5 oğlu ve yeğeni açlık grevinde olan Mehmet Aslan, “Hak ve hukuk işlemiyor. Dünya kulaklarını kapatmış. Benim çocuklarım zulme karşı mücadele ediyor. Adalet istiyorlar, ancak devlet Kürtlere ihanet ediyor” dedi.

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra Amed’deki evinde sürdürdüğü ve 159. gününde olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 120, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 118, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 111. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 104, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi 101. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 90. gününe girdi. 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak; 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak; 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak; 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak; 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme katıldı. 1 Mart’tan itibaren ise tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. HDP Milletvekilleri Dersim Dağ (3 Mart), Tayip Temel ve Murat Sarısaç (8 Mart) da Amed’de eylemdeler. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız, 146; Mexmûr’da İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 96; Germiyan’da Herêm Mehmûd, 50 gündür eylemde. Açlık grevi eylemcilerinin tek talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.

5 kardeş açlık grevinde

Urfa’nın Suruç ilçesinde yaşayan Aslan Ailesi’nin evlerine 19 Ekim 2018’de yapılan baskında Fevzi Aslan, Mehmet Haşim Aslan, Ömer Aslan, Kasım Aslan, Halil Aslan ve kuzenleri Şerif Aslan gözaltına alınarak tutuklandı. Urfa T Tipi Cezaevi’ne bulunan aile bireyleri, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebi ile açlık grevinde.  Fevzi, Mehmet, Ömer, Kasım ve Halil’in babası Mehmet Aslan (76), 5 oğlu ve yeğeni Şerif Aslan’ın haksız bir şekilde darp edilerek gözaltına alındığını ve 6 aydır cezaevinde tutulduklarını söyledi.

Söz konusu Kürtler olduğunda herkesin kör ve sağır olduğunu ifade eden Aslan, “Benim çocuklarım zulme karşı mücadele ediyor. Benim çocuklarım ve diğer Kürt çocuklarının istekleri belli. Adalet istiyorlar, ancak devlet Kürtlere ihanet ediyor. Benim gözlerimin önünde torunlarıma ve çocuklarıma işkence yaptılar. Dipçiklerle vurarak, tekmeleyerek, gözaltına aldılar. O an gözlerimden yaşlar dökülse de onlar için bir şey yapamadım. Şimdi de hepsi açlık grevinde. Başlarına bir şey gelmeden talepleri kabul edilsin” dedi.

Aslan, süren açlık grevlerinin öncüsü olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in de durumuna dikkat çekerek, “Bu zulme Leyla da dayanamadı. Neden açlık grevine girdi? Çünkü hak ve hukuk bu ülkede işlemiyor. Dünya kulaklarını kapatmış. İstiyorlar ki Kürt halkı ve Türk devleti bir birine girsin ve onlar da izlesin. Biz bu zulmü kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

 

URFA

 
 

20 yıllık tutsak, 51 yaşında ve hasta açlık grevinde

   

Tutuklu bulunduğu Tarsus Cezaevi’nde, 1 Mart’tan bu yana açlık grevinde olan 51 yaşındaki kalp hastası tutsak Hadi Elçiçek’in oğlu Serkan Elçiçek, “Tutsaklar artık ayakta duramıyordu” dedi.

Tarsus 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan kalp hastası tutsak Hadi Elçiçek, 51 yaşında ve hasta olmasına rağmen açlık grevinde. Siirt’in Eruh ilçesine bağlı Şükali (Kuşdalı) köyünde yaşayan Elçiçek, köylerinin devlet güçlerince yakılması sonucu ailesi ile birlikte 1999’da Adana’ya göç etmek zorunda kaldı. Aynı yıl gözaltına alınıp tutuklanan Elçiçek’e, “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 36 yıl hapis cezası verildi. 20 yıldır cezaevinde olan Elçiçek, bu zamana kadar Siirt, Silifke, Eskişehir cezaevlerinde kalıp, son olarak Tarsus 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi.

