- Yazar Karosh Taha’nın romanı ‘Gulistan’ okurlarla buluştu. Saddam Hüseyin döneminde eşini kaybeden Gulistan’ın arayışını merkeze alan roman, korku ve baskıyla örülü bir dünyada hikaye anlatımını bir direniş biçimi olarak ele alıyor.
REWŞAN DENİZ
Başûrê Kurdistanê’nin Zaxo kentinde doğan ve 10 yaşında ailesiyle birlikte mülteci olarak Almanya’ya göç eden yazar Karosh Taha’nın üçüncü romanı Gulistan, geçtiğimiz günlerde çıktı. Karosh Taha, yeni romanında Saddam Hüseyin döneminde eşini kaybeden Gulistan’ın arayışını merkeze alırken, korku, paranoya ve baskıyla örülü bir dünyada hikaye anlatımını bir direniş biçimi olarak ele alıyor.
Alman edebiyatında kendine özgü bir yer edinen Karosh Taha, ilk romanı Beschreibung einer Krabbenwanderung (Bir Yengeç Göçünün Tasviri) ile 2018’de edebiyat dünyasına adım attı. DuMont Yayınevi tarafından yayımlanan roman, giderek birbirinden uzaklaşan bir Kürt ailenin hikayesini anlatıyor. Romanın birinci şahıs anlatıcısı Sanaa, bir yandan özgürleşme arzusuyla toplumsal kontrol arasında sıkışırken, diğer yandan göçmen aile yapılarının taşıdığı çelişkilerle yüzleşiyor. Eserin radyo oyunu uyarlaması ise 2021 yılında WDR3 ve COSMO’da yayımlandı.
Geleneklerin yıkan Shahira’nın hikayesi
Taha’nın 2020’de yayımlanan ikinci romanı ise Im Bauch der Königin (Kraliçenin Karnında). Romanda, sıra dışı bir kadın karakter olan Shahira’nın hikayesi kadın ve erkek bakış açıları üzerinden iki alternatif anlatıyla aktarılıyor. Erkek egemenlikli bir toplumda geleneklere başkaldıran Shahira’nın hikayesinin yanı sıra, yüksek katlı bir binada yaşayan Kürt-Alman topluluğunun gündelik hayatı da romanın temel izleğini oluşturuyor.
Sürekli kendini yenileyen bir yazar
Edebiyatta verili olanla yetinmeyen, her romanında yeni bir anlatım biçiminin peşine düşen Karosh Taha, eserlerinde farklı üslupları denemekten çekinmiyor. Etkilendiği yazarlar arasında Amerikalı Hispanik yazar Sandra Cisneros ve Max Frisch’i sayan Taha, romanlarında Almanya’da yaşayan Kürt mültecilerin deneyimlerini kuşak çatışması, göç ve göçün yarattığı gelgitler üzerinden ele alıyor. Kürtlere dair Alman edebiyatında güçlü ve içeriden bir ses kuran yazar, bugüne kadar aldığı çok sayıda ödülle Almanca edebiyatın dikkat çeken isimlerinden biri haline geldi.
Çok sesli ve şiirsel bir roman
Karosh Taha’nın son romanı Gulistan’da ise anlatının merkezinde Saddam Hüseyin döneminde eşini kaybeden Gulistan’ın arayışı bulunuyor. Taha, bu arayış üzerinden sokaklara sinen korkuyu, paranoyak bir sistemin acımasızlığını ve baskı karşısında hikaye anlatmanın taşıdığı direniş gücünü işliyor. Çok sesli, şiirsel ve yoğun bir anlatımla kaleme alınan roman, geçmişin karanlığıyla bugünün hafızası arasında dolaşırken, Taha’nın edebiyatta sürdürdüğü biçimsel ve tematik arayışın yeni bir halkasını oluşturuyor.
***
Hikayelerini anlatamayanlar için
DuMont kurgu programlama başkanı Antonia Marker’a konuşan Karosh Taha kitabına ilişkin şunları ifade etti: “Kürt bir aile olarak, biz de 1990'ların ortalarında Saddam Hüseyin rejiminden kaçtık. Almanca edebiyatta Kürt hikayelerine dair önemli bir boşluk var. Bu hikayeler, baskı ve zulüm yaşamış insanları anlatıyor. Kürdistan'a yaptığım bir araştırma gezisi sırasında, akrabaları da dahil olmak üzere eski mahkumlarla görüştüğümde, bu insanların acılarına ses vermek zorunda hissettim kendimi. Bu hikayeleri kim devam ettirebilirdi? Hikayelerini anlatamayanlar, kayıp olanlar, kaçırılanlar ve öldürülenler için edebi bir dua kim edebilirdi?”
Romanın ilk cümlesi…
2011 yılında Saddam Hüseyin'in ikizini konu alan bir kısa öykü yazma fikrini olduğunu ve bu şekilde yolculuğa başladığını ifade eden Karosh Taha, “Bunun daha uzun bir metne dönüşeceğini biliyordum, henüz hazır değildim. Bu öykünün beni götüreceği yolculuğu ancak birinci şahıs anlatıcı olan Gulistan karakteriyle kavramaya başladım. O bana neredeyse on yıl sonra göründü. Bir yıl sonra, ikizler, genel olarak diktatörlükler ve özellikle Saddam'ın diktatörlüğü üzerine kapsamlı araştırmalar yaptıktan sonra, romanın ilk cümlesi birdenbire ortaya çıktı” diye konuştu.
İki dilin buluşması
Roman’ındaki Gulistan karekterine ve karekterin anlatım şekline ilişkin ise şunları ifade etti: “Gulistan, kimliğinin sürekli tehdit altında olduğu bir rejimin gerçekliği içinde Kürt bir kadın olarak var oluyor. Sanki başka biri onun aracılığıyla konuşuyormuş gibi, tekrar tekrar üçüncü şahıs veya birinci çoğul şahıs kullanıyor. Dili o kadar yabancı ki, karakterlerin yabancılaşması, özellikle anadili konuşanlar için, cümleler aracılığıyla hissediliyor. Bu dilin başka bir zamandan, başka bir yerden geldiğini hissetmeliler. Kürtçe içinde Almancayı ve Almanca içinde Kürtçeyi bulma girişimi; her iki dil de anlatının lirik tonunda buluşmak üzere tasarlanmış.”