8. Londra Kürt Film Festivali geçtiğimiz Cuma akşamı yapılan ödül töreni ile sona erdi. 10 gün süren film festivali boyunca 121 Kürt filmi gösterilirken, filmlerin Kürdistan’ın dört parçasından olması izleyiciler arasında büyük bir ilgi yarattı.
Festival boyunca Bahman Ghobadi, Hiner Saleem ve Hisham Zaman gibi Kürt yönetmenler ağırlanırken, gece seanslarındaki filmler kapalı gişe oynadı. Şu ana dek yapılmış festivaller arasında izleyici sayısı bakımından 8. Londra Kürt Film Festivali bir ilki yaşayarak bir rekor kırdı.  Kürtlerin sosyal ve siyasi sorunlarının yanı sıra namus cinayetleri, kadın hakları ve ‘Rojava Devrimi’ işlenen temalar arasında yer aldı.
4. Yılmaz Güney Kısa film yarışmasının yanı sıra bu yıl ilk kez senaryo dalında bir yarışma düzenlendi. Tüm salonun dolu olduğu kapanış gecesinde ödüller sahiplerini buldu.
Kapanış gecesini organizatörler arasında bulunan Alaettin Sınayiç ve Shiereen Saib sundu. 4. Yılmaz Güney Kısa Film yarışması 300 film arasından en iyi 3 kısa filmin seçilmesinin dışında iki tane özel jüri ödülü içinde iki film seçildi. Elemeler sonucunda 20 filmin yarıştığı kısa film yarışmasının seçici kurul üyeleri arasında yönetmenler Ayşe Polat, Binevşa Berivan, Laura Evers John, Nihat Seven ve film bölümünde akademisyen olan Tim Kennedy yer aldı.

En iyi senaryo Sherabani’nin

İlk kez bu yıl düzenlenen en iyi senaryo yarışmasında otuz senaryo yarışırken, ödül Güney Kürdistanlı yönetmen Mazin Sherabani’nin oldu. Sherebani 5 bin dolar miktarındaki ödülünü alırken, heyecanını izleyicilerle paylaştı. Yaptığı teşekkür konuşmasında Sherebani senaryosunu filmleştirmek isteyen yapımcılara seslendi.

Yılmaz Güney Kısa Film ödülleri

1.’lik ödülü Bilinmeyen (Xerîb) adlı filmiyle Doğu Kürdistanlı Salah Salehi’nin oldu. Film, bir komutan ve erin, intihar eden bir adamın cenazesini gömmek için köy köy dolaşmasını anlatıyor. Din’en caiz bir şekilde ölmediği için hiç bir köy cenazeyi gömmeyi kabul etmez. Er ve komutan cenazeyi, zorlu hava koşulları içinde Irak ve İran sınırında bir dağ yamacına gömmek zorunda kalırlar.
2.’lik ödülünü Bölük (Tîma Taybet) adlı filmiyle Doğu Kürdistanlı Azad Muhammadi’nin oldu. Bir askeri bölük içerisindeki içsel çatışmaları dillendiren film, militarizmi sert bir bakışla eleştiriyor.
3.’lük ödülü Buğu (Camên Hilmgirtî) adlı filmiyle Kuzey Kürdistanlı Sedat Azadi’nin oldu. Karlı bir kış günü köydeki evinde buğulu cama hayallerinden ve geçmişinden şekiller çizen bir çocuğun anlatıldığı film, savaşın hafızalardaki kalıcılığına gönderme yapıyor.

Jüri özel ödülü
Jüri özel ödülü  bu sene iki yönetmene verildi. Ödüllerden biri sürreal bir atmosferde hazine arayan Ghi Ghoo adlı adamın bir karganın peşinden gitmesinin anlatıldığı Ghi Ghoo filmiyle Iraj Mohammadi’nin olurken, diğer bir ödül Kürdistan’daki çocukların yoksul yaşamlarına ilişkin bir hikayenin anlatıldığı Yaşamın İzi (Şopa Jîyanê) adlı filmiyle Fatema Dastmara’ya verildi.

