65. yılında 6-7 Eylül Pogromu
Forum Haberleri —

.
- 6-7 Eylül 1955 Pogromu; İstanbul ve İzmir başta olmak üzere birçok yerde, Rum, Ermeni, Yahudi ve diğer dini azınlıkların mallarının yağmalanması, tecavüz vakaları, ruhanilerin darp edilmesi, mezarlıkların talanı ve işlenen cinayetlerle tarihe geçti.e
ZABEL MİRKAN
“Burada, yerimizde kalacağız. Kiliselerimizi yeniden yapmak, ölülerimizi gömmek, okullarımızı, iş yerlerimizi, evlerimizi toparlamak için düştüğümüz yerden doğrulacak ve yerimizde kalacağız. Doğduğumuz, büyüdüğümüz, dedelerimizin ve babalarımızın ‘şimdi kırık dökük de olsa’ mezarlarının bulunduğu bu ülkede kalacağız O kırık mezarlardan, harabeye dönmüş kilise, okul, dükkân ve evlerimizden yeni bir dünya yaratacağız. Sesimizi yükselteceğiz ve başımıza gelen bu felaketin gelmemiş olması gerektiğini haykıracağız. Garantilerden ve can güvenliğinden bahsedeceğiz. Bizler bugün hâlâ Rumuz. Üzerinde yaşamakta olduğumuz ve bizim de vatanımız olan bu ülkede rehine ya da esir olmadığımızı ve de bazıları bizi kovmak istiyor diye gitmek zorunda olmadığımızı haykıracağız. Burada kalacağız.”
(6-7 Eylül’de matbaası tahrip edilen Embros Gazetesi’nin bir hafta sonraki başyazısı.)
6-7 Eylül Pogromu yaşandığında İstanbul’un bir milyonluk nüfusunun 100 binden fazlasını Rumlar oluşturuyordu. Bu nüfus günümüzde birkaç bine kadar indi. Rum Dernekleri, şu an resmi olmayan verilere göre Türkiye genelinde 2-3 bin civarında Rum’un yaşadığını söylüyor. Türkiye tarihinin önemli bir parçası olan bu insanlar, arkalarında varlıklarının maddi kalıntılarını ve kültürlerini bıraktılar. Geride kalan her yerleşimin eskilere uzanan bir tarihi, her okulun ve kilisenin bir adı, bir hikâyesi var. Peki özelinde İstanbul, genelinde ise Türkiye nasıl Rum nüfusundan “arındırıldı”, tarihsel sürece birlikte bakalım.
Bir Türkleştirme projesi olarak Varlık Vergisi
Varlık Vergisi Kanunu’nu 11 Kasım 1942’de Meclis'te kabul edildi. Bu uygulama ile gayrimüslimlere ödeyemeyecekleri bir vergi yükü bindirildi, çoğu Rum yurttaş mal ve mülklerini elden çıkarmak zorunda kaldı. Mükelleflerin yüzde 87’si gayrimüslimlerden oluşuyordu. Vergisini süresinde ödeyemeyen mükellefler, borçlarını “beden gücünü kullanarak ödemek” amacıyla çalışmaları için kamplara yollandı. Tümü İstanbullu gayrimüslimlerden oluşan 32 kişilik ilk grup 27 Ocak 1943 günü Aşkale’ye doğru yola çıktı. 1943 yılı Şubat ve Eylül ayları arasında toplam 1229 kişi Aşkale’ye yollandı ve 21 kişi Aşkale’de “borçlu olarak” öldü. Çalışma mükellefiyeti sadece gayrimüslimlere uygulandığı için, Aşkale'de ölenlerin tümü gayrimüslimdi.
1955 6-7 Eylül Pogromu
Bağımsız Araştırma Bilgi ve İletişim Derneği (BABİL)’nin 1964 Sürgünü ile ilgili olan "20 Dolar 20 Kilo” adlı projesinin saha çalışmasında, görüşülen Rumlardan biri: “1955’te 4 yaşımdaydım, Büyükada’da yetimhanedeydim, Türkler kapıya geldi, biz de Türk bayraklarıyla çıktık kapıya ve orada durdular.” (Dimokritos, erkek, 62).
1955 yılına gelindiğinde 6-7 Eylül Pogromu yaşandı. Resmi verilere göre, yalnızca İstanbul’da 73 kilise, 8 ayazma, 2 manastır, 3584’ü Rumlara ait olmak üzere 5538 ev ve işyeri yakılıp yıkıldı, yağmalandı. Yine resmi kayıtlara göre, 60 kadın tecavüze uğradı ve birçok kişi öldürüldü.
