Bugün eylemimizin 8. gününe girmiş olduk. Henüz yolun başındayız. Deyim yerindeyse merdivenin birinci basamağındayız daha. Açlığın ağırlığını hissedemeyecek kadar yeniyiz. Nefesimizin kokusunu bile hala hissetmiş değiliz. Bu nedenle zaman zaman gezip volta atıyor, zaman zaman gelen ziyaretcilerle dolaşıyor, bazen de dışarıda kiliseye ait avluya cıkıp bizi görmeye gelen gençlerle sohbet ediyoruz.
Yoğun bir ziyaret akını var. Paris, İsviçre ve Almanya’dan gruplar halinde gelen Kürtler, daha şimdiden bizi yalnız bırakmayarak adeta bağrına basıyor. Gençler ve kadınlar daha da ağırlıkta olduğu görünüyor. Zaman zaman bizi ziyaret edenler arasında yabancılar oluyor. Gelen halkla güncel gelişmelerle bağlantılı olarak siyasi gelişmeleri de değerlendiriyoruz. Herkes son derece duyarlı. Daha çok “gelişmeler nereye gidecek” sorusuyla karşılaşıyoruz. AKP’nin tasfiye konseptinin ve bu konseptin Kürt Halk Önnderi Sayın Öcalan’ın durumunu nasıl etkileyeceği sorusu da temel bir soru olarak sorulan bir soru oluyor.
Eylemin amacını ve gidişatını anlatırken, zaman zaman duygusal anlar da yaşanıyor. Gizliden gözyaşı dökenlerin yanında, AKP ve uluslararası güçlere karşı büyük öfke duyanlar daha çok ağırlıkta. Öcalan denilince, deyim yerindeyse akan sular duruyor. Büyük bir sessizlik, hüzün ve üzüntü çöküyor. Gözlerimiz ister istemez boşa bakan gözlere takılıyor. Soru sormaya, karşı taraftan sözlü bir şeyler öğrenmeye bile gerek duymuyor insan. Zira her şeyi boşluğa takılan gözlerden görmek, anlamak ve bir şeyleri yapma istemini okumak mümkündür. Bu nedenle biz de gelen ziyaretçilere fazla soru sormuyor, daha çok gelen sorulara yanıt vermeye çalışıyoruz.
Ama ziyarete gelen her Kürdün çok ağır bir sürece girdiğini, buna karşılık da büyük direnilmesi, topyekün bir direnişle sürece yanıt verilmesi gerektiğini de gayet iyi biliyor. Her yönüyle zafere kilitlenmiş olan bu halk, birgün mutlaka özgür bir ülkeye kavuşacaklarına olan inancım tamdır. Gelinen aşamada bu halkı kimse durduramaz! Buna ruhumun en derininden gelen inancımla inanıyorum.
***
Kıyaslama, iki şeyin, daha doğrusu iki olgu arasındaki farkı anlamak, yaşanan sürecin düzeyini ölçmek içindir. Bugünü daha iyi anlamak için mutlaka düne uzanmak gerekiyor. Bu yapılmasa bugünü anlamak, güncelde yaşanan olayları bilince çıkartmak mümkün değildir.Bu nedenle Açlık Grevi denilince Büyük Ölüm Orucu’na uzanmamak, Hayri’yi, Kemal’i, Akif ve Alileri anmamak mümkün mü? “14 Temmuz eylemi” sadece Kürtler için değil, Mezopotamya halkları için de bir milattır. Kürdün kaderini belirleyen en önemli fedai eylemidir. Özgürlüğün, adalet ve hakikatın kilometre taşı rolünü oynayan kutsal bir isyandır.
Bu anlamda, bu kutsal eylemin yaratıcıları ve fedaileri olan şahsiyetleri de en az eylemin kutsllığı kadar kutsaldırlar. İşte tam otuz yıl sonra bu kutsal insanların açtıkları yoldan yeniden yürüyorüyoruz özgürlük ve hakikat için. Onların ruhunda ve şahadetlerinde büyük bir hakikatın olduğunu artık gayet iyi biliyoruz. Bunu ruhumuza yedirdiğimiz oranda onları daha iyi anlamaya başlıyoruz.
***
Evet, otuz yıl önce. Yeni bir nesili yaratmış olan bu otuz yılda o kadar çok şey değişmişti ki? Yeni bir ruhu, yeni bir bilincin yanın da, bir de yeni bir nesil yaratmıştı 14 Temmuz ruhu. Aslında bu ruhu temsil eden yeni nesildir. Etrafıma bakıyorum, sağıma soluma göz gezdiriyorum. Bizi ziyarete gelenlerin çoğu yeni nesil. Benimle birlikte eylemde yer alanların çoğu da 14 Temmuz ruhuyla büyümüş yeni bir nesil. Birkaç kişinin dışında hepsi genç. Grubun en genci 23 yaşında Öner Uludağ. Büyük ölüm orucundan 7 yıl sonra dünyaya gelmiş Öner, 14 Temmuz’u anne ve babasından öğrenerek büyümüş ve bugünkü bilinç boyutuna ulaşmıştır.
Eylemin ilerleyen günlerinde Hayri Durmuş şunları söylemişti: “Belki bugün kimse sesimizi duymayacak, belki attığımız çığlık duvarların dışına ulaşamayacak ve büyük ihtimalle bedenimiz eriyerek öleceğiz ve belki de bu karanlık zamanda cenazelerimize sahip çıkacak kimse olmayacak, ama çok iyi biliyorum ki, yarın eylemimize büyük saygı gösterilecek ve belki de hareketimiz büyük bir ulusal başkaldırışın gerekçesini yapacak.” Hayri’nin bu sözleri, ilk aklıma genç bedenini özgürlük için ölüme yatıran genç Öner’i getiriyor. Sadece o mu, Nigar, Mecbure, Gülistan, Harun ve diğer genç eylemciler, henüz gençliğin baharında bedenlerini yatırmışlar özgürlük ve insanlığın kurtuluşu için...
Kemal Pir, “eylemimizin etkisi bugün değil, gelecekte ortaya çıkacak. Bizimki bir kıvılcımdır, ama biliyoruz ki bir kıvılcım kocaman bir bozkırı tutuşturabilecek kadar gücü vardır” dediğinde, o zaman gerçekten de fazla anlamış değildim. Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki, o zifiri karanlıkta çakılan kıvılcım, bugün kocaman bir bozkırı tutuşturmuştur. İşte özgürlük bu ateşten mayalanacaktir.

fuatkav@hotmail.com