Rojava katılımı arttırdı

 Londra Halkevi Eşbaşkanı Ayşe Akdoğan festivale ilişkin şunları söyledi: “Şu ana dek bütün Londra Kürt festivallerinde bulundum.Bu yıl katılım olarak en büyük çoğunluğu yakalayan festival oldu. Bunun  Kürdistan’daki ve Rojava’daki gelişmelerden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Elbette profesyonelleşme ve disiplinli çalışma da başarı da etkili olmuştur. Her defasında çok şey öğreniyoruz, bu yüzden de gelecek sene düzenlenecek festivalin bu senekinden bile daha iyi bir festival olacağına inanıyorum.”  

Rojava’nın kaderi  halkta

Yönetmen Haco Cheko’nun geçtiğimiz yıl çektiği ‘Li Vir’ (Burada) adlı filmin baş rol oyuncusu olan Musa Pekin festivalin en sıkı takipçileri arasında geliyor. Pekin şunları aktardı: “Bu sene ki festival de Kürtlerin sosyal ve siyasi gerçekliğini kaliteli bir formda anlatan güzel filmler vardı. Katalan yönetmenlerin yönettiği ve Rojava devrimini anlatan “Sessiz Devrim” adlı belgesel film, filmler arasında önemli bir yer teşkil ediyor.”
İzleyiciler arasında bulunan İbrahim Avcil ise Sessiz Devrim filminin öneminin altını çizerken, genel anlamda festivale ilişkin şöyle konuştu:
‘’ Kürtlerin bir festivalinin de Londra’da düzenlenmesi başlı başına çok iyi bir atılım. Festivalin başından itibaren izlemek istediğim filmlerin başında “Sessiz Devrim” adlı belgesel film geliyordu. Bir Kürt olarak Rojava’daki yaşananlar benim son iki yılımı en çok etkileyen meselelerin başında geliyor. Rojava halkı kaderini kendi ellerine almış ve kendine bir gelecek yaratmaya çalışıyor. Bu gelecek yaratma mücadelesi içerisinde dünyanın neresinde olursak olalım Rojavalı halkımızın yanında olmamız gerektiğini düşünüyorum. “Sessiz Devrim” adlı belgesel filminin, Rojava’yı uluslararası kamuoyunun gündemine taşıması ve bir bilinç yaratması bakımından çok önemli bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Sayın Abdullah Öcalan’ın demokratik uygarlık anlayışının pratikteki uygulanabilirliğini Kürtlere ve diğer halklara gösterebilecek bir belge niteliğindeydi bence bu film.”

Dört parçasından filmler

Festivalin organizatörleri arasında bulunan müzisyen Tara Jaff bu sene ki festivalin önceki festivallerden farklılıklarına değinirken, Kürdistan’ın dört parçasından hem filmlerin hem de izleyicilerin olmasının çok önemli olduğunu vurguladı. Jaff şunları söyledi:  
 “Festival ilk kurulduğu zamandan beri bu organizasyonun içerisindeyim. Bu sene ki festivalin diğer festivallerden başlıca farkı bence bu sene sayıca çok filmin olmasıdır. Filmlerin kalitesinde de büyük bir yükseliş söz konusu. Kürt sinemasının büyük bir potansiyel olduğunun artık herkes farkında. Eskiden bir kaç tane bilinen yönetmenlerimiz vardı. Artık sinema Kürtler arasında büyük bir tutkuya dönüştü. Kürt meselesini, kimlik arayışını ve yaşananları aktarmada filmlerin etkili bir araç işlevi gördüğüne Kürtler tamamen ikna olmuş durumda. Sadece siyasi değil sosyal alanlarda da filmler yapılmaya başlandı. Göçmenlik sorunları ve namus cinayetlerine ilişkin filmlerin sayısı arttı örneğin. Güzel olan artık komedi dalında filmlerimiz de oluyor. Eskiden sadece trajedi alanında filmlerimiz vardı ama artık Kürt sinemacıları daha yaratıcı. Bu festivalin diğer güzel bir özelliği Kürdistan’ın dört parçasından Kürtleri bir araya getiriyor olması. Bu filmlerimize de yansıyor. Örneğin açılış filmi olan Hisham Zaman’ın Kardan Önce adlı filmi Güney Kürdistan’da başlıyor, Kuzey Kürdistan’a uzanıyor ardından da Avrupa’da Kürt  diasporasıyla birleşiyor. Bu bağlamda Kürdistan sınırları olabildiğince genişliyor.”

