• Hoşgörü ve barış kültürünün gelişememesinin nedenlerinden en iflah olmazı, insanın egosu ve tahakküm kurma hırsının sınırsızlığıdır.

HAFIZ AHMET TURHALLI

Bu başlık, Ortadoğu toplumları genelinde, Kürt milleti özelinde ütopya olarak kalmaktadır. Tarihimiz ve içinde bulunduğumuz dönem, bu kavramların içlerinin gerçek anlamda doldurulabilmesi, bugünkü insan şekillenmesinde hayal gibi durmaktadır. Bu kavramların hayata geçirilmesi insan neslini mutlu ve müreffeh edecektir. Kur’an'ın deyimi ile “insanoğlu hem cahil hem de zalimdir”. (Ahzap 72)

“Hoşgörü ve barış”, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Zerdeşti, Budist, Hindu, demokrat, sosyalist ve liberal bütün ilahi ve beşeri sistemlerde sıklıkla rastladığımız ve bolca propagandası yapılan kelimelerdir. İnsanlık ve dinler tarihinin yazılı metinlerinde bu iki kavram, defaatle kullanılmış olsa da hakikatteki insan yaşamı ve serüveni bunun tam zıddı şeklinde yaşandı. İnsanlık ailesi, sürekli bir çekişme ve savaş halinde olageldi. Günümüzde de farklı tarz ve biçimlerde savaşlar ve yok etmeler sürüyor.

Savaşlar, insanlar için beraberinde ölüm ve yıkım getirdi; toplumlar, milletler ve aileler yok edildi. Birbirleri ile sürekli savaş halinde olan insanlık, bu iki kavramın altını doldurabilecek uzun erimli bir uygulamaya ne yazık ki tanıklık edemedi. Savaşan taraflar arasında yer yer barış anlaşmaları oldu. Tarihte barışla ilgili en uzun ömürlü yazılı antlaşma, M.Ö. 1258-1280 yılları arasında Mısır Firavunu II Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşuli arasında imzalanan Kadeş Anlaşması'dır. Dönemin iki büyük gücü arasında eşitlik ilkesine dayanan kalıcı bir anlaşma olarak tarihe geçti. Adalet ve birlikte kardeşçe yaşama anlaşması olarak ta bilinen bu anlaşma, dış saldırganlıklara karşı birlikte savunma ilkesini de madde olarak koymuştur.

İnsan olarak tarihimizde kısa dönemli ve zorunluluklardan dolayı gerçekleşen barış anlaşmaları da mevcuttur. Bunlar detaylarıyla birlikte incelendiğinde, güç toplamak ve yeniden karşıtlarını yok etmek, daha fazla kan dökerek hükümranlığını büyütebilmek için hazırlık zorunluluğundan kaynaklandığı anlaşılıyor.

Örneğin Türk devlet aklı, tarihinin hiçbir döneminde barışa inandığı için anlaşmalar yapmamıştır. Yenilgiyi aldıktan sonra barışa boyun eğmiştir. Barış anlaşmaları ve hoşgörü ile yaşamak, aynı zamanda bir kültür meselesidir.

Tarihi vakalar ve günümüz olayları, insanoğlunun bir arada hoşgörü ve barış içerisinde uzun dönem yaşamadığını gösteriyor. İnsanlığın bilinen tarihinde, daha çok muktedir olmak ve tahakküm kurabilmek için insan kanı dökülmüştür. İnsan oğlu yıkım ve yok etmeyi, kültür haline getirdiğinden ömrünü ve enerjisini, kendi türünü yok etmek ve tahakküm kurmakla tüketiyor. Tahakküm, yıkım ve ölümler gerçekleştiren insan, belli bir dönem durduktan sonra tekrar savaşları başlatıyor. Bu yıkım bir döngü olarak kendini tekrarlıyor. Hayvanlar olarak adlandırılan varlıklar ise acıktıklarında karınlarını doyuracak kadar vahşileşir, karınları doyduğunda çevrelerine zarar vermeyi bırakıyor. İnsan oğlunun tahakküm arzusu ve bunun hedef olarak insanlık kültürüne işlenmesi, acı ve elem dolu felaketlerin yaşanmasının da tek sebebidir.

Hoşgörü ve barış kültürünün gelişememesinin nedenlerinden en iflah olmazı, insanın egosu ve tahakküm kurma hırsının sınırsızlığıdır. Ortadoğu coğrafyamızda İslam dinine inanan kahır ekseriyetin, İslam prensipleri dışında yaşamaları, onları hoşgörü, barış ve bir arada yaşama düşüncesinden uzaklaştırmıştır. Halbuki Kur’an, bütün insanlığı bir arada ve barış içerisinde yaşamaya davet eder. Medine Vesikası ve Veda Hutbesi bu durumu ilklere bağlamıştır. İnsan, İnsanın kardeşidir; kanı, malı, ırzı, aklı ve nesli mukaddes sayılmıştır. Buna rağmen en çok birbirlerinin kanını dökenler, kendilerine Müslüman diyen toplumlardır.

Kendine Müslümanım diyenler iktidara oturduklarında, Dürzilere, Kürtlere, Hristiyanlara ve Alevilere katliam uyguladı. Efrîn, Bab ve Serêkaniyê'de tek bir Türk olmadığı halde, bütün resmi dairelere Türkçe ve Arapça Levhalar asıldı. Rojava'da kahır ekseriyeti Kürt milleti olduğu halde, Kürt diline tahammül edilmiyor.

Kur’an şöyle der: “Kim haksız yere bir insanı öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Kim bir hayat kurtarırsa bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibidir.” (Maide 32)

Dinlerin amacı olan barış ve hoşgörü, kendine dindarım diyenlerin mahallesine uğramamış gibidir. Acaba Kur’an kime indirildi? Barışı ve hoşgörüyü kendi gündemlerine almayanlar, Kur’an'a inandıklarını söyleseler de uygulamaları birer tağut uygulamasıdır. Mülkün tek sahibi Allah ise Allah’ın mülküne zorbalıkla ortak olmak da müşrikliktir. Peygamberlerin yoldaşları, barış ve hoşgörü ortamlarını inşa eder. Gelin hep birlikte barışı ve hoşgörüyü inşa edelim.