
Şakran T2 ve T3 bölümünde 13 tutsak, 49 gündür; Şakran T4 bölümü 8 tutsak, 36 gündür; Şakran Kadın Cezaevi’nde 5 tutsak 43 gündür; Sincan Kadın Cezaevi 7 tutsak 42 gündür; Tekirdağ T-1 bölümünde 10 tutsak 29 gündür; Tarsus Kadın Cezaevi’nde 5 tutsak 23 gündür; Şakran T4 bölümünde 7 tutsak, 15 gündür; Bolu F Tipi Cezaevi’nde 10 tutsak 9 gündür; Hatay T Tipi Cezaevi’nde 11 tutsak, 5 gündür süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde. Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde 2’si kadın 5 tutsak ile Kepsüt Balıkesir Cezaevi’nde 6 tutsak da süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladığını duyuruldu. Böylece süresiz-dönüşümsüz açlık grevindeki tutsak 87’ye yükseldi.
Türk cezaevlerindeki 76 tutsağın sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevine 11 kişi daha katıldı. Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde Gurbet Öztürk ve Hacire Çay isimli kadın tutsaklar ile adı öğrenilmeyen 3 erkek tutsak, 30 Mart’tan itibaren açlık grevine katıldıklarını duyurdu. Grevdeki kadın tutsakların, daha önce Diyarbakır’dan Antalya’ya sevk edildikleri öğrenildi.
Balıkesir Kepsüt Cezaevi’nde de 6 tutsak, aileleri aracılığıyla yaptıkları açıklamada, dünden itibaren süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladıklarını duyurdu.
Süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde bulunan tutsak sayısı 87’ye yükselirken, talepleri yerine getirilene kadar grevlerini sürdüreceklerini bildirdi.
‘Şakran’daki saldırı planlıydı’
İzmir Aliağa Şakran Cezaevi’nde önceki gün açlık grevinde olan tutuklularla yapılan açık görüş esnasında saldırıya uğrayan aileler, yaşadıklarını anlattı. Görüş sırasında her tutsağın başında iki gardiyanın bekletildiğini aktaran aileler, buna itiraz ettiklerinde ise jandarma ve gardiyanların saldırısına uğradıklarını söyledi.
Roni Yavuz isimli tutsağın babası Ramazan Yavuz, şunları aktardı: “10 gardiyan çocuklarımızın etrafını sarmış bir şekilde odaya getirildi. Her masasın başında bir gardiyan duruyordu. Bir kaç gardiyan da masaların etrafında durmadan dolaşıyordu. Gardiyanlar bizi görüş sırasında tahrik etmeye başladı. Tutsaklar, ailemiz gelmiş, açık görüştür onlarla görüşüyoruz, bizi rahatsız ediyorsunuz, deyince ‘isterseniz görüşmeyin biz buradayız. Kalkın gidin’ dediler. Bunun üzerin tutsaklar protesto amaçlı açık görüşü sonlandırdı. Ardından 20 gardiyan daha içeriye girdi. Üzerimize kapıyı kapattılar. Tutsaklara fiziki saldırıda bulundular.”
Görüş sırasında yaşadıklarını anlatan tutuklu Tuna Aydın’ın kuzeni Avşar Aydın da daha ilk girişten itibaren saldırıya hazır bir tavrı sezinlediklerini kaydederek, şunları söyledi: “Bizi görüş süresi boyunca odaya kilitlediler daha sonra yakınlarımızla görüşmeden bizi de gardiyanlar çıkardı. Sözlü saldırıda bulundular. Tutukluları odadan çıkardıktan sonra bizi de başka bir odaya kilitlediler. İçeriden arkadaşların sesi geliyordu. Neler oldu görmedim ama arkadaşlara saldırdıkları seslerinden anlaşılıyordu.”
Bu durum üzerine cezaevi savcısına gitmek istediklerini ancak buna izin vermediklerini vurgulayan Yavuz, “Kapıdaki gardiyanlar, ‘Ne haliniz varsa görün’ dediler. Cizre’den, Nusaybin’den, Bingöl’den birçok aile gelmişti, ancak çocuklarıyla görüşemeden perişan bir halde geri döndüler” dedi.
Baskılar artırılıyor
Ege Bölgesi’nde bulunan cezaevlerinde süren açlık grevlerine ilişkin bilgi veren Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi İzmir Sözcüsü Selma Altan, açlık grevine giren tutsaklara yönelik baskıların ve hak gasplarının artarak devam ettiğini söyledi. Altan, tutsakların “tecrit için de tecrit” yaşadıklarını söyledi.
Tarsus Cezaevi’nde de saldırı
Tarsus C Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar da yaşadıklarını, paylaştı: “Cezaevi yönetimi eylemde bulunan arkadaşlarımıza vitamin haplarını, tuz ve şeker vermiyor. Cezaevi müdürü bize, ‘Adalet Bakanlığı talimat verdi. Herkese verilen yemek dışında hiçbir şey verilmeyecek’ diyerek arkadaşların sağlığıyla oynuyor. Bizler haklı olan taleplerimiz yerine getirilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Tutsak Sinem Oğuz’un ablası Cemile Oğuz, gittiği kapalı görüşte tutsakların ciddi anlamda yorgun, bitkin ve zayıfladığını dile getirdi. Sinem’in kadınların bulunduğu koğuşlara erkek gardiyanların baskınlar düzenleyerek arama yaptığını kendisine aktardığını belirten abla Oğuz, arama sırasında gardiyanların saldırdığını, mektup ve kitaplarına el konulduğunu söyledi.
