- “Bu dönemin hiçbir kuralı yoktur. İnsanlığın vahşet dönemiyle kıyaslanabilir. Gücü yeten yetene dönemindeyiz. Dijital çağın ve yapay zekânın damga vurduğu yeni savaş düzeninde, bütün dünya olup biteni adeta bir oyun gibi izliyor.”
SUAT BOZKUŞ
Kapitalizm ortaya çıkarken, yani serbest rekabetçi aşamadayken, üretici güçleri geliştiriyordu. Bu nedenle de ilerici ve devrimci bir karakteri olduğu söyleniyordu. Orta Çağ’ın engizisyoncu rejimleri, feodal dinci papalık saltanatı böyle yıkıldı. 1789 Fransız Devrimi’yle birlikte “Hürriyet, Adalet, Müsavat” diyerek açılan beyaz bayrak bütün dünyayı dolaştı. Bu rüzgâra karşı Orta Çağ’ın ayakta kalması olanaksızdı. Sonuçta kapitalizm her yere egemen olunca var olan kaynaklar yetmez oldu. Sömürgecilik çağı başladı. Bu çağ, kanlı, acımasız ve sayısız katliama tanık oldu. Avrupa ana karasına sığmayan kapitalizm, sömürge savaşlarıyla bütün dünyayı paylaştı. Dünyanın her köşesi işgal edildi. Bazı ülkeler de iki-üç sömürgeci devlet tarafından paylaşıldı. Bu kanlı ve zalim dönem yüzlerce kitaba, filme sığmıyor.
20. yüzyılın başlarında patlayan Ekim Devrimi ve İkinci Paylaşım Savaşı’nı takip eden Çin Devrimi’nden sonra dünya şartları çok değişti. Sömürgeleri saran bağımsızlık savaşları sonucunda sömürgeler zinciri kırıldı. Emperyalizm eski sömürge sistemini sürdüremez hâle gelince, sömürgelerin bağımsızlık taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. Görünürde bağımsız olan birçok devlet, binbir yolla yeni sömürgecilik sistemi içinde tutuldu. Buna rağmen sömürgelerin bağımsızlık ve özgürlük savaşı hep yükselerek sürdü.
O dönemde NATO ve Varşova Paktı arasında kalan ve Bağlantısızlar Hareketi’ni oluşturan 100’den fazla ülke vardı. Bu devletler, NATO-Varşova Paktı dengesini gözeterek ayakta kalabiliyordu. Hem kendi bağımsızlıklarını koruyabiliyor hem de bağımsızlık mücadelesi veren halkları destekliyorlardı.
1990’lı yıllarda Varşova Paktı’nın dağılması ve SSCB’nin çökmesinden sonra bu devletlerin ayakta kalması da zorlaştı. Bunun en tipik örneği Küba’dır. İlk günden beri ABD’nin ambargosu ve işgal tehditleri altında ayakta kalma mücadelesi veren Küba Devrimi hâlen yeniden işgal tehdidi altındadır.
Donald Trump liderliğinde bütün dünyaya meydan okuyan Amerikan emperyalizmi, geçen yüzyılın bütün kurumlarını ve kurallarını altüst etmektedir. Orta Doğu’yu İsrail eliyle değiştirirken, gerekirse kendisi de doğrudan sahaya ve savaşa girmektedir. Rusya ile de zımni bir anlaşma içinde olduğu anlaşılıyor. Bu temelde NATO ve AB kurumlarını da devre dışı bırakıp bildiğini okumaktadır. Bu döneme “en yeni sömürgecilik dönemi” diyebiliriz. Bu dönemin hiçbir kuralı yoktur. İnsanlığın vahşet dönemiyle kıyaslanabilir. Gücü yeten yetene dönemindeyiz. Bu nedenle Trump, kafasına eseni yapma hakkına sahipmiş gibi görünüyor. Her sabah kalkınca eski köye yeni adetler getiriyor. Buna karşı insanlık ciddi bir itiraz geliştiremiyor.
Bu dönemin en belirgin özelliği, savaşa dijital çağın ve yapay zekânın damgasını vurmasıdır. Klasik sömürgecilik çağında soluk benizli “beyaz adam”, vahşi yamyam siyahları ya da yerlileri medenileştirmeye gidiyordu. Şimdi ise benzer bir söylemle, dikta rejimlerini yıkıp demokrasi ve özgürlük götürmeye gidiyor. Yıllardır science fiction (bilim kurgu) filmleriyle, çocukların oynadığı elektronik oyunlarla alıştırıldığı savaş oyunları şimdi gerçek hayatta uygulanıyor. Bütün dünya da bu savaşı oyun gibi ağzı açık izliyor.
Bu oyun gibi rüyadan, bir nükleer felaketle karşılaşmadan uyanabilir miyiz?
Bu sorunun cevabını, savaşı başlatan ve sürdürenler bile bilmiyor.
Ama bu yeni gidişata karşı olan büyük insanlığın ve tüm güçlerin de sahaya çıkması gerekiyor.
Bu dönemde, Kürtlerle savaşı bitirecek olan siyasi çözümü sürüncemede bırakmak ne kadar akıl kârıdır, bilmiyorum. Bunu da Türkiye ve bölge devletlerini yönetenler hesap etsin.