Askeri vesayet ne demektir?
Askeri vesayet, askerin “hükümet” üstündeki vesayeti demektir. Askeri vesayet rejiminde Hükümet askere ne yapacağını söyleyemez, asker hükümete ne yapacağını söyler…
Sonuçta, askerin “yap” dediğini “hükümet” yapar. O halde, hükümetin “yap” dediğini asker “yaptığı” zaman ne olmuş olur?
Tali meselelerde fark olsa da, temel meselelerde hiçbir şey değişmez. Eğer toplumun üstünde devlet vesayeti ortadan kaldırılmamışsa, er ya da geç, her şey aslına döner. Devlet şöyle bir sallanır, yalpalar, sonra yeniden “nispi” olara “özerkleşir”…Bu “özerkleşme” devletin şu ya da bu kurumunun, seçilmiş organlar üstünde şu ya da bu ölçüde (parlamenter sistemin istikrarı oranında) “vesayetine” yol açar. Şike yasasıyla ilgili olarak ortaya çıkan durum bu.
Başbakan’ın hastalanması Hükümeti bir an için sendeletince, devletin “yargı” kurumu, giderek “özerkleştiğini” ortaya koydu; Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi, yasanın Meclis’ten geçirilmesini beklemeden, eski yasaya göre hazırlanan iddianameyi, önünde hala süre olduğu halde alelacele kabul etti. Yine bazı söylentilere göre, polis de bu konuda Hükümeti “aşan” bir cevvallik gösterdi. Geleceğin yeni vesayetinin ip uçları, henüz tüm açıklığı ile olmasa da ortaya çıkmaya başladı. Şimdilik bu vesayet “polis, yargı vesayetidir”. Ordunun da gelecekte bu “vesayet” rejiminde kendi rolünü oynayacağı açıktır.
“Ordu, polis ve yargı vesayeti” bu gidişle kaçınılmaz bir akıbettir. Devletin özü gereği böyledir. Devlet aygıtı bütün ülkelerde şu ya da bu ölçüde “özerk”tir. Bu “özerkliğin” parlamento ve hükümetler üstünde “vesayete” yol açması özel koşulları (toplumsal çelişkileri uzlaşmaz hale getiren yıkıcı kriz, savaş, ayaklanma v.b.g.) gerektirir. Böyle koşullarda bütün parlamentolar ve hükümetler, devletin baskı aygıtlarının etkisine, yani vesayetine girerler. Aygıt ne yapılacağını böyle koşullarda hükümetlere dikte eder.
Türkiye’nin içinde bulunduğu yeni koşullar, şimdilik ordu vesayetinden çok polis-yargı vesayetine uygundur. Ordu vesayeti ancak “darbe” tehdidiyle sağlanırken, “polis-yargı vesayeti” “polis operasyonları” ve keyfi “tutuklamalar” yoluyla sağlanmaktadır. Şu anda polisin ve yargının keyfi olarak gözaltına alıp, hapse atamayacağı, Hükümet yanlıları da içinde, hiçbir güç kalmamıştır. Bu vesayetin çıplak bir hale gelmesi için, Hükümet partisinin tökezlemesi, ekonominin beklendiği üzere baş aşağı gitmesi, Kürt sorununda izlenen siyasetin bahar ayıyla birlikte örneğin, kanlı çatışmalarla çökmesi, Suriye bataklığına sürüklenen Türkiye’nin ağır askeri risklerle yüz yüze gelmesi yeterli olacaktır…
İlk belirtiler, dediğim gibi, şimdiden, en küçük bir tökezlemede (Başbakanın sağlık durumunun yarattığı kuşku ile birlikte) ortaya çıkmıştır. Sonucu kesindir: Bu ilk vesayetçi durum AKP’nin 70 kadar vekilini etkilemiş ve bunlar Başkanlarının “talimatına” rağmen Şike yasası oylamasında Meclise gelmemiştir.
Bu yapısal bir durumdur. Hiçbir parlamenter önlem, hiçbir geleneksel demokratik anayasa, yasa ve hukuk sistemi devletin “özerkleşme” eğilimini ve bunun politik sonucu olarak bu “özerkleşen” yapının parlamenter sistem ve hükümetler üzerindeki vesayetini önleyemez. Çünkü devletin kendisi yalnız parlamentoların ve hükümetlerin üstünde değil, toplumun üstünde “egemenlik” demektir. Devlet aygıtı, egemen sınıf adına, ondan görece “özerkleşerek” ve hükümet aracılığı ile toplumun üstünde “vesayet” kurar.
“Devletin özerkleşmesi” her zaman gerici ve halk karşıtı sonuç doğurur. O halde “devletin özerkleşerek” (hükümet üzerinde olsun ya da olmasın) toplum üstünde vesayet kurmasının alternatifi nedir? Toplumun devlet üzerinde “egemen” olmasının biçimsel yolu parlamentarizmdir. Bu biçimsel olarak bir alternatiftir. Devlet aygıtının özerkleşmesini önlemez, onun vesayetini gizler ve şiddetini azaltır. O kadar.
Bu alternatifin karşısına geçtiğimiz yüzyıl boyunca getirilen ikinci alternatif, bir devrimle bu devleti yıkmak ve yerine devlet olmayan devlet anlamında toplumun ezilen kesiminin egemenliğini kurmak olmuştur.
Ancak “tek ülkede sosyalizm”, ne yazık ki, “devlet olmayan devlet”e değil, bir başka “bürokratik vesayete” yol açmıştır. Bir “dünya devrimi”nin ufukta görünmemesi ise, tek yolun vesayeti “gizleyen ve şiddetini azaltan” parlamenter temsili sistem olduğu inancını güçlendirmiştir.
Oysa “devletin özerkleşmesine”, yani “özerkleşmenin bu anti demokratik” yoluna karşı demokratik bir alternatif vardır. Bu, “demokratik özerklikten” başka bir şey değildir.
Demokratik Özerklik demek, toplumun bütün katmanlarıyla, dikey ve yatay bileşenleriyle ve ortaya çıkan gönüllü “toplum parçalarıyla” devletten özerkleşmesi demektir. Birey, ancak içinde yer aldığı özgün toplumsal kesimin devletten özerkleşmesiyle birlikte özgür olabilir.
Kürt Özgürlük hareketinin bu programatik alternatifini alaya alan snop aydın, AKP’yi desteklerken, onun gizlediği “polis-yargı vesayetini” desteklediğini anlamıyor…