6-7 Eylül 1955, devletin yönlendirmesiyle, Türkiye metropollerinde Rum, Ermeni ve Musevi vatandaşlarına yönelik gerçekleştirilen kanlı saldırıların kirli tarihidir.
6 Eylül, Pazar: İstanbul Ekspres gazetesinin manşeti felaketi müjdeliyor! "Atamızın Evi Bomba ile Hasara uğradı." Haber Demokrat Parti yandaşı İstanbul Ekspres gazetesinde 2. Baskı olarak ve manşetten verilir. Gazete ortalama 20 bin tiraja sahiptir ama ne hikmetse 6 Eylül tarihli ikinci baskı 290 bindir. Üstelik bayilerde satılmak yerine, yakın tarihte kurulmuş olan "Kıbrıs Türktür Derneği" üyeleri eliyle bütün İstanbul’da ajitasyonla birlikte elden dağıtılmakta ve kitleler eyleme çağrılmaktadır.
O günlerde Kıbrıs nedeniyle Yunanistan ile ilişkiler bir hayli gergindi. Dışişleri bakanlığı Londra'da "Kıbrıs Çözüm Görüşmeleri"ni sürdürürken, "Selanik Üniversitesi Siyasal Bilgileri öğrencisi Oktay Engin tarafından "Atatürk'ün Selanik'teki evinin bombalanması" haberi, bir katliamın gerekçesi olarak resmi tarih kayıtlarına düşüldü. Oktay Engin gıyaben idama mahkum edildi.
***
Olayda azınlıklara ait ev, işyeri, kilise, sinagog, manastır, okul, fabrika, otel gibi birçok mekan yağmalandı, tahrip edildi. Türk basınına göre 11 kişi, Yunan kaynaklarına göre 15 kişi öldürüldü; resmî rakamlara göre 30 kişi, gayriresmî rakamlara göre 300 kişi yaralandı. Resmi rakamlara göre 60 kadın, gayrı resmi rakamlara göre 400’e yakın kadına tecavüz edildi. Ve olaylar sonrasında Ermeni, Rum ve Yahudilerin büyük çoğunluğu Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldılar. Nüfus Mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000'e düşen İstanbul'daki Rum nüfus, süren göçler nedeniyle 2006 yılında 2.500 kişiye kadar düştü.
***
Olayda önce "Rum kışkırtması" sorumlu tutuldu. Sonra, aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru'nun bulunduğu dönemin komünist isimleri ile ölmüş dört komünist hakkında dava açıldı. Irkçı faşist bir dernek olan "Kıbrıs Türktür Cemiyeti" Başkanı Hikmet Bil ve üyeleri de tutuklandılar ama bunlar "Ya bizi serbest bırakırsınız ya da biz bazı şeyleri ifşa ederiz" diye tehdit edince kısa zamanda serbest bırakıldılar. En sonunda ise olaylar halkın üzerine kaldı ve mahkemede, "Türk milleti galeyana geldi, olayları gerçekleştirdi" diye "büyük iş" tatlıya bağlandı.
***
Olayın bütünüyle azınlık gayrimüslim halklara yönelik ve doğrudan devlet eliyle düzenlenmiş planlı bir yok etme eylemi olduğuna dair artık hiç kimsenin şüphesi yoktur. 1955 yılı başından itibaren başta Hürriyet Gazetesi olmak üzere Anadolu’da yani kendi topraklarında yaşamakta olan Rum, Ermeni ve Yahudi halklarına yönelik bilinçli bir kışkırtma hareketi sürdürülüyordu. Basın İstanbul’daki Rumların Kıbrıslı Enosis Faşistlerine para yardımı yaptığı haberlerini sıkça kamuoyuna pompalıyordu.
27 Mayıs darbesinden sonra 5 Haziran 1960’da, bir zamanların ünlü Dışişleri Bakanı ve devrik hükümetin eski ortağı yeni muhalifi, olaylar sırasında ise Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Fuad Köprülü bir basın toplantısı yaparak 6-7 Eylül olaylarını devletin yaptırdığını anlatır: "Atatürk’ün evine bomba TC Başbakanı Menderes’in ve İçişleri Bakanı Namık Gedik’in talimatı ile konulmuştur." Ve Başbakan Yardımcısı devam ediyor: "Otomobillerle İstanbul'a döndüğümüz zaman bizi yolda bir takım çapulcular karşıladı. Bayar'la ben, onların dağılmaları için bizzat müdahalede bulunduk. Hatta ben 40-50 kişiyi bastonumla kovaladım."
60 Darbesi’nin faşist lideri Alparslan Türkeş, "Köprülü'nün Türkiye'yi Yunanistan'a jurnallediğini" iddia ederek sözünden dönmesini ister. "Kirli olan bir hükümet değişse de, devlet temiz kalmalıdır." Ama aynı Türkeş, hatıralarında, "olayları sıcağı sıcağına soruşturmuş bir Hakim Albay'ın da Köprülü ile aynı kanaatte olduğunu söyler. Ve bu hakim de devletin 'ikna gücüyle’ susturulur.
***
Şimdi bu tarihi günümüze göre güncellesem, Menderes yerine Tayyip, Köprülü ya da Zorlu yerine Davutoğlu, 'çapulcu’ döven bastonla Başbakan Yardımcısı yerine Soma’da işçi döven Başbakanlık Müsteşarı Yusuf Yerkel adını koysam; Devlet aklıyla Atatürk’ün evine bomba koyan Oktay Engin yerine Süleyman Şah türbesini bombalamayı öneren MİT başkanı Hakan Fidan yazsam; "Kıbrıs Çözüm Görüşmeleri" yerine "Kürt Sorununun Çözüm Süreci" başlığını eklesem; 6-7 Eylül olayında suçlanan Aziz Nesin’li 'komünistler’ yerine Sivas katliamında suçlanan Aziz Nesin’li 'marjinalleri’ yerleştirsem; Fuad Köprülü’ yerine Fethullah Gülen desem; "jurnallemek" iddiasını aynen bıraksam 60 yılda devlet geleneğinin hiç de değişmediğini görerek günü anlamak kolaylaşır mı?
Unutmadan ekleyeyim: Atatürk’ün evini bombalamakla suçlanan ve bu nedenle İdam cezası alan Oktay Engin ne oldu dersiniz? 22 Şubat 1992 -18 Eylül 1993 arasında Nevşehir Valiliği yapıyordu.
Ve Burası Türkiye! Talan ve yalan üzerine kurulmuş kan üzerine inşa edilmiş bir devlet tarihiyle kirletilmiş topraklar. Han aynı hancı aynı. Yavaş da olsa, değişen tek şey sadece "çapulcular." Ve bundan dolayı yaşama umutla sarılıyoruz ya!
Tarih ders almamız için adeta yırtınıyor. Okumak ve öğrenmek günümüzü anlamak için yeter de artar bile.
6-7 Eylül ve bugüne taşınan kirli gelenek