşamını yitirdi. 

Yaşasaydı bugün 65 yaşında olacak oğlu için her koşulda, yıllarca her Cumartesi, diğer anneler/insanlarla adalet arayışından vazgeçmeyen Eren’in bekleyişine yıllar içinde torunları da katıldı.

Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 751 haftadır Galatasaray Meydanı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yaptıkları eylemle mücadele eden Cumartesi Anneleri’nden Elmas Eren, evladının kemiklerine kavuşmadan hayata veda etti.

20 Kasım 1980’de İstanbul Haşim İşcan Geçidi’nde gözaltında kaybedilen oğlu Hayrettin Eren’in akıbetinin açıklanması için 39 yıldır mücadele eden Elmas Eren, İstanbul Avcılar’daki evinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle yaşamını yitirdi.

Eren’in naaşının, dün Yeni Büyükçekmece Mezarlığı’na defnedilmesi bekleniyordu.

Cumartesi Anneleri, Elmas Eren’in vefatının ardından yaptıkları paylaşımda “39 yıldır oğlumun kemiklerini arıyorum. Onu hiç unutamıyorum’ diyen Elmas Eren Annemiz. Sen rahat uyu. Sen vazgeçmedin, biz de Hayrettin’i aramaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

39 yıllık mücadele 

Mezopotamya Ajansı’nın (MA) daha önce kendisiyle yaptığı bir röportajda, oğlu Hayrettin’in 21 Kasım 1980’de babasının aldığı arabayla Haşim İşcan Geçidi’ne arkadaşı Ahmet Öztürk ile buluşmak için gittiğini, oraya karakol kuran polisler tarafından Karagümrük karakoluna götürüldüğünü, o günden sonra da Hayrettin Eren’den bir daha haber alamadığını dile getirmişti.

Oğullarından haber alamayan Eren ailesi başvurmadıkları yer bırakmaz. Oğlundan iki gün haber alamayınca eşi ile birlikte Karagümrük Karakolu’na gider. Burada oğullarının Gayrettepe 1’inci Şubede olduklarını öğrenir. Ancak çocuklarının burada olmadığına dair cevap alır. Tekrar Karagümrük Karakolu’na gittiklerinde ise oğlu Hayrettin Eren’in isminin olduğu sayfanın yırtılmış olduğunu görür.

Diğer oğlu da tutuklanır

Anne Elmas Eren’in kayıp oğlu Hayrettin için koşturması sürerken, bu kez 1982’de oğlu Faruk Eren gözaltına alınır. Anne Eren de bildirileri yakıp dışarıdaki çöp kutusuna attığı için oğlu ile birlikte gözaltına alınır. Götürüldüğü karakolda Mehmet Ağar ile karşılaşır. Oğlu Hayrettin’in kaybedilmesinden sorumlu tuttuğu Ağar, anne Eren’in ifadesini alır. Burada Ağar tarafından kendisine oğlu alaycı bir şekilde sorulur. Anne Eren, “Mehmet Ağar oğlumun yerini biliyor. Nerdeyse yerini söylesin” der. Anne Eren ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılırken oğlu Faruk Eren tutuklanır. Faruk’un tutuklanması ailenin daha zor günler geçirmesine neden olurken, aile ne oğulları Hayrettin’i aramaktan vazgeçer ne de cezaevinde olan oğullarını yalnız bırakmaktan.

Evren: Yerini biliyorsan sen söyle

Yaz kış demeden oğlu Hayrettin Eren’i arayan anne Eren, darbeci Kenan Evren’in 1983’ün Kurban Bayramı’nda Balıkesir’in Erdek ilçesini ziyaret edeceğini öğrenince, bir grup anne ile buraya gider. Kenan Evren kendileriyle görüşmeyi kabul etmeyince hazırladıkları dilekçeyi ismini hatırlamadığı bir emniyet amirine verir. Emniyet amiri ise, ailelere dilekçelerini Kenan Evren’e ileteceğine dair kendilerine söz verir. Bunun üzerine kalkıp döndüklerini belirten anne Elmas Eren, daha sonra kendilerine üç nüsha Kenan Evren imzalı belgenin geldiğini ve bu belgede “Biz de arıyoruz. Size geldiyse, siz biliyorsanız yerini bize bildirin. Biz size yardımcı olacağız” dendiğini söyledi. Eren, “Ben zaten oğlumun nerede olduğunu bilsem neden oraya gideyim. Kendimden zorum ne ki arayıp durayım” dedi.

