Yani temel bir insan hakkı olarak vicdani ret, „vicdanın reddettiği bir işi gerçekleştirmemek“ için kimseden izin almayı öngörmemektedir.
***
„TC. tarafından Kürdistan özgürlük hareketine karşı sürdürülen kirli savaş, halkların barış istemlerine karşın acımasızca sürüyor. Bu haksız savaşın yıkıcı sonuçları sadece Kürdistan’da ve Kürt insanı üzerinde sınırlı kalmadı. Türkiye’de, Türk halkı üzerinde de çok daha uzun vadeli ve daha yıkıcı olan sonuçlar üretildi. Bu sonuçlar salt, işçi sınıfının savaşa akıtılan emeğinin sosyal refah düzeyini düşürücü etkileri ya da ekonomik kriz-enflasyon gibi ekonomik sonuçları ile de tanımlanmamalıdır. Savaş, toplumsal değerler sistemini bütünüyle çökertti; insan kirlenmesinin yoğunluğu, yaygınlığı ve hızı toplumun dayanabilme sınırlarını çoktan zorlamaya başladı. (...)
Bu sisteme tarafsız kalınamaz. Bugün barış için bir şeyler yapmayanın yarın savaşın sonuçlarından, zulüm ve yoksulluktan şikâyet etme hakkı da olamayacaktır. Bu sisteme hayatın her alanında eylemli olarak karşı çıkmak gerekmektedir. Yani, savaşı sürdüren TC’ye kan vermemek gerekir. Militarizme ve onun sürdürmeye çalıştığı sisteme kan vermemek gerekir.
Bu nedenle, biz aşağıda imzası bulunan birey ve kurumlar, savaşın yaşandığı bir ülkede hangi nedenle olursa olsun ve hangi biçimde yansırsa yansısın askere gitmemeyi öneriyoruz.“
***
Yukarıdaki yazı, 1995 yılında vicdani retçi Osman Murat Ülke’nin, 7 Ekim 1996’da ret eyleminden dolayı tutuklanması üzerine, tarafımdan kaleme alınarak, bir grup yoldaşımla birlikte ‘dayanışma’ amacıyla başlatılan kampanyada kamuoyuna imzaya açılmıştı.
Yıl 2011, Kasım.
Türkiye aynı şeyleri ama daha geri bir demokrasi düzeyinden konuşuyor. Devletin vicdani redde karşı gerekçesi Anayasa’daki ‘her Türk vatandaşı... zorunludur’ türünden açıklamalar olmaktan da çıkarılarak, ‘Mehmetçik’ tanımının ‘Küçük Muhammed’ sözünden türemesi, peygamber ocağı olması gibi İslami gerekçelerle açıklanır olmuştur. Askeri Yargı ise bir kararında, “vicdani ret düşüncesinin savunulmasının değil, vicdani retçi olduğunun açıklanmasının suç teşkil ettiği”ni kabul ederek, temel bir insan hakkı olan ‘vicdana uygun davranış’ı yasaklamıştır.
Türkiye demokrasisinin geldiği kritik nokta budur: AKP Devleti’nin İslam-Türk sentezinin diktatoryal sistemi, temel insan hakları üzerine bir örümcek gibi ağlarını örüyor.
Türkiye politikası, demokratik aklı çoktan reddetti, toplumsal ahlakı tüketti, vicdan kalır mı yerinde ki reddi konu olabilsin?
Bugün devletin, başta Kürt halkı olmak üzere halklar ve emekçi sınıflara karşı acımasız ve kirli bir savaşı ısrarla sürdürmeye çalıştığı Türkiye’de „bedelli ya da bedelsiz“ tartışmaları savaş aracına katılım üzerinden değil, „halkların kaybettiği değerler“ üzerinden yapılmalıdır. Savaşın gerçek bedeli bir bütün olarak insanlığın kaybıdır. Bu nedenle askerliğin bütünüyle reddi insanlık onuru için mücadelenin de adı olacaktır.
***
AÇIKLAMA: Türkiye Sosyalist Hareketi’nin önderlerinden İsmet Öztürk’ü kaybettik. O devrimci saflarda ‘halk tipi’nin gerçek örneğiydi. Alçak gönüllüğün, kararlılığın ve sadece politik alanlarda değil, bireysel yaşamında da „sosyalist devrimci duruşun“ adıydı. Duruşu, yolumuzda ışık olsun.