İZMİR
Sara hastası tutsağa ‘kelepçeli tedavi’
Sara hastası tutsak Rıdvan Tanış, diş tedavisi için gittiği hastanede kelepçeli muayene edildiğini ve eli bağlıyken dişinin çekilmek istendiğini söyledi. Tanış, anestezili haliyle tedavi yöntemini reddedip geri döndüğünü belirtti.
Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden 25 yıl ceza alan Rıdvan Tanış adlı tutsak, yaşadığı sağlık sorunlarını yazdı. Yüzde 40 kalp yetmezliği, epilepsi (sara), astım, gastrit gibi ciddi sağlık sorunları olduğunu belirten Tanış, şunları aktardı: “28 Mart 2017 tarihinde de diş hastanesine sevk edildim, burada diş röntgeni veya film tomografi çekilirken elimdeki kelepçeyi açmadılar. Buna karşı bir itirazım olmadı ancak daha sonra dişimin çekileceği belirtildi. Bu aşamada sara hastası olduğumu ellerim kelepçeli iken sara krizi geçirebileceğimi ve kelepçeli halde rahat olmadığımı belirterek kelepçenin açılmasını talep ettim. Fakat hiçbir gerekçe olmadığı halde talebim kabul edilmedi. Sonra dişimi çekmeden önce anestezi yapıldı, ben de dişimin uyuşmasını beklerken güvenlik görevlileri ile biraz konuştum; yetkinin doktora ait olduğunu belirttiler. Doktor da sesini çıkarmadı. Bunun üzerine ben de sedyeden kalkıp böylesi işkenceli bir tedaviyi (ki bu tedavi olamaz) kabul etmeyip ring aracına uyuşuk bir halde geri döndüm.”
Aynı gün gece saat 22.00 sıralarında anestezinin de etkisiyle başka bir hastalığının nüksettiğini dile getiren Tanış, şunları kaydetti: “Sol kol ve sağ bacağım uyuşuyor ve yoğun bir terleme yaşadım. Bu durum üzerine kurumdan kalp ritim bozukluğu için cihaz istedim. Açıkça personel, görevliler ve yanımda bulunan yoldaşlarımca görülüp tanı konuldu ki zaten rapor var. Bu nedenle acilen gelen personellerden acile çağırmalarını talep ettim. Fakat herhangi bir cevap gelmedi. Sabah saatlerine kadar uyuyamadım. Bir ara dinleneyim derken burnumdan ve ağzımdan kan geldiğini gördüm.
Bir aydır kendisinin ve yanındaki tutukluların revire çıkarılmadığını söyleyen Tanış, “Her geçen gün durumumuz kötüye gidiyor” diyerek, kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.
19 Aralık’ı yaşayanlar uyardı!
19 Aralık 2000’de ölüm orucunda bulunan Hüsamettin Özdem ve Barbaros Yılmaz, açlık grevindeki tutuklulara olası müdahalenin hayati riskler yaratacağı konusunda uyardı. Özdem, “İktidar insanı bedenen esir alabilir ama beynen asla alamaz” dedi.
“Hayata Dönüş Operasyonu” döneminde cezaevinde açlık grevi ve ölüm orucuna giren Hüsamettin Özdem ile Barbaros Yılmaz, bugünkü açlık grevlerini dihaber’e değerlendirdi.
120 gün açlık grevinde bulunan ve bilincini kaybeden İHD yöneticisi Barbaros Yılmaz, gelinen aşamanın kritik olduğunu ifade etti. Açlık grevindeki insanların su, şeker ve tuz ihtiyacının karşılanması gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi: “Cezaevi dar bir saha. Suyunuzu, şekerinizi düzenli bir şekilde almanız gerekiyor ama cezaevi bu koşulları sağlamaz. Ancak idarenin vermesi durumunda elde edilebilir bunlar. Cezaevinde olunduğu için su da kısıtlıdır, çünkü açlık grevinde olan insanlar bir süre sonra artık musluk suyu içemez. İdare size kısıtlı olan suyu verirken bile size karşı bunu işkence aracına dönüştürür. 10-15 günden sonra sese ve ışığa duyarlılık artar. Taleplerinin dinlenmesi ve kabul edilmesi gerekiyor. Hiçbir şekilde bir müdahalenin olmaması gerekiyor. En ufak bir müdahale büyük hasarlara yol açar, çünkü bir süre sonra bu insanlarda kalp krizine meyil artıyor. Hareketsiz kalındığı için herhangi bir müdahale durumunda kalp krizi durumları ortaya çıkabilir. Kişinin iradesi dışında kesinlikle herhangi bir şekilde müdahale edilemez. İradesi dışında herhangi bir besin verilmesi yasaktır. Mutlaka muhatap alınıp sorunun insani bir şekilde ve hukuki bir durumla çözülmesi gerekir.”
Yine 19 Aralık sürecinde girdiği açlık grevini 45. gününde ölüm orucuna çeviren Devrimci Parti Yöneticisi Hüsamettin Özdem, eylemini 200 gün sürdürdü. Özdem, devletin açlık grevindekilere “Biz sizin hayat fonksiyonlarınızda bir yavaşlama görürsek müdahale ederiz, bu müdahale en büyük hakkımızdır” dediğini ifade ederek şunları kaydetti: “Ki müdahale de şudur: direkt glikoz serumunu vermektir o da beyinde küçülmeye neden olur. Korsakof dediğimiz hastalığın tetiklenmesine neden olur. 96 ve 2000’li yıllarda yaşanan deneyimler arkadaşlarımız birçoğu 3-4 yaşındaki çocuklara dönüştü. Birçoğu dengesini kaybetti. Belleğini yitirdi, yakın ve uzak hafızalarını yitirdi.. Devlet, düşünen insanı öldürmese de düşünmesinin önüne engel olmak için o insanı engelli hale getiriyor. Beyin ve vücut olarak çökmesine neden oluyor.”