Türkiye, İdlib için yükümlülükleri yerine getirmedi, anlaşmanın hayata geçirilmesi zor görünüyor.

 Çetelerin gözünde Türkiye’nin ‘kurtarıcı’ rolü, İdlib’de geçerli değil. Bu gruplar için İdlib’den ötesi yok.

 

NİHATKAYA / HABER / ANALİZ

Suriye krizine sözde çözüm bulmak amacıyla Rusya, Türkiye ve İran arasında düzenlenen Astana görüşmelerine bir yenisi 28-29 Kasım tarihinde eklendi. 11’incisi düzenlenen Astana görüşmelerinin ilk 10’nundan ciddi bir sonuç çıkmadı. 11’incisinin ne getireceğiyse şimdiden tartışma konusu. Ki, bu görüşmelerin en somut ve bir yol haritasına sahip olanı, Astana’nın taraflarından İran’ın perde arkasından desteklediği, Türkiye ve Rusya arasında imzalanan Soçi anlaşması oldu.

Türkiye yükümlülük altında

Ancak bu anlaşmada da şimdiye kadar hiçbir ilerleme sağlanabilmiş değil. Türk devleti bundan ötürü de şimdi büyük bir yükümlülük altında. Çünkü, Türk devleti bu görüşmeye çete grupları temsilen oturmuştu. Rusya ise Suriye rejimini. Varılan anlaşmada 15-20 kilometrelik silahsız bölgenin oluşturulması, Halep-Lazkiye ve Halep-Şam yollarının ulaşıma açılması gibi on maddelik bir dizi karar alınmıştı. Anlaşmanın hayata geçirilmesinde de Türk devleti esas sorumluluğu üstlenmişti. Ancak anlaşma maddelerinin bırakalım hayata geçirilmesi, geçen süre içinde çete grupları ile Suriye rejimi arasında neredeyse çatışmalar hiç durmadı. En son Halep’e yönelik düzenlenen kimyasal saldırı ise saldırıların zirvesi oldu.

Çeteler için İdlib’in ötesi yok

Gelinen aşamada Türk devletinin Soçi anlaşmasını hayata geçirebilme şansı çok zayıf görünüyor. Neden derseniz?

Çünkü her şeyden önce bu çete gruplarının Türk devletine yaklaşımında önemli bir değişiklik oldu. Geçmişte Türk devleti çete grupları için onların Halep, Hama, Guta gibi yerlerden İdlib’e aktarılmasında bir kurtarıcı gibiydi. Çünkü bu gruplar bir imha ile yüz yüzeyken Türk devleti ortaya çıkıp onları o darlıktan kurtarmıştı. Ama İdlib’de durum aynı değil. Çünkü İdlib’den ötesi yok. Bundan dolayı bu gruplar, Türk devletinin İdlib’de de kurtarıcıymış gibi görünen yüzünden kaygılılar.

Tabi en önemlisi de bu silahlı gruplar İdlib’de 15-20 kilometre çekildikten sonra ardından neyin geleceğini iyi biliyorlar. Yine Rusya ve Suriye rejiminin bir operasyonu gündeme girecek. Ondan sonra nereye, daha kaç kilometre çekilecekler? İdlib’den sonra gidebilecekleri tek yer Türk devletinin göstereceği yere ki, bu da Kürtlerle yeni bir savaşa girmek demek.

Kabul etmeyenler

Bu durumu paramiliter tarzda çalışan, temel gayesi talan, hırsızlık, insan kaçırma olan örgütler kabul ediyor. Ancak ideolojik yönü ağır basan, özellikle El Kaide bağlantılı Hurras el-Din ve Tahrir el Şam gibi örgütler kabul etmiyor. Bu tür örgütlere paramiliter güç muamelesi yapmak zaten sakıncalıdır, çünkü ters teper. Şu an Türk devletinin Soçi anlaşmasını hayata geçirmesinin önündeki en önemli engellerden bir tanesini de bu durum oluşturuyor.

