
IŞİD geçen yıl Şengal’e saldırarak yüz binlerce Êzîdî’yi topraklarından etti. Bu durumdan, hiç direnmeden Şengal’i bırakan KDP de sorumludur. Şengal’in tümden işgal edilmesine ilk önce küçük bir gerilla grubu müdahale etmiş, bu ilk müdahaleden sonra gerillalar IŞİD saldırılarına karşı direnerek Şengal’in stratejik bölgelerine hakim olmuşlardır. Gerillaların bu müdahalesi, Êzîdîlere yönelik bir soykırımı önlediği gibi; 15-20 bin Êzîdî zor koşullara rağmen Şengal dağlarında kalarak vatanlarına sahip çıkmışlardır.
Bu saldırı sonucu yüz binlerce Êzîdî Rojava, Güney Kürdistan ve Bakurê Kurdîstan’a göç etmek zorunda kaldılar. Gittikleri yerde Kürt halkı imkanları dahilinde Êzîdîlere barınma ve beslenme imkanı sağladı. Tabii ki esas amaç Şengal’in kurtarılması sonrası Êzîdîlerin topraklarına dönmesiydi. Çünkü 72 fermanda (yani katliam ve soykırımda) vatanlarını terk etmeyen Êzîdîlerin bu son ferman sonrasında ülkelerine dönmeleri temel özlemleri olmuştur.
Gerilla bir yıldır Şengal’de direnerek IŞİD’i Şengal’den atmaya çalışıyor. Bu direnişte birçok gerilla yaşamını yitirmiştir. Hala da bu mücadele sürmektedir. Tüm amaç, Şengal’i kurtarıp Êzîdîlerin ata topraklarına dönmesidir. Çünkü Êzîdîlerin soykırımdan kurtulup varlığını sürdürmesi sadece Kürtler için değil, tüm insanlık için çok önemlidir. Êzîdîler tarihin en eski kültürünü ve inancını bugüne kadar taşımışlardır. Êzîdîler, tarihin insanlığa bıraktığı değerli bir mirastır. Bu mirasa sahip çıkmak, başta Kürtler olmak üzere tüm insanlığın boyun borcudur. Bu da ancak Êzîdîlerin topraklarına dönmesi ve kendi topraklarında yaşamalarıyla mümkündür.
Êzîdîler ancak tarihi toprakları olan Şengal’de, Sincar dağlarında yaşayabilirlerse varlıklarını sürdürebilirler. Her çiçek ancak kendi toprağında gerçek rengini ve kokusunu verebilir. Çand, ana toprağın ürünüdür. Êzîdî kültürü ve inancı ancak ana toprağında var olabilir. Kendi rengini ve güzelliğini orada ortaya koyabilir. Kendi toprağında olmayan çiçek aynı rengi ve kokuyu vermez ve giderek kendi olmaktan çıkar. Êzîdî kültürü, inancı ve kimliğini başka topraklarda yaşatmak mümkün değildir. Hele hele kültürlerin soykırımcısı kapitalist modernite çağında bir inancı ve kültürü başka topraklarda yaşatmak mümkün değildir. Avrupa’ya giden Êzîdîlerin yeni kuşak gençlerinde bunu tüm çıplaklığıyla görmek mümkündür. Artık bulunduğu ülkenin hakim ulusu, yaşadığı kapitalist kültür içinde kendi kimliklerini, renklerini ve kokularını tümden kaybetmişlerdir.
Êzîdîler en büyük fermanı bu çağda yaşadı
İşte bu yalın gerçekler nedeniyle sıkıntı ve zorluk ne olursa olsun, Êzîdîlerin Kürdistan topraklarını bırakmaması, hem daha önce yaşadıkları Kürdistan toprakları ve özellikle de Şengal’de yaşamlarını sürdürmeleri bir kutsallıktır, bir ibadettir. Bu topraklarda yaşamak en büyük değerdir. Bu toprakların sıkıntıları da katlanabilir bir tattır. Êzîdîler katliamlara rağmen bu tadı bırakmamışlardır. Dünyanın kültürel olarak en büyük direnişini gösteren toplum Êzîdîlerdir. 72 fermana rağmen topraklarını bırakmamışlardır. Aç kalmışlar, susuz kalmışlar, acı çekmişler, ama Şengal dağına ve tüm Êzîdî topraklarına yapışmışlar ve tutunmuşlardır. Zaten Êzîdîliğin değeri ve güzelliği de buradan kaynaklanmaktadır.
