• Şehitlerimiz, mutlak insanlık şehitleridir. Ulus olarak, halk olarak, hatta insanlık olarak elimizde en dikkat edilecek, kanıtlanmış değerler olarak ele alınacak varlığımız, şehadetlerdir.

* ABDULLAH ÖCALAN

Mayıs Şehitleri Ayı ve 18 Mayıs Şehitler Günü'nde tüm şehitlerimizi saygıyla anarken, bütün gücümüzle anılarının gereklerini yerine getirmesini bilmeliyiz.

Her zaman söylediğimiz gibi, şehitler çok zor da olsa, takibi ve gereklerinin yerine getirilmesi olağanüstü güç de istese en soylu ve gerçek yaşamı temsil eden değerler olarak değerlendirmeye çalışılıyor ve her şey bir anlamda bu değerlere vereceğimiz karşılıkla bağlantılı oluyor. Halen üzerinde en çok yoğunlaştığımız konu; doğru şehadete gitme konusudur.

Şehide kendisini borçlu hissetmeyen, en önemlisi de onun son nefesinde vasiyet olarak bıraktıklarını kendine esas almayan, ona hakkını vermeyen çizgimizin bir eri ve onun bir yaşatan gücü olamaz. Hele bir önder gücü hiç mi hiç olamaz.

Kendi yaşamımdan ve kendi pratiğime yol açmam ve yön vermemden iyi biliyorum ki, ben şehitleri esas aldım. Adım gibi biliyorum ki, eğer bu 18 Mayıs günü Haki Karer yoldaşın şehadeti gerçekleşmemiş olsaydı biz PKK’nin ilanını aklımıza fazla getirmezdik. En önemlisi de yaşamımızı ciddi, giderek daha fazla devrimin yoluna koymaya seferber etmezdik. Bu şehadet bizim karşımıza şunu çıkardı; şehidin kanını büyük bir mesele yapacaksın; onu doğru değerlendirmek kadar, intikam yemini yapacaksın ve gerekleri neyse onu yerine getireceksin.

Dediğim gibi, biz grup döneminin ilk şehidinin anısına çıkardığımız dersle parti olma gereğini duyduk. Zindan şehitlerimizin anısından çıkardığımız dersle ne pahasına olursa olsun ülkeye yönelme gereğini duyduk. Mazlumların, Kemallerin, Hayrilerin şehadetinden, Mahsum Korkmaz yoldaşın şahadetinden gerillaya mutlaka işlerlik kazandırma dersini çıkardık, görev belledik, bütün çalışmamızı buna göre ayarladık. Azmimiz ve irademizi bunun için biledik, iğne ucu kadar olanağı bunun için ayaklandırdık.

Hatta içinden çıktığımız Türkiye devrimci gençliğinin şehadetlerine de karşılık vermek istedim. İlk çıkışımızı vurgularken, onların da yaşadıkları çarpıcı şehadetler vardır. Mahir Çayanların, Deniz Gezmişlerin, İbrahim Kaypakkayaların şehadetleri vardır. Hareketimiz biraz onların da anısına bağlı olmanın adıdır. Bunlar gençlik dönemimizin şehadetleridir. Tarihimizi onlardan yana yaptık ve layık olmaya çalıştık. Tarihimize baktıkça, sosyalizme baktıkça, sosyalizm şehitlerine daha da fazla değer vermeye çalıştık. Yurtseverlik değerlerimizin, şehitlerimizin anılarına biraz karşılık vermek istedik. Hâlâ örgüt gücümüzle bunu göstermeye çalışıyoruz.

Çokça bilinir, bizde bir tokat yersen mutlaka karşılık vermek istersin. Bir yakının vurulursa uzun süre intikamını almak için seferber olursun. Bunlar bir değil, bin değil, on binleri geçiyor. Bunlar öyle sıradan herhangi bir şehadet değil, mutlak insanlık şehitleridir. İslam’ın ilk şehitleri kadar büyük, yine İsa’nın havarileri kadar değerli ve en az irili-ufaklı bütün devrim hareketlerinin ilk şehitlerinin hepsinin anlamını içeren büyüklükte şehitlerdir. Onların bu tartışma götürmez büyüklüklerini kabul etmelisiniz. İnsanlığı başka türlü kazanamazsınız. Ulus olma, sosyalleşme ve özgürleşmenin bu değerlerin yadsınması temelinde gerçekleşmesi mümkün değildir.

Şimdi siz de kendinizi gözden geçirin. Acaba doğrudan yanı başında olduğunuz ve çok iyi gördüğünüz bir çok şehadeti nasıl anlamlı hale getirdiniz? Ucuz laf olmanın ötesinde ne kadar sağlam ele aldınız? En önemlisi de çaresizce yaklaşmaktan öteye varabildiniz mi? Şehadette başarının gereğini görebildiniz mi? Onu büyük mesele yaparak, kendinize çeki-düzen verebildiniz mi? Hani lafta çok söyleniyor; saygıyla anıyoruz deniliyor, gerçekten saygıyla anabildiniz mi? Yine “gereken dersler çıkarılmıştır, bu kez kolay şehadete geçit yok” veya “her şehadet bir başarı kaynağıdır” diyerek buna anlam verebildiniz mi? Güç çıkarabildiniz mi? Bu sorular hepiniz için yakıcıdır.

Şimdi bunu anlayabilecek misiniz? Bu konuda bütün olumsuzluklarımızın, düzenin etkileri kadar, kendi ihanet, teslimiyet hatta her türlü ilkel ve insanlık dışı tortularımızın hesabını yapabilecek miyiz? Bunlarla savaşımı sürdürebilecek miyiz? Buna son derece özlü ve dürüst olmak kadar, başarıyla karşılık verebilecek miyiz? Sorun işte budur. Kendine güvenen bu soruların cevabını doğru verdi mi, aslında şehidin anısına en doğru karşılığı vermiştir. Daha da ötesi güncel gelişmeye kesin başarı temelinde bir yaklaşımı sergilemiştir. Özlü olmak, iyi niyetli ve dürüstlük kadar, çaba yeterliliğiyle yaşama gelebileceğini kanıtlamıştır. Bunu söylüyoruz, acaba buna var mısınız diyoruz?

Her şeyi istediğiniz gibi yapın ama bir şehidin anısına da gereken karşılığı verin. Şimdi bizim ulus olarak, halk olarak hatta insanlık olarak elimizde en dikkat edilecek, kanıtlanmış değerler olarak ele alınacak varlığımız bu şehadetlerdir. Onların büyüklükleri tartışma götürmez. Biz tartışma götürebiliriz, kendim de tartışma götürebilirim ama bu şehadetler tartışma götürmez. Bu açıdan onlara dürüstçe bağlı kalmayı, gücünüz oranında onları yaşatmayı bilin. 

Bunun dışında hiçbir yaşam belirtisine fırsat vermeyeceksiniz. O zaman olası tüm engellemeleri rahatlıkla yerinde yaklaşımlarla aşabileceksiniz. “Benim yolum sürekli başarının yoludur, şehitlerin yoludur ve bu yolda zaferin yoludur” diyecek ve mutlaka başaracaksınız.

* Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi tarafından 18 Mayıs 1994 tarihli değerlendirmesinden derlendi.