Daha sonra İstanbul Cumhuriyet Savcısı Enver Özdemir’e başvuruda bulunduklarını dile getiren Anne Eren, “Savcılık eşim Kemalettin Eren’e ‘Sen bu çocuğu niye arıyorsun. Sen bu çocuğu ararsan, bu çocuğun üstüne düşersen, 3 tane çocuğunu mahvedersin. Onları da yok edersin’ dedi. Eşim ise ‘Ben canımı da feda ederim yeter ki yerini bileyim’ diye cevap verdi. Ama konuşmasına fırsat verilmedi” dedi.

‘Karanfil koyacak mezar arıyorum’

Tarih 1985’e geldiğinde ise cezaevi kapılarını terk edemedikleri oğulları Faruk Eren cezaevinden çıkar; ailenin Hayrettin’i arama mücadelesi ise hiç durmadan devam eder. Bunun yanı sıra 1986’da kurulan Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD) ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) kuruluşunda yerini alan anne Eren, kayınvalidesi yatalak olduğu için sık sık oturma eylemlerine katılamaz. Daha sonra da her ne kadar çok gitmek istese de kendi sağlık sorunları el vermediği için Cumartesi Meydanı’na ara ara gider. Ama oğlu Faruk ya da kızı İkbal muhakkak her hafta bu alanda yerlerini alarak annelerinin “Karanfil koyacak bir mezar arıyorum” arayışının devamcıları olur.

‘Askere gelsin’ denildi

Bir yandan ailenin arama mücadelesi sürerken, diğer yandan her sene askerlik zamanında Hayrettin Eren’in “asker kaçağı” olduğu gerekçesiyle evlerine polis gider ve askere gitmesi gerektiği söylenir. Oğul Eren’in gözaltına alındığını ve kayıp olduğunu anne her ne kadar anlatsa da Anne Eren’i dinlemeyen polisler, karakolda imza ve ifade verilmesini ister. Devletin tacizleri bununla da kalmaz ve bu kez annenin imzası ve ifadeye çok geldiğini belirten polis, hasta babanın imza vermesini ister. 2011 yılına kadar her sene Eren ailesinin kapısı bu gerekçeyle çalınarak acıları tazelenir.

Erdoğan’la görüşmüştü 

Anne Elmas Eren, en son 12 Haziran 2011 genel seçimleri öncesi Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde dönemin Başbakanı Erdoğan ile Cumartesi Anneleri ile birlikte görüşerek bu görüşmede Erdoğan’a “Oğlumun bir kemiğine razıyım” diyor. Anne Eren bu görüşmeye dair ise şunları anlatıyor: “Şimdiki Cumhurbaşkanı‘na gittim. ‘Sen bu işin içinde değildin o zaman, sonra geldin; ama bu memleketi düzeltme iddiasıyla geldin. Şimdi biz senden çocuklarımızı istiyoruz’ dedim. O da bize ‘6 Haziran geçsin halledeceğiz’ dedi. Ama hala oğlumun yerini söylemiyor.” Eren, bu görüşmede ayrıca oğlu Hayrettin için askerlik zamanı polislerin kapısını çaldığını da Erdoğan’a söylediğini ve görüşmeden sonra askerlik için kapısının çalınmadığını söyledi.

‘Acaba benim çocuğum mu?’ 

Anne Eren, tarih 24 Ocak 2012’yi gösterdiğinde ise oğlu için günden güne eriyen eşi Kemalettin’i kaybeder. Hala taze kalan acılar bir yerden çıkan kemik parçası ya da uzun zamandır kimsenin haberi olmadığı birisiyle ilgili çıkan haberlerde anne Eren’in umutları yeşerip durur. Bu arada izlediği bir televizyon programında 37 senedir cezaevinde olan birinden bahsedildiğini ve bu kişiyi kimsenin sormadığı haberi ile karşılaşan anne Eren’in yüreği bir başka atmaya başlardı, “Allah’ım acaba benimki mi” diye. Bu tür panik atakları olduğunu kaydeden anne Eren, aslında alışmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösterecek şu cümleleri sarf ederdi yüreği acıyarak, “Alışmam lazım; ama alışamıyorum. Çok zor durumdayım, bilmiyorum sonum ne olacak.”

Sağ olduğu umuduyla yaşıyordu

 Oğlu Hayrettin için, “Keşke kavuşsam. Burnumun direği sızlıyor aklıma gelince” diyen anne Eren, “Yerini bilen kişi bana getirsin onu. Yavrum gelsin ve onu görmek istiyorum. Kim biliyorsa yerini söylesin, göndersin bana. Adresini versinler, ben bu halimle giderim. Ne yapacağımı şaşırdım kaldım. Kolay mı 37 senedir bu acıyı çekiyorum. Allah kimsenin başına böyle bir şey getirmesin. Başına gelenlere de Allah sabır versin. Başka diyecek bir şey yok” sözleriyle yaşadığı acıyı özetlemişti.