Ailesiyle 8 Nisan’da görüşen Elçiçek, kalp hastası olmasına rağmen arkadaşları açlık grevinde olduğu için 1 Mart’ta kendisinin de eyleme dahil olduğunu belirtti. Tecridin sonlandırılması yönündeki taleplerinin karşılanmasını isteyen Elçiçek, kamuoyuna ise “Bir olup, sesimize ses olun” diyerek seslendi.

 Babası ile yaptıkları görüşme sırasında başlarında gardiyanların beklediğini belirten oğlu Serkan Elçiçek, görüşmelerinin kayıt altına aldığını söyledi. Serkan Elçiçek, “Gardiyanlar açlık grevinde olan tüm tutukluları kollarına girerek görüşme salonuna getirdi. Ayakta duramıyorlardı. Pek bir şey de konuşamıyorduk. Konuşmakta zorlanıyorlardı. Hafıza problemi yaşıyorlardı” dedi.

 
 

Ölüm pahasına da olsa

 

Mardin E Tipi Cezaevi’nde açlık grevinde olan Güllü Daşçı (25), “Ölüm pahasına da olsa son ana kadar bu tecridi kaldırmak için açlık grevi eylemlerine devam edeceğiz” dedi.

Mardin E Tipi Cezaevi’nde 1 Mart’tan bu yana açlık grevinde olan Daşçı, üç yıla yakındır cezaevinde. Farklı suçlamalarla 12 yıl hapis cezası verilen Daşçı’nın annesi Leyla Daşçı (60), “Çocuklarımızda kilo kaybı ve görme sorunları yaşanmaya başladı. Buna rağmen çok iradeliler” dedi. Anne Daşçı, yaptıkları görüşmede kızının kendisine “Ölüm pahasına da olsa  son ana kadar bu tecridi kaldırmak için açlık grevi eylemlerine devam edeceğiz” dediğini de aktardı. “Çocuklarımız yüreğimizdir” diyerek, bütün annelerden çocuklarının eylemlerine sahip çıkmasını isteyen Daşçı, “Bütün Kürt halkının bu açlık grevi eylemlerini sahiplenmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

 
 

Asla vazgeçmeyeceğiz

   

Bolu Cezaevi’nde 16 Ocak’tan bu yana açlık grevinde olan İsmail Kocaman, bedeli ne olursa olsun asla vazgeçmeyeceklerini söyledi.

Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan İsmail Kocaman, 16 Ocak’tan beri açlık grevinde. 2015’ten beri tutuklu olan Kocaman’a, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 10 yıl 3 ay hapis cezası verildi. 4 Nisan’da ailesiyle görüşen Kocaman, “Haklı talebimizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bedeli ne olursa olsun tecrit kaldırılana kadar eylemimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Halkımız haklı taleplerimizi haykırsın” dedi.

Baba Hasan Kocaman da çocuklarının yanında olmaya devam edeceklerini söyledi.

 
 

Kızı ve oğlu açlık grevinde

   

Cezaevindeki kızı ve oğlu açlık grevinde olan Ayneta Bulut, açlık grevindekilerin rutin doktor kontrolünün bile yapılmadığını söyledi.

İstanbul’da 22 Aralık 2018’de yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan ve tutuklanan 8 kişi arasında bulunan Yeni Yaşam gazetesi çalışanı Tuba Bulut, 1 Mart itibarıyla açlık grevinde. Gazeteci Tuba Bulut’un yanı sıra 2 yıldır cezaevinde olan ağabeyi Serhat Bulut da aynı taleple 1 Mart’tan bu yana açlık grevinde.

