6 Mayıs 1972’de idam edilen 3 büyük devrimci, şahadetlerinin kırkıncı yılında Türkiye ve Kürdistan’da anılacaktır. 3 fidan kırk yıl önce idam sehpasında yiğitçe canlarını verirken özgürlük tohumlarını Türkiye ve Kürdistan’a serpmişlerdi. Nitekim daha şahadetlerinin birinci yılında bu büyük devrimcilerin ölümsüzleştiği görülmüştür. Deniz, Hüseyin ve Yusuf genç yaşta şehit düştüler ama bu şahadetleriyle Anadolu topraklarına yeni bir direniş ruhu kazandırdılar. Her ne kadar Türkiye’nin egemen güçleri bu büyük devrimcileri kendileri açısından bir tehlike olmaktan çıkartmak için sistemiçileştirmeye çalışsalar da başarılı olmaları mümkün değildir. Deniz, nasıl ki devrimci yaşamında ele avuca sığmayan bir militandıysa, şahadeti de sistemin kabul edeceği-sindireceği bir olgu haline getirilemez. Egemenler her zaman kahramanlardan korkmuşlardır. Bu büyük kahramanlar da Türkiye egemenlerinin uykularını her zaman kaçırmaya devam edecektir.
Türk devleti tarihte halkların tüm isyanlarını amansızca bastırmıştır. İsyancıları öyle bir ölüme mahkum etmiştir ki, fiziki ölümleri kişilik ölümleri haline getirmiştir. Şeyh Bedrettin, Pir Sultan gibi figürler halkın dilinde ve yüreğinde yaşatılmış olsa da esas olarak Osmanlı devletinin ölüm sessizliğinde bir siyasal sistem yaratması önemli oranda gerçekleşmiştir. Türkiye cumhuriyeti tarihte edinilen isyanları bastırma tecrübesiyle halklar üzerinde tam bir özel savaş devleti haline gelmiştir. Denizler, Mahirler, İbrahimler işte bu özel savaş devletinin surlarında büyük gedikler açmışlardır.
Türk devleti 1972 yılında yenilgiye uğratılmış olmasa da, yiğit devrimciler asılmış olsa da, bu şahadetler Türk devletinin ölümünün başlangıcı haline gelmiştir. Bu devrimcilerin miras bıraktığı moral değerler Türk devleti karşısında yenilmez bir gerçeklik olmuştur. Bu nedenle bu yiğitçe ölümler karşısında kaybeden Türk devletidir. Bu nedenle Deniz Gezmiş’in yakalandığında içişleri bakanına söylediği sözler gerçekleşmiştir. Destan kahramanları ölümsüzdür, hiçbir zaman öldürülememişlerdir. Denizler de bu topraklarda ölümsüz destan kahramanları olarak her zaman halkın dilinde, yüreğinde ve mücadelesinde yaşayacaktır. Şahadetlerinden kısa bir süre sonra bir halk ozanının Denizler üzerine söylediği “ne olaydım, ne olaydım, okur-yazar olaydım, Deniz mahkemeye düşmüş, avukatı ben olaydım” dörtlüğü bu gerçeği çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idamı, Mahir Çayan ve arkadaşlarının katledilmesi, İbrahim Kaypakkaya’nın işkence altında yaşamını vermesi, bir yıl sonra Türkiye ve Kürdistan’da büyük bir devrimci uyanışın gerçekleşmesini beraberinde getirmiştir. Bu şahadetler sonrası gençlerin devrimci mücadeleye atılmaları bu büyük devrimcilerin gücünü ortaya koymuştur. Bu şahadetler yüz binlerce genci kısa sürede devrimci mücadelenin içine çekmiştir. Gençler örgütlendirildiği ve öncülük yapıldığı için değil, bu şahadetler öncülük yaptığı için kısa sürede devrimci mücadele gelişmiştir. Kuşkusuz örgütlenme yaratmak için çaba gösterenler olmuştur; ancak tüm bunları sağlatan bu şahadetlerin gücü olmuştur. Tarihte şahadetlerin bu tür sonuçlar yarattığı örnekler bir elin parmak sayısı kadardır. Propaganda yapan da, eğiten de, örgütleyen de, eyleme geçiren de bizzat bu devrimcilerin ruhu olmuştur. Öyle ki, gençler bir Deniz, bir Mahir ve bir İbrahim olmak için yarışmışlardır.
1970’li yıllarda Türkiye’de büyük bir devrimci uyanış yaşanmıştır. Devrimci uyanışı Türk devleti özel savaşı geliştirerek, kontrgerillayı ve milis güçleri olan MHP’yi harekete geçirerek engellemeye çalışmıştır. 1970’li yıllar ve 1980 darbesine gidiş süreci değerlendirilecekse ancak böyle ele alınarak doğru değerlendirilebilir. Bunun dışındaki tüm değerlendirmeler tarihi saptırmaktır. Tarihi kendi çıkarlarına göre yazmaktır. Ya da bu yıllardaki büyük devrimci uyanış farklı gösterilerek Türkiye halklarının bilinci karartılmaya çalışılmaktadır. Bazılarının belirttiği gibi, sağ-sol çatışması değil, devrimcilere kontrgerillaların saldırması vardır. Kuşkusuz kontrgerilla ve Türk devletinin istihbarat örgütleri gelişen devrimci mücadeleyi saptırmak için birçok yol ve yöntem denemişlerdir. Ancak bazılarının iddia ettiği gibi bu devrimcilerin anısının yarattığı devrimci uyanış, kontrgerillanın sabah sola verdiği silahı öğleden sonra sağcılara verdiği biçimindeki metafor bir yalan ve demagojiden ibarettir. Kontrgerillanın devrimcilere ve demokratlara saldırmasını farklı göstererek bu süreci muğlaklaştırmak isteyenler bu tür değerlendirmeler yapmaktadırlar. Bu devrimcilerin anısının ve ruhunun yarattığı büyük gelişmeye saygımızın gereği, bu tür çarpıtmalara değinmeyi bir sorumluluk olarak görmekteyiz.