 

 İSTANBUL

 
 

Mezara karanfil koyamadan gidenler

 

Gözaltında kaybedilen çocuklarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi devam ediyor. 4 aile olarak Galatasaray Meydanı’nda başlattıkları mücadeleleri her geçen gün büyüyen Cumartesi Anneleri, çocuklarının akıbetini ararken defalarca kez gözaltına alındı, yerlerde sürüklendi, her türlü baskıya maruz kaldı ama onlar “Kayıplarımız nerede” diye sormaya devam etti. Ömürleri yettiğince “Çocuklarımızın kemiklerini verin, hesap verin, bir mezarı çok görmeyin” diye seslenen Cumartesi Anneleri’nden kimisi çocuklarının kemiklerine kavuşamadan yaşama veda etti; çocuklarına, torunlarına ise yıllardır verdikleri mücadelelerini, Galatasaray Meydanı’nı miras bıraktı.

Gözaltında kaybedilen oğlu Hayrettin Eren’in akıbetinin açıklanması için 39 yıldır mücadele eden Elmas Eren, önceki gün yaşadığı rahatsızlık nedeniyle yaşamını yitirdi. Daha önce Asiye Doğan, Zeynep Güney, Berfo Kırbayır, Kiraz Şahin, Cevriye Altunbaş, Şahsenem Cihan, Meryem Bulut, Fatime Taşkaya, Kesriye Demir, Asiye Karakoç, Fatma Morsümbül, Hediye Coşkun, Makbule Babaoğlu, Ziyneti Türkoğlu, Fincan Bilgin, Hatice Öztürk, Meryem Baskın ve Koçeri Kurt, Eren gibi “Oğlumun kemiklerini görmeden ölmek istemiyorum” derken, bu istekleri yerine gelmeden yaşama veda etti.

Asiye Doğan

Mêrdîn’in Kerboran ilçesinde 2-6 Kasım 1995’te 9 kişiyle birlikte gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan ve 18 yıl sonra yapılan kazılarda kemiklerine ulaşılan Seyhan Doğan’ın annesi Asiye Doğan, 2000 yılında ve babası Ramazan 2010’da yaşamını yitirenlerden. Doğan’ın ailesinin başvurusu üzerine Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sürdürdüğü faile meçhul cinayetler soruşturmasında ilçenin Bağözü Köyü’nde 2013 yılında yapılan kazı çalışmasında bazı kemikler bulunup İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilmişti. Burada yapılan incelemede kemiklerden bazılarının Seyhan Doğan’a ait olduğu belirlenirken, Doğan’a ait kemikler savcılığın talimatıyla Dergeçit’te belediye mezarlığına gömüldü. Bulunan kemiklerin Seyhan Doğan’a ait olduğunun belirlenmesinin ardından Doğan, anne ve babasıyla aynı mezarlıkta defnedildi.

Zeynep Güney 

10 Haziran 1981’de idam edilen ve cenazesi ailesine verilmeyen Veysel Güney’in annesi Zeynep Güney, oğlunun kemiklerine kavuşamadan 13 Ekim 2012’de yaşamını yitirdi. Yıllarca Galatasaray Meydanı’nda diğer kayıp yakınlarıyla birlikte haykıran anne Güney, Galatasaray Meydanı’na gönderdiği bir mektupta, “Seni kaybedemezler oğul, çünkü resmini gözüme çizdim. Adını dilime yazdım. Mezarını kalbime kazdım” diye seslendi. Ömrü diğer anneler gibi oğluna kavuşmaya yetmeyen Anne Güney, tedavi gördüğü İzmir’de kalp yetmezliği sonucu yaşama veda etti.

Berfo Ana 

12 Eylül 980 darbesi sonrası gözaltına alınıp bir daha kendisinden haber alınamayan Cemil Kırbayır’ın annesi ve Cumartesi Anneleri’nin sembol isimlerinden Berfo Kırbayır, “Benim evladım gelir diye kapıyı bacayı açık bıraktım. Ay geçti, gün geçti, sene geçti benim çocuğum gelmedi. Benim çocuğum ölmüşse cenazesini bana versinler” sözleriyle belleklerde yer edindi. Oğlu Cemil kaybolduğu andan itibaren oğlunu aramaya başlayan Berfo Ana 33 yıl boyunca oğlunu aramaktan bir an olsun vazgeçmedi. Ömrü oğlu Cemil’in kemiklerini bulmasına yetmeyen Berfo Ana, 106 yaşında yaşama veda etti. Berfo Ana, ardından “Cemil’imin kemiklerini bulmadan beni gömmeyin” vasiyetini bırakırken, bunun üzerine Berfo Ana’nın mezarının yanına Cemil için bir mezar kazıldı ve o mezar açık bir şekilde Berfo Ana’nın oğlu Cemil’in kemiklerini bekliyor.