Tüm bu rakamların, kayıtlara geçenlerden daha yüksek olduğu herkesin malumu. Ayrıca, yaşanan Pogrom’un faillerinin bulunmaması, sembolik olarak birkaç kişinin düşük cezalar alması, yani aslında cezalandırılmamasının ardından onbinlerce Rum, Ermeni, Yahudi, Süryani can güvenliği olmadığı için ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.
6-7 Eylül 1955 Pogromu; İstanbul ve İzmir başta olmak üzere birçok yerde, Rum, Ermeni, Yahudi ve diğer dini azınlıkların mallarının yağmalanması, tecavüz vakaları, ruhanilerin darp edilmesi, mezarlıkların talanı ve işlenen cinayetlerle tarihe geçti.
’20 kilo eşyanızı alıp ülkeyi 12 saat içinde terk edin’
6-7 Eylül Pogromu’nun ardından Yunanistan’a sayıca az göç yaşandı, bunun pek çok nedeni olmakla birlikte esas nedenleri arasında insanların aidiyet geliştirdikleri, doğup, büyüdükleri toprakları terk etmek istememesi ve Yunanistan’daki ekonomik sorunlar vardı. Rumlar hayatlarını İstanbul’da tekrar kurdu ama Balat ve Fener gibi yerlerden başka semtlere göç ettiler. Ardından 1964 tehciri yaşandı. Bu tarihte Yunanistan pasaportlu Rumlar sınır dışı edildi. 13 bin İstanbullu Rum’a “20 kilo eşyanızı alıp ülkeyi 12 saat içinde terk edin,” dediler. Bu uygulamaya eşlik eden gayrimenkuller, vakıflar, azınlık okulları, İmroz ve Bozcaada Rumları ile ilgili bütün kısıtlamalar, Türkiye Rumlarını Türkiye’de bir gelecekleri olmadığına ikna etti.
1964 Rum Tehciri ağır sonuçları olmasına rağmen ve aslında daha yeni denilebilecek bir geçmişte olmasına rağmen çok az bilinen bir felaket. 1955 yılında 105 bin olan Rum nüfusu, 1964 sürgünün hemen ardından 1965’de 30 bin kişiye, 1974 Kıbrıs harekâtının ardından ise 5 bin kişiye düştü.
1964 üzerine yayınlar çıkana kadar, Rum göçünün 6-7 Eylül 1955’te olduğu sanılıyordu. 6-7 Eylül’den sonra bir nüfus sayımı yapıldı ve o sayımda 100 bin Rum olduğu tespit edildi, ancak bu nüfus 20 yıl içerisinde 20’de bire inerek 5 bine kadar düştü.
‘Tatavla’dan Kurtuluş’a’
Kıbrıs’ın Türkleştirilmesine yönelik politikaların, Türkiye’de yaşayan Rumların üzerindeki etkisi on yıllar boyunca sürdü. Hüseyin Irmak, “Tatavla’dan Kurtuluş’a” kitabında Tatavla (Kurtuluş) örneğinde, 1974’de ülkeyi terk eden bazı Rumların ruh hâlini şöyle anlatıyor:
“Kurtuluş, 1974 yılında Kıbrıs çıkartması döneminde bizim de tanık olduğumuz bir değişimi yaşadı. O günlerde gazeteler Rumların adada (Kıbrıs) düzenlediği katliamları aktarıyordu. Siyasetin ve savaşın gündelik hayatı etkilemesi kaçınılmazdı. Kiliselerde tabutlar içinde silah saklandığı, papazların kezzap depoladıkları söylentileri kulaktan kulağa kısa sürede yayıldı. Artık Rum arkadaşlarımıza ve komşularımıza daha soğuk bakıyorduk… O günkü ortamda Rum komşularımızın sıkıntılarının hiç de farkında değildik. Kurtuluş’ta yaşanan bazı somut örnekleri yıllar sonra duyup öğrenince ancak, olaylara çok yönlü bakılması gerektiğini fark edebiliyor insan. Eşyalarına hiç dokunmadan ardında sadece ‘Bu azaptan kurtuluyorum Allah’ım’ yazılı bir not bırakarak ayrılanlar olmuş meğer Kurtuluş’tan”.