Êzîdîler 72 fermanla neredeyse yok edilecek düzeye getirilmişlerdir. Aslında 73. Ferman kapitalist modernitenin soykırımcı karakteridir. Kapitalist modernitenin ulus-devlet zihniyeti ve uygulamaları dünyanın her yerinde tarihin en büyük soykırımını gerçekleştirmiştir. Kapitalist modernitenin ulus-devlet zihniyeti ve uygulaması kadar tarihte soykırımların gerçekleştiği başka bir dönem yoktur. Bu nedenle tarihin en barbar ve kötü sistemi ulus-devlettir. Bu en kötü zihniyet ve düşünceden Êzîdîler de nasibini almıştır. On binlercesi inanç ve kültürel soykırıma uğrayıp başkalaşımı yaşarken, on binlercesi de bulundukları topraklardan koparılarak başta Avrupa olmak üzere dünyanın her tarafına savrulmuşlardır. Böylece 72 fermanın içinde en ağır sonuçları olanını kapitalist modernite çağında yaşamışlardır. Bakurê Kurdîstan’da yok olma noktasına geldikleri gibi, diğer yerlerde de savrulma yoğun yaşanmaktadır. Özellikle kapitalist modernitenin aldatıcı ışıkları Avrupa’ya çekmekte ve Êzîdîliği kapitalist modernite kültürü içinde yok etmektedir. Daha yoğun nüfusa sahip toplulukların kendini yok olmaktan kurtaramadığı kapitalist modernist çağda, Êzîdîler tamamen soykırım değirmeninde öğütülüp yok edileceklerdir.
Şimdi açığa çıkmıştır ki eski dönemin fermanları kapitalist modernite çağının ulus-devlet zihniyeti ve kültürünün yarattığı fermanlar yanında hafif kalmaktadır. Eski fermanlar Êzîdîlere katliam yaşatırken, ezerken, yaşam alanlarını daraltırken; şimdiki ferman tümden yok etmektedir. Bakurê Kurdîstan’daki yok oluş ve Avrupa’daki tükeniş bunu açıkça gözler önüne sermektedir.
Kapitalist modernite çağı tümden yok etmeye çalışırken, ona alternatif olarak ortaya çıkan demokratik modernite tüm farklı kültürleri yeniden canlandırıp insanlığa en büyük katkıyı yapmaktadır. Demokratik modernite zihniyeti, tüm ölmek üzere olan kültürlere can vermektedir. Demokratik modernitede Êzîdîlerin de imdadına yetişmiş, onları bu kadim toprakların en kadim kültürü ve inancı olarak var etme çabası içine girmiştir. Önder Apo’nun Êzîdîlere sahiplenmesi ve bu yönlü çabaları buna en somut örnektir.
Önder Apo, hem 2007 katliamı, hem de IŞİD’in soykırım saldırısı öncesi Özgürlük Hareketi'ni uyarmış ve Êzîdîlere sahip çıkılmasını istemiştir. Önder Apo'nun son savunmasında kendisini Musul ovasında savaşan Derwîşê Evdî’nin özlemini ortaya koyarak Êzîdîler için hassasiyetini göstermektedir. Şu anda da gerillalar Önder Apo'nun bu hassasiyetinin ve uyarısının gereği olarak Şengal’i kurtarma mücadelesi içindedirler.
Êzîdîler topraklarından koparılmak isteniyor
İşte bu mücadelenin verildiği bir dönemde Bakurê Kurdîstan’daki bir kısım Êzîdî’nin başta MİT’in ve Çeşitli çevrelerin tahrikiyle Avrupa’ya gitmek istemeleri gerçekten de şok edici bir gelişmedir. Tüm Kürtler ve Êzîdîler Şengal’in kurtarılarak Êzîdîlerin yeniden bu toprakları canlandırması ve şenlendirmesini beklerken, Avrupa yolunda yok oluşa yönelmeleri gerçekten de hiçbir biçimde kabul edilemez, onaylanamaz. Kaldıkları kamplarda sıkıntı çekmeleri böyle bir girişimi haklı ve mazur göstermez. Özellikle 72 fermana rağmen topraklarını bırakmamış bir halkın evlatlarının bu zorluk ve sıkıntıları bahane etmesi kabul edilemez. Bunları Avrupa’ya kaçış için mazeret göstermek, özrü kabahatinden büyük olmaktır.
Şengal’de yüz binlerce insan topraklarını terk etmiştir. Bir kısmı dönmüş, ama bir kısmı hala Şengal’in merkezi tümden kurtarılamadığı için dönmeyi beklemektedir. Böyle bir ortamda, hem de Şengal’in özgürleşmesi için mücadele verilirken Avrupalara göç edilmesi, sadece Êzîdî tarihine değil, son IŞİD çetelerinin saldırılarında çekilen acılara da ihanet etmektir. IŞİD zaten Şengal’i Êzîdîlerden arındırmak ve soykırım yapmak istiyordu. Şimdi IŞİD’in zorla yaptığını başkalarının telkini ve aldatmasıyla yapmak ihanettir; IŞİD’in isteğini yerine getirmektir. Avrupa’ya gitmek isteyenler kesinlikle IŞİD’in amacına uygun davranmaktadır. Bunda da soykırımcı Türk devleti ve AKP'nin parmağı vardır. IŞİD’le ortaklıklarını şimdi de bu biçimde sürdürmektedirler. Kürdistan’ı Kürtsüzleştirmek ve soykırımı tamamlamak Türk devletinin en önemli maharetlerindendir. Fırat’ın Batısı ve Bakurê Kurdistan’ın Bakur alanının nasıl Kürtsüzleştirildiğini biliyoruz. Bir zamanlar İstanbul’da en fazla Sivaslı ve Karslının olması bu Kürtsüzleştirme politikasının sonucudur. Türk devletinin Alevi ve Êzîdî Kürtler başta olmak üzere Kürt soykırımını bir yönüyle de topraklarından koparma temelinde gerçekleştirdiğini biliyoruz. Maraş, Malatya, Sivas ve Erzincan’da yaşayan Kürtlerin nasıl Avrupa’ya yönlendirildiği ve sonuçları bilinmektedir.