Çocuklarının tecrit kalkmadan grevi sonlandırmayacaklarını belirten anne Bulut, “Bakırköy Cezaevi’nde bulunan kızımın görüşüne gittiğimde bana rutin doktor kontrollerinin yapıldığını, tansiyon ve şeker ölçümlerinin alındığını söylüyor. Ancak Hilvan Cezaevi’nde bulunan oğlumda bunlar yapılmıyor. En son oğlumun görüşüne gittiğimde ‘Doktorlar cezaevine geliyor ama bizim odamıza girmiyor. ‘Kapının dışına çıkın ya da avluya çıkın öyle muayene edelim’ diyor. Yataktan kalkamayacak arkadaşlarımız var. Onun için içeri girmelerini söylüyoruz, ancak onlar bunu kabul etmiyor. Bu neden rutin doktor ve kontroller yapılmıyor” dedi.

Çocuklarından birisinin İstanbul’da bir diğerinin Urfa’da olduğunu sözlerine ekleyen anne Bulut, uzaklıktan kaynaklı oğlunun görüşüne gidemediğini belirtti. Çocukları için sonuna kadar mücadele edeceğini vurgulayan Bulut, devamında şunları dile getirdi: “Herkes açlık grevine destek vermelidir. Cezaevine gittiğimizde açlık grevindekilerin yüzüne bakamıyorum. Her gün gözlerimizin önünde eriyen bu bedenler için herkes üstüne düşeni yapmalıdır.”

 
 

Eren kardeşler açlık grevinde

   

Maşallah ve İzzetin Eren kardeşler, sessizliği kırmak için zindanların etrafından toplanmaya çağırdı.

Maşallah Eren (24) ile İzzettin Eren (32) kardeşlerin, evlerine telefon edeceği gün MA muhabiri Sadiye Eser de evlerindeydi. İşek Eser’in haberi: Sabahın erken saatlerinde telefon başında bekleyen aileyle, bu süre içerisinde sohbet ettik. Devlet baskısı sonucu 2003’te Bitlis’in Norşin ilçesinden İstanbul’a göç etmişler. Maşallah, 1 Nisan 2013’te tutuklanmış ve 10 yıl 3 ay hapis cezası verilmiş. Farklı cezaevlerinin ardından şimdi Bandırma 2 No’lu Cezaevi’nde ve 1 Mart’tan beri açlık grevinde.

İzzettin Eren ise 2008’de Bitlis’te tutuklanmış ve şimdi Rize Kalkandere Cezaevi’nde. 36 yıl hapis cezası verilen İzzettin de 1 Mart itibarıyla açlık grevinde.

Bir kardeş Gever şehidi

Üniversiteye hazırlanan kardeşleri Tülay Eren ise 2015’te Gever’e sokağa çıkma yasakları döneminde şehit düşmüş. Anneleri Perinas 1999’da vefat etmiş.

İlk telefon Maşallah’tan

 Uzayan sohbet arasında gözü sürekli telefonda olan aile bireyleri, çalacak telefonun sesine kitlenmiş halde bekliyordu. Saat 09.30’da Maşallah’tan gelen telefona sırasıyla ev halinin tamamı konuşarak hasret gidermeye başladı. Telefon süresi bitmeye yaklaştıkça bu kez vedalaşma sırasına geçildi.

Zülküf Gezen çizgidir

 Bulunduğu cezaevinde yaşadıkları baskıları anlatan Maşallah Eren, şunları söyledi: “Eylemimizi kırıp teslim almak istiyorlar. Hücrelere atıyorlar. Kimi zaman telefon, kimi zaman mahkeme, kimi zaman da hastane yoluyla bunu yapıyorlar. Bir işkence sistemi uygulanıyor. Bunun karşısında büyük bir direniş var. Sesimizi ve aydınlığımızı büyütmeliyiz ki bu tüm cezaevlerinde yürütülen faşizm geriletebilelim. İlk grupların durumu kötü. Arkadaşları kontrol eden sağlıkçılar, bunu açık bir şekilde söylüyor. Onları tedavi etmek için şantaj yöntemini kullanıyor. Sevk sırasında işkence yaparak bağımsızların arasına göndermek istiyorlar. Biz de bunla karşılaştık. 20’şer kişi saldırıyorlar. İrademizi kırmak istiyorlar. Toplam 67 kişi açlık grevindeyiz. Faşizm iki şeyden korkuyor. Biri ses, biri aydınlıktır. Aydınlık bizim açımızdan yoldur. O yol da direniş yoludur. Zülküf Gezen arkadaşın belirlediği yol, bizim için çizgidir. Sonuna kadar bu nokta üzerinden gideceğiz ama artık ses olması gerekir. Öyle olursa inanıyoruz ki kısa bir süre de tecrit kaldırılır.”

