• Tüm dağların anası olan Koye Spî, mağrur, gururlu, başı dik halde barışını arıyor. Sıddıklar, Lezginler, Rodiler, Raperînlerin uğruna canlarını adadıkları barış, bu yüzden kutsaldır.

NURETTİN DEMİRTAŞ

Bingöl-Elazığ hattında Temmuz ayının özel bir yeri ve anlamı vardır. Yaşayan tanıkların anlatımıdır:

1985 Temmuz'unun son günleriydi. Bir gece çok yoğun silah sesleri geldi. Herkes neler yaşandığını tahmin ediyordu fakat kendi başlarına gelecek olanlardan habersizdi.

Sabah saatlerinde Bingöl’ün Genç ilçesinden askeri sevkiyat yapıldı. Silah sesleri, Kelaxsi köyünün mezrası olan Çırê Xirab (Suveren) mezrasında bulunan karakoldan yükselmişti. İlçeden gelen askerler büyük bir hışımla köydeki tüm insanları götürdü. Aralarında üç ay önce doğum yapmış bir ana ve bebeği de vardı. Köyde hiç kimse kalmamıştı. Öğleden sonra ise Kelaxsi köyüne girdiler. Herkesi meydanda topladılar. Akşama doğru Suveren Karakolu'na getirdiler. Büyükleri balta saplarıyla dövüp çocuklara izlettiler. O çocukların bazısı büyüdü ve mücadeleye katıldı. Bu anıları bile o günün çocuklarından dinlediğimizi de belirtelim:

Meydan dayağından sonra çocuklar ve kadınlar dahil herkesi karakola götürdüler. Çocukları bir gün sonra, yaşlıları ise üç-dört gün sonra bıraktılar fakat 12 kişiyi okul binasında işkenceye aldılar. Aralarında Sıddık Hoca da vardı.

Katletmekle yetinmediler

Mehmet Sıddık Bilgin, Seysmalon (Şêxismailon) köyünde öğretmenlik yapıyordu. Halk arasında çok seviliyordu. Bir de Şêx Seîd döneminde etkili olmuş bir aileden geliyordu. Bu yüzden hedef seçilmişti. O kadar çok işkence yapmışlardı ki bedeni daha fazla dayanamamıştı fakat zebaniler, Hoca'nın ölümünden dolayı paniklemişti. Grubu toplayıp Suveren’e doğru yola çıkmışlardı. Kelaxsi ile Suveren arasındaki Düz Raşti denilen bölgeden geçerken askerler işkenceyi gizlemek için kaçma görüntüsü vermek istemiş ve cansız bedenine ateş açmıştı. Böylece Hoca'nın işkenceyle katledilmiş bedenine bir de kurşun yağdırmışlardı.

Vahşet gizlenemedi, cenazesi alındı

Cenazesini Suveren Karakolu'nun bahçesine gömdüler lakin ne yapsalar da vahşeti gizleyemediler. Ailesi, hukuk mücadelesi verdi. Aylar sonra cenazesi çıkarıldı ve köyde defnedildi. O gün bugündür işkencede katletmelerin, vahşetin, soykırımın sembolü olarak Mehmet Sıddık Bilgin’in sesi Koye Spî Dağı'nda yankılanıyor. Aynı köyden olan sanatçı Şarık Apo, bu olayı bir kilamla anlatarak yaşanan trajediyi tarihe kaydetmiştir.

Müzeyyen Bilgin’in kardeşleri

Sonraki yıllarda Sıddık Hoca’nın eşi Müzeyyen Bilgin’in iki kardeşi özgürlük mücadelesine canını adadı. Lezgin Bilgin (Zagros) 1992’de Rubarok’ta şehit düştü. Rodi Bilgin ise 1996’da Tokat-Zile’de tutukluyken hastaneye götürüldüğünde Özdemir Kocahal ile kaçmaya çalıştıkları iddiasıyla taranarak şehit edildiler. Oysa ki Rodi’nin tahliye olmasına sadece 6 ay kalmıştı…

Müzeyyen Bilgin ve Siraç Bilgin kardeştirler. Ona Siraç Kekuyan denilirdi; Kekuyan ailesi olarak bilinirlerdi. “Vejina Kurd” belgeselinin geçen haftaki bölümünde “Zap Cumhuriyeti” sözleriyle ve yaptığı programla anılmıştı.

Ölümsüzler kervanı giderek büyüdü

Bilgin ailesi, ülkeye, dağlara, zindanlara, hatta Murat Nehri'ne can vermiş bir ailedir. Kimi akrabaları da Bilin ve Seçer soyadını taşıyor. Şehit Lezgin’in adını alan Abdülillah Seçer (Lezgin) direniş geleneğini yaşatırken 2008'de Amed/Pîran dağlarında ölümsüzler kervanına katıldı. Son olarak Mizgin Bilin (Raperîn) özgürlük saflarında yiğitlik sembolü haline geldi.

Bu direnişlerin ve acıların kökeni, 100 yıl öncesine gidiyor. Aile, Şêx Seîd direnişine katılmıştı. Ailenin büyüğü Şêx Şerif bölgede halen çok büyük saygıyla anılıyor.

Yeni bir aşama, yeni bir başlangıç

1924 Temmuz'unda Lozan imzalanmış, 1985 Temmuz'unun sonunda Sıddık Hoca katledilmiş ve 2015’in 24 Temmuz'unda son savaş başlamıştı. Uçak bombardımanlarıyla başlayan bu savaş kimyasal silahların kullanılmasına kadar varmıştı. Halen anlatılmamış direniş anılarıyla dolu olan bu savaş, topyekûn bir yok etme savaşıydı fakat direniş bunun önüne geçti. Sonra bilindiği gibi gelişmelerin seyri değişti. Nihayetinde barış için bir fırsat oluştu. Yeni bir aşama ve yeni bir başlangıç için bu anılardan aldığımız güçle daha fazla çalışmak, mücadele etmek gerekiyor. Bilgin ve diğer aileler, bugün barışı savunuyor. Barış da bir hak mücadelesidir ve onlar, barış hakkını en çok hak eden ailelerdendir.

En değerli karşılık, onurlu bir barış

Şimdi tüm dağların anası olan Koye Spî, mağrur, gururlu, başı dik halde barışını arıyor. Sıddıklar, Lezginler, Rodiler, Raperînler barışını arıyor. Uğruna canlarını adadıkları barış, bu yüzden kutsaldır. Aileleri ve benzer acılar yaşamış tüm aileler, bu barışı görmeyi büyük bir özlemle bekliyor. Yaşananları kin ve nefret gerekçesi yapmıyorlar. Bu acılara en değerli karşılığın onurlu bir barışla verilebileceği bilinci ve sorumluluğuyla hareket ediyorlar. Bu iradeye saygı duyulmaz mı?

En uzun yolun bir adımla başlaması gibi “barış ve siyasallaşma” sürecinin yasallık kazanmasının da böyle bir adımla yeni bir başlangıca vesile olması dileğiyle acılarını andığımız ailelerin onurlu duruşunu selamlıyor bir kez daha şehitlerimizin aziz anıları önünde hürmetle eğiliyoruz.