Êzîdîler yüzünü Şengal'e dönmeli
Şimdi Türk devleti Êzîdîleri de Bakurê Kurdistan’daki kamplardan Avrupalara sürmeye çalışmaktadır. MİT, bu kamplardaki Kürtleri kışkırtmaktadır. Bu Kürtleri Avrupa’ya yönlendirerek sanki Bakurê Kurdistan’da kendilerine sahiplenilmediği algısını oluşturmak istemektedir. Türkiye her konuda da KDP ile işbirliği yapmaktadır. Yine Avrupa’da kimlerle ilişkilerinin olduğu bilinmeyen şaibeli kişiler de Türk devleti ve KDP'nin Êzîdîleri Avrupa’ya sürme politikasının işbirliğini yapmaktadırlar.
KDP Şengal’de Êzîdîleri savunmadı. Bu nedenle tarihin en büyük trajedilerinden birinin parçası haline geldi. Êzîdîlere yönelik bu sorumsuz politikası nedeniyle çok deşifre oldu. KDP şimdi Êzîdîlere sahip çıkan Kürt Özgürlük Hareketi'nin bu imajını kırmak için her türlü kirli yol ve yönteme başvurmaktadır. Zaten Şengal’deki gerillayı oradan çıkartma çabası bu politikanın bir parçasıdır. Gerillayı ortadan çıkarttıktan sonrada gerillanın da, Özgürlük Hareketi'nin de Êzîdîlere sahip çıkmadığı propagandasını yapacaktır. İşte KDP böyle basit ve çirkin bir politika içindedir. Bu nedenle Türk devletinin Êzîdîleri Avrupa’ya göçertme politikasının işbirlikçiliğini yapmaktadır.
Şu açıktır ki, kim Êzîdîleri Avrupa’ya taşımaya çalışıyorsa; buna yardımcı oluyorsa, teşvik ediyorsa; o, IŞİD işbirlikçisidir, IŞİD’in Şengal saldırısının suç ortağıdır. Kim Êzîdîlerin Şengal’de direnmesi için çaba harcıyorsa, kim Şengal’in kurtarılması için çaba harcıyorsa, o, IŞİD’e karşı Şengal’in özgürleştirilme mücadelesinin yanındadır. Êzîdîlerin tam da demokratik ulus çağına ulaştıkları bir dönemde bir taraftan IŞİD’in, bir taraftan ulus-devletçilerin, bir taraftan ulus-devlet işbirlikçilerinin saldırılarına uğraması ibret verici bir durumdur. Saldırılar ağırdır, ama demokratik ulus içinde kendi kimliği ve inancıyla özgürce yaşama imkanları artmış ve yakınlaşmıştır. Eğer 72 fermanda yaşamını yitirenlerin ve acı çekenlerin anısına bağlı kalınacaksa, o zaman yapılacak olan, açlık-susuzluk da olsa, acı da çekilse o topraklara yapışmak ve geri dönme umudunu yüksek tutmaktır. Herkes bilmelidir ki, bu acıların sonunda Êzîdîler çağı başlayacaktır. Demokratik ulus çağı Êzîdîlerin yükselen değer olduğu çağ olacaktır. 73. Fermanın acıları demokratik ulus ile ödüllendirilecektir. Bu açıdan tüm Êzîdîler umutlarını yüksek tutmalıdır. Büyük kazanacakları zaman yakındır. Tüm Êzîdî güçleri bu zamanı yakınlaştırmak için YBŞ saflarına koşmalıdırlar. Başta da Avrupa’daki gençler Avrupa’ya sürülmelerinin intikamını almak için Şengal’e koşmalıdırlar. Tüm Êzîdîler yüzünü Şengal’e dönerlerse, o zaman Êzîdî olarak yaşamlarını sürdürebilirler. Şengal ve Sincar dağları, tüm Êzîdîlerin kabesi ve güneşidir. Êzîdîlerin yüzlerini dönecekleri tek yer Şengal’dir.
Avrupa’ya yüz çevirmek, yok oluşa ve tükenişe koşmaktır. Şengal’e yüz çevirmek ise 72 fermanda yaşamını verenlerin ve acı çekenlerin özlemi olan özgür ve demokratik yaşama koşmaktır.