Deniz, Mahir ve İbrahim’in devrimci duruşlarının, ruhlarının yarattığı devrimci hareketlerden biri de PKK’dir. PKK’nin kurucusu bir yönüyle de bu devrimcilerdir. Nitekim Kürt Halk Önderi, Denizler kendisinin de bulunduğu Mamak Cezaevi’nde idama götürüldüğünde “öyle bir devrimci mücadele yaratmalıyım ki bu devrimcilerin özlemleri gerçekleşsin” demiştir. Dolayısıyla PKK’nin kuruluşunu böyle ele almak gerekir. Zaten Kürt Halk Önderi ilk önce Türkiye halklarının ortak mücadelesini gerçekleştirmek, bu devrimcilerin idam sehpasında söylediklerini pratikleştirmek istemiştir. Belki ortak mücadele konusunda istenen gerçekleştirilememiştir; ancak onların özlemlerinin gereği olan devrimci mücadele yenilmez biçimde geliştirilmiştir. Kürt Halk Önderi, Denizler, Mahirler ve İbrahimlere gerçek yoldaşlık yapmıştır. Kürt Halk Önderi, Türkiyeli devrimciler olan Haki ve Kemal için “onlar bize gerçek yoldaşlığı yapmışlardır” değerlendirmesinde bulunmuştur. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin ruhu dile gelseydi, bize gerçek yoldaşlığı Abdullah Öcalan göstermiştir diyeceklerdir. Zaten büyük devrimciler olan Kemal ve Haki, Kürt Halk Önderi’nin bu büyük şehitlerin özlemlerine cevap vereceklerini gördükleri için bu hareket içinde yer almışlardır.
Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin yiğitliği, Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin de yiğitliğini mayalamıştır. Bugün HPG gerillalarının gösterdiği cesaret ve yiğitlikte bu büyük devrimcilerin yiğitliğinin genleri bulunmaktadır. Denizler, Mahirler ve İbrahimler gerillacılık yapmak istiyorlardı. Onların gerilla olma arzusu günler ya da haftalar sürdü. Ama Kürdistan gerillası onlardan aldığı ruhla bugün en zorlu koşullarda on yıllardır gerillalık yapmaktadır. Şunu iddia ediyoruz; dünyanın en zor gerillalığı Kürdistan’da yapılmaktadır. En zor gerillalık olduğu gibi, en uzun gerillalık da bu coğrafyada yürütülüyor. Ama tüm saldırılara rağmen yenilmiyor. Kuşkusuz bunda Kürdistan tarihindeki Kürt halk direnişlerinin de payı çok önemlidir. Direnişin özünün böyle tarihsel bir temeli vardır. Ancak bu özün büyük bir direniş biçiminde ortaya çıkmasında bu şahadetlerin çok büyük etkisi olmuştur. Özgüven, inanç ve kararlılık bu devrimcilerin önemli özellikleriydi. Kürt gerillası bu karakterleri kendinde yaşatıyor. Kaldı ki, Kürdistan’da sadece Kürtler gerillalık yapmıyor. Başta Türk halkından olmak üzere birçok halkın evladı Kürdistan’da gerilla olarak savaşmaktadır. Bunlardan da birçok şahadet vardır.
6 Mayıs’ı anarken bu devrimcilerin Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yaşadığını iyi görmek gerekmektedir. Kemal ve Haki bu şahadetlerin özlemlerini ve özelliklerini Kürt özgürlük mücadelesine taşımışlardır. Zaten Kürt Halk Önderi; Deniz, Mahir ve İbrahimlerin gerçek yoldaşı olarak bu direnişi bugün zindanda sürdürmektedir. Deniz, Mahir ve İbrahim’i anıp bu gerçeği görmemek olamaz. Deniz, Mahir ve İbrahim’e saygının gereği bugün tarihsel bir direniş gösteren Kürt Özgürlük Hareketi’ne de büyük saygı duymak gerekmektedir.
Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin özlemi ve amacı her şeyden önce Kürt Özgürlük Hareketi ile buluşmayı ve birlikte mücadele etmeyi zorunlu kılmaktadır. Denizlere, Mahirlere ve İbrahimlere bağlı olmak ve onları yaşatmak ancak böyle olur. Kaldı ki, bu mücadele Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin mücadelesidir. Kim bu mücadelenin onların mücadelesi olmadığını söyleyebilir? Bu nedenle 6 Mayıslar Türkiyeli devrimcilerle Kürt Özgürlük Hareketi’nin birlikteliğinin ve ortak mücadelesinin gerçekleşmesinin somutlaştığı günler haline getirilmelidir. Bu büyük şahadetlerin kırkıncı yıldönümü bu konuda tarihsel bir başlangıç haline getirilmelidir.
Kürt Halk Önderi 6 Mayıs’a bağlılığın gereği bu mücadeleyi başlattı. Gerilla onların özlemini gerçekleştirmek için kahramanca direniyor. Kürt halkı onlara bağlılığın gereği halkların kardeşliği temelinde demokratik Türkiye, Özgür Kürdistan mücadelesi veriyor. Bu nedenle bu devrimciler onların mücadelesinde yaşıyor, yaşatılacak.
6 Mayıs’ı anarken bu büyük devrimcileri bir daha minnetle anıyor, onların özlemini gerçekleştireceğimizin sözünü yineliyoruz.