OSMAN OÐUZ


Amed’de bir kreş projesi gelişiyordu: Zarokîstana Xalxalok. Bu kreşlerde çocuklar, anadilleri olan Kürtçe’nin Kurmancî veya Kirmanckî lehçelerinde atölyelere dahil oluyor, oyunlar oynuyor ve birbirleriyle ilişki kuruyordu.

Kayapınar Belediyesi’ne bağlı Zarokîstan’ı Yeni Özgür Politika, Ekim 2016’da manşetine taşımıştı. O haberde ailelerin görüşleri vardı. Mesela oğlu kreşte eğitim gören anne Gülizar Ayyıldız Özgen, “Oğlum çok hırçın bir çocuktu; şimdi daha sakin, öğrenmeye hevesli ve mutlu bir çocuk. Dişlerini fırçalarken bile Kürtçe şarkılar mırıldanıyor. Kürt kültürünü ve dilini öğreniyor. Cegerxwîn’i, Aram Tigran’ı biliyor. Bunlar bizi çok sevindiriyor ve duygulandırıyor” diye anlatıyordu, çocuğundaki dönüşümü.

Mehmet Emin Özçelik, daha önce şarkılara burun kıvıran çocuğunun Kürtçe ile karşılaştıktan sonra çok geniş bir repertuara sahip olduğunu anlatıyor ve ekliyordu: “Söylediği şarkılar sayesinde biz de hiç duymadığımız Kürtçe kelimeler öğreniyoruz.”

Kayyumdan sonra...

Zarokîstana Xalxalok, Kayapınar Belediyesi’nin hizmetiydi. Belediyeye 8 Aralık 2016’da kayyum atandı ve yaptığı ilk işlerden biri kreşi Türkçe’ye dö-nüştürmek oldu. Tüm çalışanlar da kovuldu. O günden sonra veliler de çocuklarını kreşe göndermedi elbette.

Veliler, çocuklarının kreşle buluştuktan sonra yaşadığı değişimden çok memnundu ve kendi aralarında bir organizasyon yaptılar. Madem belediyenin kayyumu çocuklarının Kürtçe eğitim görmesini istemiyordu, onlar da kendi olanaklarıyla yapacaktı. Özel bir kreşle anlaşıp mekân buldular. Kürtçe’nin iki lehçesindeki kreş, yoluna bir şekilde devam etti. Öğrenci sayısı epey azalmıştı, artık yalnızca 37 çocuk devam edebiliyordu ama kreş yaşıyordu.

Kreşe polis baskını

Fakat devletin Kürtçe’ye düşmanlığı, sadece mevcut mekânları basmakla sınırlı değildi; Kürtçe, “nerede görülürse ezilecekti.” Zarokîstana Xalxalok’un öğrencilerinin eğitim gördüğü mekânı hafta sonu polisler bastı. Velilerin anlatımlarına göre aynen şöyle söylediler: “Burada terörist yetiştiriliyor. Bu sınıfları kapatın, yoksa bir dahaki gelişimizde daha farklı yaklaşırız.”

Terörist dedikleri, mesela Gülizar Ayyıldız Özgen’in dişini fırçalarken Kürtçe şarkılar mırıldanan 5 yaşındaki oğluydu; Mehmet Emin Özçelik’in Kürtçe’yle tanıştıktan sonra müzik sevgisi ve özgüveni de açığa çıkan 5 yaşındaki kızıydı.

Tehlike bertaraf edildi!

Bununla da yetinmedi polisler. “Devletin birliği ve bütünlüğüne” büyük tehdit olan bu mekânı Pazartesi yeniden teftiş ettiler. Kürtçe kreşin öğrencileri ve öğretmenlerinin bulunmadığını görünce ise “içleri rahatlamış” olarak geri döndüler. Devletin bekası korunmuştu; 5 yaşındaki çocukların Kürtçe konuşması dolayısıyla ortaya çıkan büyük tehlike bertaraf edilmişti!


Çocuğumuza anlatamıyoruz


Öğrenci velisi, 5 yaşındaki çocuğunun bu süreçten çok etkilendiğini de anlatıyor. “Çocuğuma olanları anlatamıyorum” diyor ve devam ediyor: “Arkadaşlarım nerede, niye kreşe gitmiyorum, diye sorup duruyor. Biz nasıl anlatalım, polis baskısıyla kapatıldığını? Gün içinde sürekli kreşe gitmek istediğini söylüyor, aşırı huzursuz. Olayın hafta sonu gelişmesinden dolayı en azından polis baskınını görmedi çocuklar, bir nebze rahatladık.”



Öğrenci velisi: Kürtçe öğrenmek‘teröristlik’ mi?


Çocuğunu kurulduğundan bu yana Zarokîstana Xalxalok’a gönderen bir öğrenci velisi (malum kaygılardan dolayı ismini vermek istemiyor),  şu cümlelerle anlatıyor, başlarına gelenleri:

“Çocuğumuz kreş çağına geldiğinde özellikle belediyenin kreşine gönderdik. Çünkü Kürtçe eğitim veriyordu. Annesi Kürtçe bilmediği için kreşe giderken o da Kürtçe bilmiyordu ama iki üç ay içinde söylediklerimizi anlamaya başladı. Kürtçe şarkılar söylüyordu. Bu durum bizi çok sevindirdi. Çocuğumuzu farklı bir yere göndermeyi hiç istemedik.

