Türkiye’de faşizm tüm toplumsal alanları denetimine almak için büyük bir saldırı yürütüyor. Demokrasiye ve muhalefete ait olan tüm gözenekleri tıkatmaya, politikayı bitirmeye ve halkları soluksuz bırakmaya çalışıyor. Bunun için darbeyi ve OHAL’i kullanarak mıntıka temizliği yapıyor. Bunun yanında Kürt halkına karşı da her yönüyle bir savaş yürütüyor. Bu durumda AKP ve MHP öncülüğündeki faşist cephenin acelesi var. Çünkü bu faşist blokun uzun sürmeyeceğini ve uzun vadeli halkları tutsaklık koşullarında tutamayacaklarının farkındalar.
En güçlü ve saldırgan faşist iktidarlar Hitler ve Mussolini öncülüğünde kuruldu. Bu iktidarlar dünyayı ve ülkelerini kana boğdular. Ancak halkların ve demokratik ittifakın direnişiyle birkaç yılda yerle bir oldular. Demokratik cephe ve sosyalist ülkeler güçlü mevziler kazandılar. Bugünkü Avrupa’nın birliğine giden yol böyle açıldı.
Artık herkesin gördüğü gibi AKP ve MHP ittifakı demokrasinin ilerlemesi için oluşmadı. 12 Eylül faşist anayasasını değiştirip yerine toplumsal uzlaşmaya dayalı demokratik bir anayasa çalışması yapmıyorlar. Gizli ve karanlık, uğursuz pazarlıklarla 12 Eylül anayasasını daha faşist bir temelde restore etmek için kumpas kurmuş durumdalar. Darbe ve OHAL koşullarında, halkı ve muhalefeti bastırarak yapılan yasa ve anayasaların hiç bir meşruiyeti yoktur.
Bütün basını ele geçirdiler. Tüm renkleri soldurdular. Onlarca radyo, TV ve gazeteyi kapattılar. Darbelerde bile yapılamayan yasak ve kuralları basına dayattılar. Erdoğan ve hempaları her gün onlarca kanalda canlı yayınlarda toplumu bezdirdiler. Buna rağmen hala Numan Kurtulmuş basını tehdit ediyor; “terör propagandadan besleniyor, basın ayağını denk atsın” diyebiliyor. Tüm ülkeyi kışlaya çevirmeye, talimatlarla yat kalk yaptırmayı önlerine koymuşlar. Faşizmin karakteri böyledir. Hep korku içindedir ve halka korku salarak ancak ayakta kalabiliyor. Yasak yasakları, baskı baskıları kovalar.
1 Kasım’da terör ve katliamlar eşliğinde iktidarı gasp ettiler. En temel argümanları da güvenlik politikalarıydı. Kasım 2015’in üzerinden çok zaman geçti. Bırakalım güvenli, istikrarlı bir ülke yaratmayı, Kürtlere sınırsız düşmanlık politikalarıyla ve demokrasi güçlerini bastırma girişimleri Türkiye’yi bir ölüm tarlasına çevirdi. Kimsenin can güvenliği yok. Ülke tam bir operasyonlar ülkesi oldu. Binlerce insan cezaevlerine dolduruldu. Cezaevleri ağzına kadar doldu. Yeni tutuklananlara yer açmak adli mahkumları dışarı salıyorlar.
AKP-MHP savaş koalisyonu bahara kadar PKK’yi bitirmeyi hedeflediklerini açıkladı. Ancak kış bitti, bahar kapıda. Kin, düşmanlık ve kanlı saldırılar dışında gözleri bir şey görmüyor. Buna rağmen aldıkları bir sonuç yok. Halka daha fazla yüklenerek suskunluğu ve hareketsizliği sağlamaya çalışıyorlar. Gerilla direndikçe uzun süre halkı da bastıramayacaklarını geçmiş deneyimlerinden biliyorlar. Bu açıdan Özgürlük Hareketi ve halkın etrafında içte ve dışta her türlü kuşatmayı sürdürmeye ve ittifaklarını artırmaya can atıyorlar. Ömürlerinin uzun olmayacağının farkındalar.
Hep söylediğimiz gibi faşizm geri çekilme, suskunluk durumunda daha da pervasızlaşır ve saldırganlaşır. Faşizmi çözmenin tek bir yolu var; o da direnmek ve örgütlenmektir. Faşizm direnen ve örgütlenen halkları teslim alamaz. Direnmenin koşulları ve potansiyeli vardır. AKP ve MHP ittifakının dünyadan alacağı fazla bir destek yoktur. İçeride de Kürtlerin dinamik yapısı ve direnişi tüm toplumsal kesimlere moral ve cesaret veriyor. Anti faşist güçler ortaklaşırsa muazzam bir enerji ortaya çıkar. Kürdistan’daki serhildanlar, Gezi direnişi bunun en iyi örnekleridir.
Önümüzdeki günlerde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Newroz gibi özgürlük bayramları var. Bu günlerde meydanları direniş ve bayram yerlerine çevirmek hiç de imkansız değildir. Faşizme karşı olan güçler halkın içine girer ve örgütlerse, direniş sel gibi akmaya baslar. Ancak güçlü direniş dalgaları faşizmi önüne katıp devirebilir. Toplum üzerindeki korku ve tedirginlik asılır, ortaya çıkan örgütsel boşluklar giderilirse direniş ve halk hareketi geçmişten daha güçlü olacaktır. AKP ve MHP faşizminin halk düşmanlığı milyonlarca insani doğrudan etkilemiştir.
8 Mart, Newroz, referandum kampanyaları, ardından 1 Mayıs derken bahar ayları baştan başa direniş ve örgütlenme aylarına dönüştürülmelidir. Direnen ve umudunu canlı tutan halkları teslim alacak bir güç yoktur. Faşizmi yenerek Türkiye ve Kürdistan’ı gerçek bir bayram yerine çevirmek imkansız değildir.