Kadın yönetmenler az

Festivalin yönetim kadrosunda yer alan Meltem Ay, kadın yönetmenlerin azlığından dem vurdu. Kadın yönetmenlerin artırılması için çalışmalar yapılması gerektiğini vurgulayan Ay şunları söyledi:
‘’ Kürt kadın yönetmenlerinin filmlerini görememek beni hayal kırıklığına uğratıyor. Bunu değiştirmek için bir sonraki film festivalinde şahsen elimden geleni yapacağım. Sadece kadın yönetmenlerine yönelik özel bir programı bir sonraki festivale dahil etmeyi önereceğim. Örneğin festival esnasında kadınlara yönelik bir film atölyesi kurulabilir. Böylelikle kadın yönetmenleri film yapmaya teşvik etmeye çalışacağız. Kadınlar sırf kadın kimliklerinden ötürü bir çok meslek dallarında görünürlük sağlayamıyorlar. Bunu kırmamız gerekiyor. Sadece Kürtlerden değil, yabancı izleyicilerden de yoğun bir talep oldu.
Festivalde bulunmayan ödül sahiplerini temsilen ödülleri festival organizatörleri teslim aldı. Ödül kazanan filmler gecede gösterilirken, festival görüntülerden derlenen kısa bir film de izleyicilerle paylaşıldı. Ödül ve kapanış gecesi, Kürt müzisyenlerin seslendirdikleri Kürtçe şarkılarının yanı sıra izleyicilerle birlikte söylenen Kürt marşı ile sona erdi.

Filmlerden seçmeler

En çok ilgi çelen filmler arasında izleyiciyi kah güldüren kah ağlatan Kürt ve İsveç ortak yapımlı ve Karzan Kader imzalı ‘Kimsesiz’ (Bekas) adlı film yer alıyor. ‘Bekas’, Zana ve Dana adlı kimsesiz iki erkek kardeşin 1990’lardın Güney Kürdistan’ından Amerika’ya gitmek için girdikleri maceraları anlatıyor. Amerika’da tanışmayı umdukları Superman’in ölen anne ve babalarını geri getirebileceğine inanan iki kardeş, zorlu bir yolculuğa çıkıyorlar. Mizahi dilin sıkça kullanıldığı film, kardeşlik olgusuna vurguda bulunurken, Saddam Hüseyin yönetimine de sıkça eleştiriler gönderiyor.  
İlgi toplayan diğer bir film ise Rojava devriminin ve mülteci konumuna düşen Rojava Kürtlerini anlatan Kürt yönetmen Aso Haji’nin çektiği ‘Son Sigara’ (Cixara Dawî) adlı belgesel film oldu. Suriye’de patlak veren savaşın ardından köylerinden Güney Kürdistan’a göç etmek zorunda  kalan binlerce Kürt mültecinin yaşadıkları zorlukların anlatıldığı film, amatör Kürt müzisyenlere de bolca yer veriyor.
Bol uluslararası ödüllü Kürt yönetmenler arasında başı çeken Hiner Saleem’in son filmi ‘Benim Güzel Pepperland’ım’ (Pepperlanda min a Şêrîn) adlı film oldu. Yönetmen Saleem’in de katıldığı film gösterimi kapalı gişe oynadı. Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra bağımsız savaş kahramanı Baran’ın köyde şerif rolünü üstlenir. Geldiği köyde ise hukuk sistemi işlememektedir.  Govend adlı müzik öğretmeni ile tanışması ile bütün hayatı değişir. Kürtçenin dört lehçesinin de kullanıldığı film, kovboy filmlerden esinlenirken ütopik bir dünya yaratıyor. Filmde ünlü İranlı oyuncu Golshifteh Farahani ile Kuzey Kürdistanlı Korkmaz Arslan rol alıyor.


ÖZLEM GALİP/LONDRA