 

 Kiraz Şahin 

18 Ocak 1996’da kaybedilen eşi İsmail Şahin’in akıbetini öğrenemeden yaşama veda eden Cumartesi Anneleri’nden Kiraz Şahin, eşi için adalet mücadelesi yürüttü. 2011’de dönemin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile görüşen anneler arasında yer alan Şahin, burada Erdoğan’a, “Eşim sizin işçinizdi, mesai saatleri içinde kayboldu. İsmail Şahin’in akıbetini açıklamak sizin de sorumluluğunuzdadır” demişti.

Cevriye Altunbaş 

12 Eylül döneminde zorunlu askerlik yaparken gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Zeki Altunbaş’ın annesi Cevriye Altunbaş ve babası Tahsin Altunbaş, çocuklarına kavuşamadan, yaşama veda etti. Oğlunun bir mezarının olmasını isteyen anne Altunbaş, sürekli çiçek koyacağı bir mezara kavuşmanın hayalini kurardı. Anne Altınbaş’ın çiçek koyacak mezar hayali gerçekleşmeden 31 Mart 2015’te hayata veda etti.

Şahsenem Cihan 

29 Temmuz 1981 tarihinde gözaltında kaybedilen ve daha sonra cenazesi kimsesizler mezarlığında çıkan Süleyman Cihan’ı babası Ağa Cihan ve annesi Şahsenem Cihan, oğlunun faillerinin yargılandığını görmeden hayata veda edenlerden. Ömrü adalet ve hakikate ulaşamaya yetmeyen anne Cihan,  29 Mayıs 2015’te yaşama veda ederek, Feriköy Mezarlığı’nda oğlunun yanında toprağa verildi.

Meryem Bulut 

13 Mayıs 1994’de Amed’in Licê ilçesinde gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Mustafa Bulut’un annesi Meryem Bulut, 10 Ekim 2015’te Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirdi. Aynı zamanda bir Barış Annesi olan Meryem Bulut’u, hak, adalet, barış talebi olan hangi eyleme gitseydiniz, mutlaka görürdünüz. Dilinden hiç düşürmediği “barış” arayışından bir an olsun vazgeçmedi. Oğlunun akıbeti sorduğu bir Cumartesi günü yaşama veda etti.

Fatime Taşkaya 

Ömrü, oğlu Hüseyin Taşkaya’nın kemiklerini bulmaya yetmeyen bir diğer Cumartesi Annesi de 6 Aralık 1993’te gözaltına alınarak kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın annesi Fatime Taşkaya. Taşkaya, oğlu Hüseyin için yıllarca Galatasaray Meydanı’nda oturan ve oğlunun kemiklerini isteyerek, “Oğlumun kemiklerini görmeden ölmek istemiyorum” diye haykırmıştı.  Oğluna kavuşamayan anne Taşkaya 17 Ekim 2015’te Tuzla’da yaşamını yitirdi.

Kesriye Demir 

Mêrdîn’in Omeryan ilçesinde 17 Ağustos 1995’te askerlerce gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Abdürrahim Demir’in annesi Kesriye Demir de oğlunun kemiklerine kavuşamadan 2016 yılında gözlerini hayata yumdu. Oğlunun fotoğraflarıyla gittiği karakoldan, “Böyle bir gözaltı olmadı” sözleriyle dönen Kesriye Demir, “Oğluma ne oldu?” diye sormaktan son nefesine kadar vazgeçmedi. Anne Demir de diğer anneler gibi oğlunun kemiklerimi koklayamadan yaşama veda etti.

Asiye Karakoç 

Gözaltına alınarak kaybedildikten sonra cenazesi 3 Haziran 1995’te bulunan Rıdvan Karakoç’un annesi Asiye Karakoç, oğlunun faillerinin yargılandığını göremeden 7 Aralık 2016’de yaşamını yitirdi. Cumartesi Anneleri’nin vazgeçilmez eylemcilerinden olan Asiye Karakoç, “Biz yine şanslıyız, tesadüf ve şansın yardımıyla mezarımızı bulduk. Yıllardır haykırdık, ne gören ne anlayan oldu. Bu devletten bir can, bir kardeş, bir yoldaş alacağım var” demişti. Yıllarca konuşamadan yaşayan Asiye Karakoç, adaletin yerini bulduğunu göremeden gözlerini hayata yumdu.