Tabi Suriye geneli ve İdlib’in müdahili bir tek iç unsurlar değil. Bir de dış unsurlar ve uluslararası dengeler söz konusu. Rusya’nın Soçi anlaşmasının uygulanması için verilen tarih geçmesine rağmen hala ciddi bir ses çıkarması da bundan kaynaklanıyor. Çünkü Türkiye’yi ABD’den ve NATO’dan uzaklaştırma amacı güden Rusya’nın Türk devletine S-400 füzelerini verilmesi, Suriye siyasetinde Cerablus, Bab ve Efrîn işgaline göz yumması ve İdlib’de aktif rol üstlenmek istemesini kabul etmesi, temelde bu nedenden kaynaklandı. Ancak Türk devletinin son dönemlerde yeniden ABD ile yakın ilişkiye girme sinyallari vermesi Rusya’yı yeniden rahatsız etmişe benziyor.

2019 AKP’nin ikili oynamasını kaldırmayacak

Hele hele şimdiye kadar ABD ve Rusya arasındaki çelişkilerden faydalanıp, pragmatik bir siyaset izleyen AKP hükümetinin 2019’de net tutum sergilemek zorunda kalacağının bilinmesi Türkiye üzerindeki pazarlıkları ve gerilimi de arttırıyor. Çünkü Türk devleti 2019’da S-400 mü yoksa F-35 mi, bir başka deyişle NATO ile Rusya arasında tercihi yapmak zorunda kalacak.

Ancak Türkiye hala Rusya ile ABD arasında gelgitler yaşıyor. Bundan dolayı da her iki taraf Türk devletini kıskaca almak istiyor. En son Halep’te meydana gelen kimyasal saldırı da bunun bir sonucu. Kimin, ne amaçla yaptığı dahi belli olmasa da bu saldırıda kesin olan; Türk devletinin garantörü olduğu Soçi anlaşmasının artık hiçbir geçerliliği kalmadığıdır. Ama daha önemlisi, bundan sonra bir operasyon başlarsa Türk devletinin de taraf olmak zorunda kalacağıdır. Bu savaşta ya Rusya’nın yanında yer alarak çete gruplarıyla çatışacak, ya da çete gruplarının yanında yer alarak Rusya ile ipleri koparacak. İşte AKP hükümeti acaba bu noktada yeniden üçüncü bir yol bulabilecek mi?

Astana’nın ortakları Türkiye’den net tutum istiyor

Ama aslında 28-29 Kasım tarihlerindeki Astana görüşmesinde netleştirilmek istenen de İdlib’deki çetelerin durumu değil, Türk devletinin Rusya ve İran ile ortak siyaset içinde olup olmadığıdır. Sonucu zaman gösterecek ama net olan Türkiye’nin artık küresel dengeler içinde yakın inceleme altında olduğudur.

Türk devleti Efrîn’de suç üstü yakalandı

Tabi Türk devletinin tutumunu netleştirmek isteyen sadece Rusya değil. Benzer şekilde ABD’de bu arayışta.  Bundan dolayı da Türk devleti 2019’a daha varmadan Suriye içindeki faaliyetlerinde suç unsurlarını örtbas etme arayışında. Bunun ilk hamlesini de Efrîn’deki çete gruplarına karşı başlattığı operasyon ile gösterdi. Uluslararası kurumların hazırladıkları raporlarda Efrîn’de işlenen hak ihlalleri belgelendikçe, Türk devletinin de kendini temize çıkarma ihtiyacı arttı. Bu durumdan kurtulabilmenin en rahat yolu da AKP hükümetinin her zaman yaptığı gibi suçu başkalarına yükleyerek, kendini temize çıkarma yöntemidir. Bu hamlesinde de Ahrar el Şarkiyye ve Şuheda el Şarkiyye gruplarını hedefledi. Ama aslında bu gruplar Efrîn’de yerli bir ordu kurma arayışında olan Türk devletinin, ordulaşma çabalarına karşı çıkan gruplardır. Bu şekilde hem güdümünde bir ordu kurarak kendini bölgede kalıcılaştırmayı, hem de uluslararası kurumlar nezdinde kendini temize çıkarmayı amaçlıyor. Böylece yakın bir dönemde Türk devletinin Suriye’deki varlığı tartışma konusu olduğunda, Efrîn’de işlenen hak ihlallerinin kullanılmasını engellemeye çalışıyor.

Tüm bunlarda gösteriyor ki, İdlib özelinde Suriye krizini sadece Rusya, İran ve Türkiye arasında yapılan Astana görüşmeleriyle aşmak mümkün değil.