‘’Ah tanrım, bu mudur yarattığın dünya/ yedi günlük mucize ve emekten sonra’’ der, Viktor Jara. Şarkıcı bu dizeleri mırıldandığında öldürüleceği stadyumda kendi gibi beş bin insanla beraberdir. Az önce bir kaburga kemiği kırılmış, dışkı dolu yerlerde sürüklenmiş, gitar çalan parmakları tek tek parçalanmıştır… Şarkısı yarım kalmıştır Jara’nın. Çünkü az sonra kendi gibi yüzlerce insanla birlikte kurşuna dizilecektir… Tanık olduğu insanlık dışı manzara yüzünden, tanrısına da sitemlidir. 
5 yıl geçmiş aradan... Davaların verdiği umutsuz yorgunluktan başka, adaletine olan inancın sarsıldığı bir Türkiye kalmış aklımızda. Bu beş yıl içinde, bir sonraki bir önceki felaketi gölgeleyerek ilerlemekte, çektiğimiz acımız katmerlenmekte... Başka da bir şey yok sanki...
Hesap sormak tuhaf kaçıyor bu karede. Halk neyin hesabını sorabilir? Kitle dediğin sürü, sadece hesap verebilir.  Vagonlarında hüzün ve üzüntü taşıyan trenin son istasyonu bizim mahalle... Sonra biz bitirmezsek sürecek denilen dava, bugün itibariyle kalacak divana... Hesabını sormak bir yana, her yıl 19 Ocak’ta yürüyeceğiz biraz daha eksilerek, çünkü adalet bizim için içi geçmiş bir umuttur; gerçekleşmeyen düş, gelmeyen gelecek... Eksileceğiz, tüm diğerlerinde olduğu gibi... Acının ve ağrının sahiplerine bırakacağız yası, yeni bir yası tutmak için zamana yayacağız öfkemizi...

***
 Bu dünya bir pencere:
‘’Son bir el sallasaydım keşke...’’
‘’O gün tartışmıştık, ahh bilseydim dönmeyeceğini hep böyle…’’
‘’Baba bana bebek al dedim en son, 20 yıl geçti...bir bebeğim var şimdi...’’
‘’Yavrum dedim, oğlum dedim, n’apcan bunca kitabı dedim... Karakoldan da aynı böyle sormuşlar işte...’’
‘’Öyle kötü dövmüşler ki, morgda teslim edildiğinde bana, yok dedim, bu benim kızım değil... Kolunda seçkince bir yara... Anamda da vardı ya... Bu dedim memur bey, bu benim kızım-mı şimdi?’’
‘’İnsan yanığı nasıl kokar bilir misiniz? Ben de bilmezdim...’’
‘’Kolum bir köpeğin ağzındaymış sonra...’’
***
 Bu dünya bir pencere:
Gece 3’te alınır yatağından, uyku delidir hep o saatlerde 
Evden ekmek almaya çıkar, ayağında şıpıdık terlikleri...
Telefon kulübesinde asılı kalır sesi...
Bir aracın kapısını açmaktadır hemen öncesinde...
Eline çantası, bir ekmek ve çocuğuna bir oyuncak belki...
Bir şey soracağız diye karakola çağrılır...
Çantasını taşımaya götürülür komutanın, sonrası 19 sene...
Çantasında kitap bulunur, yasaklanmış...
Lisede öğrencidir, anarşiye eğilimlidir...
Memleketi ele verir devrimciliğini...
Gözünüm üstünde kaşı vardır, daha ne olsun!!!
Atleti terlidir, belli ki eylemcidir!


***
Şiir tarihten sonra gelir. O nedenle zaman tarihin değil, şiirin bahçesidir. Jara şiirler yazmış, onları coşkuyla bestelemiştir. Yüz binlerle aynı anda aynı umutlu bekleyişle söylemiştir. Gitarının tellerinde geçmişin izi yok, dokunduğu hep gelecektir…
Oysa gelecek hiçbir zaman gelmeyecektir. O büyülü adanın feneri, tarihin her evresinde karanlığa gebedir.
Ne mi olacak?
Kendime de salık vereceğim iyi bir çözümüm yok. Ancak sorulmuş bir sorudur, yineleyeyim ben de: ‘’Adaletsizlik yaratmadan nasıl adaletsizlikle savaşılabilir? Söylesenize…’’