158 yıl önce bir bahar günü, 8 Mart’da New York’daki 129 kadın emekçi, insanca yaşam koşulları için eylem yapmalarının bedelini, yanarak ölerek ödediler. Mart, ilkbaharın; kara kışlardan sonra yeniden güneşe, güne merhaba demenin başka bir adı. Doğanın canlanmasının, kış uykusundan uyanmanın vakti. Zulme, talana, tacize başkaldırmanın ayı. Newroza doğru yol alırken Mart ayı, yüzlerce kadın, gelecekteki kadınlara direniş ve isyan geleneğini devrederken, kendi yaşamlarından vazgeçtiler.  

Maalesef güzel ve adil olan hiçbir şeye ulaşmak kolay değil…Büyük acılar, bedeller ödemek gerekmekte. Bir de bu kadar büyük emek ve acıyla yaratılan değerlere layık olmak gerekmekte…

Günlerdir aklımda tek bir şey var: DAİŞ alçaklarının elinden kaçabilen Êzîdî kadınların tanıklıkları… 1938 Dêrsim Katliamından sonra, katillerin hizmetinde çalıştırılmak üzere götürülen Alevi Kürt kız çocuklarının hikayeleri gibi… Ya da 1915 Soykırımından sonra benzer trajediye maruz kalan Ermeni çocukları gibi… Tüm ailesi yok edildikten sonra kendilerinden 50-60 yaş büyük Sünnilerle evlendirilen Ermeni çocuk gelinler gibi… Vahşet bugün de sınır tanımıyor. 2015 dünyasında kadın ve çocuk bedeni üzerinden nice aşağılık pazarlıklar yapılıyor; nice tecavüzler gerçekleşiyor…

Nijerya’da 10 yaşındaki kız çocuğunun vücuduna bombalar bağlanarak bir pazar yeri havaya uçuruluyor.

Ya da Çat’da bir gecede binlerce kadın ve çocuk başta olmak üzere masum siviller, adına Boko Haram denilen DAİŞ’in ruh ikizi canilerce öldürülüyor.

Halen sayıları 7 bin civarında olan Êzîdî kadınları kayıp…DAİŞ’in elinden kaçabilenlerin anlattıkları ise, korkunç ötesi…Yaşları 5-6-8 ya da 10 yaşında olan yüzlerce Êzîdî çocuk, günde sayısız defa tecavüze uğruyor; 10 Dolar karşılığında Arap şeyhlerine satılıyor… Bu tam bir soykırımdır. Êzîdî Kürt nüfusu zaten dünya etnisiteleri içerisinde sayısal olarak korunmak zorunda olan bir nüfustur. Kürtlerin hafızasıdır Êzîdîler. Hal böyle olunca, erkek egemen zihniyetin tavan ismi olan DAİŞ, kadınlar aracılığıyla Êzîdî nüfusuna bir soykırım uyguluyor. Bu insanlık suçunun, ICC (Uluslararası Ceza Mahkemesi) önünde yargıya taşırılması, katiller ve tecavüzcülerin hak ettikleri cezaya çarptırılması için üzerimize düşeni yapmak, boynumuzun borcudur.

Başta Kürtlerin. Kürt kadınlarının. İnsan hakları savunucularının. Hukukçuların. Kendisine insanım diyen herkesin boynunun borcudur. 

Keşke bir kabus olsaydı tüm bunlar. Bir gece yarısı uyanmasıyla son bulsaydı…

Ama maalesef ki değil.

Gözleri çakır çakır, minicik çocuklarımız DAİŞ sürüsünün elinde. 

Bu acıyı ne bedenleri kaldırır ne de yürekleri.

Oyuncaksız, annesiz, kardeşsiz, okulsuz kalıverdiler bir sabah. Ve bugün şu saatlerde dahi kaç tanesi canına kıymakta, kaçı bir köle pazarında 10 Dolara satıldı, kaçı tecavüze uğramakta…Bilmiyoruz. 

Evet bizler bir 8 Martı daha böyle karşılıyoruz.

DAİŞ’i DAİŞ yapan zihniyet, birçok yerde iktidarda. İsminin DAİŞ veya başka birşey olması fark etmiyor. 

Gelelim Türkiye’nin 2014 "kadın karnesi"ne. İHD açıkladı önceki gün. 

"2014 yılında 296 kadın öldürüldü. 39’u intihar etti. 776 kadın toplumsal alanda şiddet, tecavüz ve tacize uğradı. 585 kadın darp sonucu yaralandı. 6 kadın "namus" adına katledildi.  13 kadın kuşkulu bir şekilde ölü bulundu."

Azami kar hırsının, doğayı talan eden endüstriyalizmin, ulus-devletin sonucudur kadın üzerinde iktidar sahibi, erk sahibi olmak.  

8 Mart bir gün gerçekten ilkbahar olacak. 

Newrozla buluşacak, yeni yaşamın müjdecisi olacak.

Sömürüsüz, adil, onurlu bir yaşamı getirecek 8 Mart…Kadınların eliyle dünya yeniden yeşile bezenecek…