İzzettin de aradı

 Maşallah’ın gecikmiş aramasının ardından alınan derin nefes bu kez İzzettin için tutulmaya başlandı. Çalan telefonu ilk baba Abdullah Eren açtı. 10 dakikalık süre içinde doyasıya oğluyla hasret gideremeyen baba, telefonu bekleyen diğer aile bireylerine uzatıyor. İzzettin Eren ise kaldığı cezaevinde 78 kişinin açlık grevinde olduğu paylaşarak, şunları dile getirdi: “İlk grupta yer alan arkadaşların durumu kötü. Yatma, su içmesinde zorluklar yaşıyorlar. B1 vitamini vermiyorlar. Cahit Erol arkadaşımız hücrede ve açlık grevinde. ğırlaştırılmış müebbet cezası olan arkadaşlarımız var onlar da hücredeler. Onlarda açlık grevindeler. Çok yoğun baskılar var. Kim ne yapacaksa bugün yapmalı. Basın, demokratik kurumlar, aydınlar, bu direnişin etrafında toplanmalılar.”

Zulmün sonu erken gelir

 Telefonların ardından konuşan teyze Berinas Eren ise şunları ifade etti: “Zulmün sonu erken gelir. İnşallah yakın bir zamanda kazanacağız. Binlerce daha gitsek de Kürtlüğümüzden vazgeçmeyeceğiz. Kürt’üz, ölünceye kadar da Kürt’üz.”

Baba Abdullah Eren ise “İki oğlum tutuklu ve açlık grevinde. Taleplerinin kabul edilmesini istiyoruz. Tecrit bitmezse onlar da açlık grevlerinden çıkmayacaklardır” dedi.

 
 

Bedenini ateşe vermişti, şimdi açlık grevinde

Öcalan’ın uluslararası güçler tarafından Türkiye’ye teslim edilmesini protesto için 1999’da bedenini ateşe veren Hüseyin Cığ, şimdi ise tecridin kaldırılması için açlık grevinde.

Şakran T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Hüseyin Cığ, 1 Mart’tan beri açlık grevinde. Cığ, 1993’te Adana’da gözaltına alınarak, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 36 yıl hapis cezası verildi. Cığ, 1999’da Maraş Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu sırada Öcalan’ın uluslararası güçler tarafından Türkiye’ye getirilmesini protesto ederek, bedenini ateşe verdi. Ağır yaralanan Cığ, vücudunun büyük bir bölümünde yaşanan yankılarla yaşamını idame ediyor.

Tüm aile mücadele içerisinde

Cığ’ın kardeşleri Abdullah ve Yusuf da PKK saflarında şehit düştü. Anne Emine Cığ, çocuklarının ardından barış için mücadele etmeye başladığı için 2007’de tutuklandı ve 4 yıl boyunca Maraş Cezaevi’nde kaldı.

4 yıl oğluyla cezaevi arkadaşı olduğunu hatırlatan Çığ, oğlunun 10 Nisan’daki görüşmede şunları söylediğini aktardı: “Tecrit kalkmayana kadar eylemi bırakmayacağız. Bedeli ne olursa olsun açlık grevini devam ettireceğiz. Sadece Öcalan üzerinde tecrit yok. Hepimiz üzerinde tecrit var.”

Oğlunun eylemini sahiplendiğini ve ne gerekiyorsa yapmaya hazır olduğunu ifade eden Cığ, “Çocuklarımı bu mücadelede yitirdim; ancak bedenini ölüme yatıranların hepsi benim çocuklarımdır. Onlarlayım. Son damla kanımıza kadar onların yanındayız” dedi.