Belediyeye kayyum atandıktan sonra kurum bir süre kapalı kaldı. Çalışanların sözleşmesi yenilenmemişti. Biz de kayyuma güvenmediğimiz için çocuklarımızı göndermedik zaten. Aynı mamostelerle bir toplantı yaparak ne yapabileceğimizi konuştuk. Kreşin masraflarını da kendimizin karşılayacağı bir birlik oluşturduk. 37 öğrenciyle başka bir yerdeki özel kreş içinde kreşimizi kurduk.

Buraya bildiğimiz kadarıyla üç kez polis gitmiş. Artık çocuklarımızı gönderemeyeceğimizi söylediler. ‘Burada terörist yetiştiriyorsunuz’ tarzı konuşmuşlar. Bundan kaynaklı çocuklarımızı gönderemiyoruz. Bir sonraki yerel seçime kadar da göndermeyi düşünmüyoruz.

Bir çocuk nasıl terörist olabilir? Biz bunu anlamış değiliz. Kürtçe öğrenince terörist mi olunuyor? Bu ülkenin cumhurbaşkanı, miting meydanından Kürtçe Kur’an sallıyordu.”



Ben şimdi size ‘mamoste’ mi diyeceğim ‘öğretmen’ mi?


Şerif Derince, okurlarımızın gazetemizdeki Kürtçe üzerine geniş açılı yazılarıyla tanıdığı bir isim. Kürdoloji çalışmalarıyla bilinir, Kürtçe eğitim alanında ciddi emekleri vardır ve ayrıca Toplum ve Kuram dergisinin Yayın Kurulu üyesidir.

Kürt belediyelerinin son yıllarda Kürtçe’nin günlük hayatla buluşması açısından önemli çalışmalar yaptığını anlatıyor Şerif Hoca: “Trafik tabelalarından, belediye hizmet birimlerindeki levhalara, yayınlardan farklı alanlardaki hizmetlere, belediye çalışanlarına Kürtçe dil eğitiminden çocuklara, gençlere ve toplumun diğer kesimlerine yönelik çeşitli düzeylerde yapılan dil çalışmalarına... Bunlar hem Kürtçe’nin görünürlüğünü artırıyordu hem de dilin prestijini düzeltiyordu. Belediyelerde dil müdürlükleri ve çok dilli kreşler kuruluyor, böylece Kürtçe’nin korunması ve güçlendirilmesi mücadelesine çok daha planlı ve programlı bir şekilde katkı yapılması hedefleniyordu.”

Zarokîstanlarda eğitim nasıldı?

Kürt halkının iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyumlar eliyle el konulması ardından tasfiye edilen çalışmalar arasında Kürtçe çalışmaları da vardı. Bu eğitim kurumları, kayyumlar tarafından “politik mekânlar” olarak tarif edildi. Kayapınar Belediyesi’ne atanan kayyumun belediye kütüphanesindeki kitapları imha edeceğini açıkladığı konuşmasında Zarokîstan öğretmenlerini ‘terörist’ olarak anması, halen akıllarda. Peki bu mekânlar, gerçekten de devletin anlattığı hâliyle “politik mekânlar” mıydı? Şerif Hoca, şöyle yanıtlıyor:

“Zarokîstanlarda çocukların hem kendi anadillerini öğrenebildikleri hem de daha geniş bir dünyanın vatandaşı olarak yetişebilecekleri bir hizmet anlayışı vardı. Müfredatı ise başta Kanada olmak üzere Finlandiya ve İsviçre gibi dünya çapında zenginliği ve niteliğiyle bilinen modelleri örnek aldı. Kültürün bu kreşlerde özel bir yeri vardı. Çocuklar kreşte, öncelikle kendi kültürlerini, sonra komşu kültürleri ve nihayetinde dünya kültürlerini tanıyordu. Örneğin dengbêjleri tanıyıp Kürt danlarını öğrenirken Ermeni halayını, Türk zeybeğini, Laz horonunu da öğreniyordu; rock’n roll ve samba gibi dünyadan farklı danslar da videolarla tanıtılıyordu.”

Mamoste ile öğretmen...

Şerif Hoca, eğitim faaliyetinin genel olarak son derece “politik” olduğunu ama Zarokîstanların devletin yansıtmak istediği hâliyle politik mekânlar da olmadığını belirtiyor ve ekliyor: “Çocukların oyun hamuru gibi şekillendirildiği, tekçi bir şekilde yetiştirildiği yerler değildi. Aksine çocukların özgür bir şekilde yetiştiği, kendilerini ve çevrelerini tanımalarına imkân verilen, sorgulayan bireyler olarak büyümelerini sağlayan mekânlardı.”

Kreş, esas olarak çocukların mekânıydı elbette ve kapatılması, “gittiği yere kadar da takip edilmesi” de en çok çocukları etkiliyor. Şerif Hoca, bu anlamda kendisini en çok etkileyen olayı şöyle anlatıyor: “Zarokîstanlarda çalışan emekçiler işlerinden çıkarıldığında veliler, tepki olarak çocuklarını kreşlerden aldı. Kendi alternatiflerini kurana kadar çocuklarına kendi imkânlarıyla bakacaklarını söylediler. Ancak birçok ebeveyn, çalıştığı için böyle bir imkâna sahip olamamış ve çocuğunu özel kreşe göndermiş. Çocuğun bu yeni kreşteki ilk tepkisi, ‘Ben şimdi size ‘mamoste’ mi diyeceğim, yoksa ‘öğretmen’ mi’ olmuş. Gerçekten de ‘mamoste’ ve ‘öğretmen’ arasındaki fark, sadece dilsel bir fark değil; bu aynı zamanda iki farklı dünya ve toplum tahayyülü arasında farka da denk geliyor.”