• Rum, Ermen ve Yahudilere yönelik 6-7 Eylül 1955’te gerçekleşen saldırıların kadınlarda bıraktığı iz, resmi sayılardan çok daha büyük oldu. O gecenin ardından oluşan suskunluk, gelecek kuşaklara aktarılacak bir hafıza boşluğuna dönüştü.

 

Yüzlerce kadın ve çocuk 6-7 Eylül olaylarında tecavüze, işkenceye ve aşağılanmalara maruz kaldı. Yıllarca suskunluğa gömülen bu hikâyeler, resmi bilançoların çok ötesinde bir insani yıkımı ortaya koyuyor.

İstanbul’da yaşayan Rum, Ermen ve Yahudi yurttaşlara yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleşen saldırılar, aradan 71 yıl geçmesine rağmen hala hafızalardaki yerini koruyor. “6-7 Eylül olayları” olarak nitelendirilen saldırılarda yurttaşların evleri, iş yerleri, okulları, kiliseleri yağmalandı ve yakıldı. Bu saldırılar devlet diliyle “gayrimüslim” olarak tanımlanan Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşlara yönelik planlı bir şekilde yapıldı.  

İlk olarak 11 Kasım 1942’de Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşlar için “Varlık Vergisi” isimli bir vergilendirme sistemi getirildi. Verginin yüksek olmasından kaynaklı ise bu dönemde çok sayıda Ermeni, Rum ve Yahudi yurttaş göç etmek zorunda kaldı. “Varlık Vergisi”nin amacı “her ne kadar savaşın yarattığı ekonomik koşulları iyileştirmek olarak” ifade edilse de asıl amaç mülkiyet ve sermayenin Türkleştirilmesi oldu.

Kadraja sığmayan hikayeler

6-7 Eylül gecesi İstanbul’un sokaklarında yalnızca mülkler hedef alınmadı. İnsanların hayatları, hafızaları ve onurları da tahrip edildi. O gecenin en karanlık hikâyelerinden bazıları ise kadınların bedenlerinde ve yıllarca süren suskunluklarında kaldı. 6-7 Eylül denildiğinde akla çoğunlukla yağmalanmış dükkanlar, sokaklara saçılmış eşyalar ve ellerinde sopalarla bekleyen kalabalıkların fotoğrafları geliyor. Oysa fotoğrafların kadrajına sığmayan bir gerçek daha vardı: Korkudan konuşamayan, yaşadıklarını yıllarca kimseye anlatamayan kadınlar ve çocuklar. Onların hikâyeleri uzun süre sessizliğin içinde kaldı.

Geri planda bırakılan hakikat

Kayıtlara göre 6-7 Eylül gecesinde 4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır ve 26 okul saldırıya uğradı. Fabrika, otel ve barların da aralarında bulunduğu toplam 5 bin 317 mekân zarar gördü. Helsinki Watch verilerine göre 15 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Hayatta kalan Rumların önemli bir bölümü Yunanistan’a, Ermenilerin ise Avrupa ve Amerika’ya göç etmek zorunda kaldı. Uzun yıllar boyunca olayların maddi hasar boyutu ön plana çıkarıldı. Döneme ait fotoğraflar genellikle İstiklal Caddesi’ndeki yağmalanmış işyerlerini ve sokaklardaki eşya yığınlarını gösterdi. İnsani boyut ise büyük ölçüde geri planda bırakıldı.

200 kadın tecavüze uğradı

Saldırıların yalnızca mülklere ve ibadethanelere değil, kadınların bedenlerine de yöneldiği gerçeği çoğu anlatıda görünmez kaldı. Ekümenik Patrikhane fotoğrafçısı Dimitrios Kalumenos’un 1966’da Atina’da yayımlanan “The Crucifixion Of Christianity” (Hıristiyanlığın Çarmıha Gerilişi) adlı kitabında, o gece yaşanan cinsel saldırı ve istismar vakaları da yer aldı. Kalumenos’un aktardığı bilgilere göre 200 kadın tecavüze uğradı ve işkence gördü.Kitapta şu ifadeler bulunuyor: “200 Rum genç kızına vahşice tecavüz ve işkence edildi (…)

Kalumenos, anlatılmayan daha birçok olayın utanç içinde sessizliğe gömüleceğini de vurguladı.

Kadınlar ve çocuklar kabus yaşadı

Bazı kaynaklarda iki gün boyunca yaklaşık 400 kadının tecavüze uğradığı bilgisi yer alıyor. Bu vahşet yalnızca yetişkin kadınlarla sınırlı değildi. Çocuklar da cinsel şiddetin hedefi oldu. Speros Vryonis’in “The Mechanism of Catastrophe” adlı çalışmasında, Leonidas Koumakis’in “The Miracle: A True Story” kitabından aktarılan bir örnek şöyle: “Akşam saat 7’de bir güruh sokağın ortasında altı yaşında küçük bir kızın etrafını kuşatıp onu Goril lakaplı yarı deli bir hamala teslim etti. Kapıcı kıza durmadan tecavüz ederken güruh şöyle bağırıyordu ‘Rumların layığı budur. Öldür onu, öldür Rum köpeğini…’”

Hafızanın silemeyeceği izler

Dilek Güven’in “6-7 Eylül Olayları” kitabında ise doktor Yorgos Adosoğlu, olayların ardından bazı polislerin kendisine başvurduğunu anlatıyor: “Mesela evlerde kadınlara tecavüz ediliyordu. O gün çok tecavüz oldu. Kadınlar sonradan Yunan Konsolosluğu’nu haberdar ettiler. (…) Hastaneye gittik ama kadınlar susuyordu. Bunun üzerine polise sordum: ‘Evli misin?’ ‘Evet’ dedi. ‘Bir gecede 500 kişi senin eşini ya da kızını taciz etse, sen ne anlatırdın?’ Susacağını söyledi.” NUJİNHA