Tüm siyasal partiler YSK’ya aday listelerini verdiler. Birkaç gün içerisinde de seçim beyannamelerini açıklayıp, miting alanlarına çıkacaklar. Türkiye seçime doğru giderken, herkesin üzerinde hem fikir olduğu “provokasyon” uyalarına rağmen, provokasyonlar peşi sıra gelmeye başladı. Fenerbahçe otobüsüne silahlı saldırının failleri bulunmazken, Ağrı’da meydana gelen olay, seçim gündeminin önüne geçti. Ağrı’da yaşanan bu çatışmanın ardından HDP’ye yönelik saldırıların dozu da dozajı da arttı. Hükümet, Demirtaş şahsında, HDP’yi bir avuç suda boğmak için hamle yaptı. Hükümetin bu saldırılarının tümü toplumunun gözü önünde yaşandı. Demirtaş’ı yalancılıkla suçladılar ama Diyadin halkının fedakarlığı ve çabaları sonucu kendi yalanları deşifre oldu ve suçüstü yakalandılar. Neyse ki, 90’lı yıllardan farklı olarak herkesin taşıdığı akıllı telefonlar var. Telefonlarla çekilen görüntüler de Demirtaş’ın haklı olduğunu ortaya koydu. Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı açıklamalar da bu görüntülerin ardından geldi. Fakat hızlarını alamayıp yalanlarını örtbas etmek için peş peşe yaptıklarını açıklamalarla hem kendilerini hem de birbirlerini de yalanladılar. 

Öyle görünüyor ki HDP’nin barajın altında bırakılması hamlesi, ya da hamleleri devam edecek. Yandaş medya, özellikle son 5-6 yılda oluşturulan televizyon kanalları, gazeteler ve bunların devşirdikleri ve Kürt uzmanı geçinen yazarların söylemleri üzerinden Kürtlere ve HDP’ye yönelik saldırı dalgası sürüyor, sürecek de. Çünkü bu televizyon kanallarında ve gazetelerde HDP’ye, Kürtlere, AKP’nin diktatörlük özlemlerine karşı çıkan herkese saldıran uzmanlar, uzman gazetecilerin(!) bir dönem sonra AKP listelerinde seçilebilecek yerlerden gösterilmeleri de mümkündür. Tıpkı 7 Haziran seçimlerinde listelere konanlar gibi. 

Ama yıllardır hep iktidarlara oynamış, televizyon ve gazetelerin başköşelerine oturmuş bu kişilerin AKP’nin çözülme sürecinde gemiyi ilk terk edeceklerin onlar olacağını, AKP yönetimi de biliyor. Ama onlar için de Demirel’in ünlü sözü “Dün dündür, bugün bugün” geçerlidir.

Televizyon ve gazetelerde özellikle HDP’ye yönelik ırkçı söylemlerin, yeni provokasyonların habercisi olduğu da unutulmamalı. Sadece bu yazarlar değil, MHP’lilerin açıklamalarının da bundan aşağı kalır yanı yok. MHP Iğdır Milletvekili Sinan Oğan bir televizyon kanalında, PKK’lilerin okulları kuşattıkları, sandıklarda toplu oy kullandıracakları iddialarıyla HDP’ye verilen oyları muğlaklaştırmanın peşinde. Devlet görevlilerinin silahların gölgesinde 1990’lı yıllarda iktidar partilerine ve MHP’ye oy verdirdiğini de ne çabuk  unutuyor. Merak edip, bu tartışmaların odağında yer alan Yukarı Tütek Köyü’nün son 4 seçim sonucuna baksalardı halkın nasıl oy kullandığını da görürlerdi.

Ağrı’nın Yukarı Tütek Köyü’nde PKK’lilerin halka HDP’ye oy vermeleri için baskı yaptıkları açıklanmıştı. Yukarı Tütek köyünde 2011 milletvekili seçiminde 48 seçmen bulunmaktadır. 43 seçmen oy kullanmış, 34 kişi AKP, 9 kişi bağımsızlara oy vermiş, 2007 seçimlerinde 19 kayıtlı seçmen ile gönderilen sandık görevlileri ile birlikte 22 kişi oy kullanmış, geçerli 17 oy AKP’ye verilmiş. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise 66 kayıtlı seçmenin 38’i oy kullanmış, 15 oy Erdoğan’a, 23 oy ise Selahattin Demirtaş‘a verilmiş. 66 seçmenden 28 seçmen de oy kullanmamış. 

“Halkın iradesine saygılı” olunması yönündeki açıklamalar yapan iktidar ve muhalefetin açıklamaları kendileriyle çelişiyor.  Kendilerine verilen oylara saygı gösterilmesini isteyen partilerin ve siyasetçilerin, siyaseti dizayn etmek isteyenlerin, diğer partilere, halkın verdiği desteğe saygılı olmaları gerekir.