Fatma Morsümbül

1980 askeri darbesi sırasında Çewlîg’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Morsümbül’ün annesi Fatma Morsümbül, 25 Aralık 2016’da yaşama veda etti. Oğluna olan özlemi bir an olsun dinmeyen anne Morsümbül’ün yaşamı yitirmeden önce söylediği “Hüseyin’imin kemiklerini bulsam, gömmeyeceğim. Bir torbaya koyup sırtımda gezdireceğim. Kokusunu özledim” sözleri hala yankılanıyor. Kulaklarda çınlayan “Siz hiç Cumartesi Annesi oldunuz mu? Olmayın, olmayın, biz olduk siz olmayın diye meydanlardayız” diyen Morsümbül’ün bu sözleri de hafızalara kazındı.

Koçeri Kurt

24 Kasım 1993’te Amed’in Bismîl ilçesinde gözaltına alınarak kaybedilen Üzeyir Kurt’un annesi Koçeri Kurt’a oğluna kavuşamadan yaşamını yitiren isimlerden. Yıllarca diğer anneler gibi evladının kemiklerini isteyen anne Kurt, oğlunun kemiklerine kavuşamadan 2016 yılında hayata veda etti. Anne Kurt’un mirasını torunları devraldı.

Hediye Coşkun 

Kerboran’da 30 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Abdurrahman Coşkun’un annesi Hediye Coşkun, 80 yaşındayken yaşamını yitirdi. Coşkun’un eşi, 1993’te yaşadığı Ulaş köyünde katledildi. Evlerinin yıkılmasıyla birlikte Kerboran’a göç eden Coşkun’un 21 yaşındaki oğlu Abdurrahman Coşkun, 30 Ekim 1995’e gözaltına alınır. Gözaltında kaybedilen oğlunun kemiklerini bulmak için yıllarca mücadele eden anne Coşkun, oğlunun kemiklerini bulup kokladıktan 3 yıl sonra yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirmeden önce anne Coşkun, “Artık barış olsun. Ben ağlamışım, kimse ağlamasın” diye seslenmişti.

Makbule Babaoğlu 

Riha’nın Siwêreg ilçesinde 1994 yılında kaçırıldıktan sonra öldürülen Özgür Gündem gazetesi muhabiri Nazım Babaoğlu’nun annesi Makbule Babaoğlu, 80 yaşında böbrek yetmezliğinden yaşamını yitirdi. Ağustos 2017’de Amed Yeniköy Mezarlığı’nda defnedilen Makbule Babaoğlu katıldığı Cumartesi Anneleri’nin eylemlerinde “Devleti yönetenlere soruyorum, oğlumun kemiklerini bana vermeden nasıl barış yapacaksınız?” diye sormuştu.

Ziyneti Türkoğlu 

1 Nisan 1996 tarihinde Edirne’den İstanbul’daki evine dönmek üzere yola çıkan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Talat Türkoğlu’nun annesi Ziyneti Türkoğlu, oğlunun kemiklerini bulamadan hayata gözlerini yumdu.

Fincan Bilgin 

12 Eylül 1994’te gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin’in annesi Fincan Bilgin, “Kenan’a bir şey olmamıştır, bir gün çıkıp gelir” diye umudunu hiç yitirmedi. Son nefesine kadar oğlunun geleceği umuduyla mücadele eden anne Fincan Bilgin’in de diğer anneler gibi ömrü oğlunu bulmaya yetmedi.

Hatice Öztürk 

27 Temmuz 1992’de gözaltında kaybedilen ve ölü bedenine işkence edilen Ayten Öztürk’ün annesi Hatice Öztürk yaşamını yitiren annelerden. Kızı Ayten’in cenazesi 8 Ağustos 1992 tarihinde Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiindeki boş arazide bir eli dışarıda kalmış şekilde gömülü olarak bulundu. Anne Öztürk, kızının faillerinin yargılandığını görmeden yaşamını yitirdi.

Meryem Baskın 

Ankara’da 1993 yılında gözaltına alındıktan iki gün sonra cansız bedenine ulaşılan Ankara Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın’ın annesi Meryem Baskın, 16 Şubat 2019’da yaşamını yitirdi. Anne Baskın, oğlunun faillerini bulup, yargılanmalarını sağlamak için uzun yıllardır Cumartesi Annelerinden biri olarak mücadele ediyordu.